Ana içeriğe atla

Kur’ân Fenomeni Malik Bin Nebi



Kur’ân Fenomeni Malik Bin Nebi



FENOMENOLOJİK BİR KUR’ÂN İNCELEMESİNE DOĞRU… (YUSUF KAPLAN)

Malik Bin Nebi, ihmal edilmiş, gereken değer verilememiş Cezayirli düşünür. Son yüzyılın en büyük düşünürlerinden biri. Özgün eserlere imza atmıştır; bunun için de ideolojilerin hapishanesine kilitlemeden çağını aşabilen ve ufka işaret eden bir düşünür olabilmiştir.

Cezayirlidir: Fransız sömürgeciliğine karşı verilen son direniş ve kurtuluş hareketinin en ön saflarında yer almış bir Cezayirli düşünür. Ülkedeki Fransızlaşmanın, Fransızcanın ve Fransız kültürünün başta elitler, toplumun üst kesimleri olmak üzere bütün bir Cezayir toplumunu adeta esir alması Cezayir’in siyasî bağımsızlığına kavuşmasının, zihnî ve kültürel bağımsızlığına kavuşması anlamına pek fazla gelemeyeceğinin yakıcı göstergeleridir.

İslâm Düşüncesinin Özgünlüğü: İlâhî Şuur’un Peygamberî Şuur Vasıtasıyla Beşerî Şuur’u İnşa Etmesi ve Dönüştürmesi
O yüzden Malik Bin Nebi, elinizdeki kitaba, Cezayirli genç kuşağın ve entelektüellerin İslâm’ın anlaşılması sürecinde en temel meselelerde ve neredeyse hemen her alanda sadece Batılı eserleri ve oryantalistlerin bakış açılarını benimsediklerini ve kendi-kendini sömürgeleştirici, bakışı ve duyarlıkları sakatlayıcı bu yaklaşım biçimi ve düzlem terk edilmediği sürece İslâm’ın doğru ve hakkıyla anlaşılmayacağına dikkat çekerek giriş yapar.

Malik Bin Nebi, bu Batılı, oryantalist, dolayısıyla bakışı sakatlayıcı ve duyarlıkları kötürümleştirici “dışarı”dan “içeri”ye bakışın İslâmî Araştırmalar alanına, Kur’ân incelemelerine kadar sirayet ettiğini; o yüzden çağdaş bir İslâmî diriliş hamlesinin ve medeniyet sıçramasının gerçekleştirilebilmesi için, her şeyden önce, bu ödünç akıl’ların ve ödünç bakış açılarının terk edilmesi gerektiğini, ondan sonra da her alanda İslâmî bir dil ve duyarlık geliştirilmesi çabaları üzerinde yoğunlaşılmasının zaten kaçınılmaz olduğunu hatırlatır bize.

Malik Bin Nebi, şaheseri olarak görebileceğimiz bu en özgün eserinde, en temel meselemizle, varlığın ve hakîkatin yol haritalarını sunan, her şeyin kaynağı İlâhî Söz’le, kutlu kitabımızla ilgileniyor. Ve sonunda, ortaya çıkan eserde, İslâm düşüncesinin özgünlüğünün burada gizli olduğunu Kur’ân’a ilişkin ilk kez esaslı ve sarsıcı bir fenomenolojik yaklaşım geliştirerek gösteriyor: İslâm düşüncesi, başka hiçbir medeniyetin düşünce geleneğinde olmayan bir derûnîliğe ve özgünlüğe sahip: Bu özgünlük, İlâhî Şuur’un Peygamberî Şuur vasıtasıyla Beşerî Şuur’u inşa etmesi, insana zamanlar ve mekânlar ötesi bir ufuk çizgisi armağan edebilmesidir.

Özelde Kur’ân’ın anlaşılması, genelde özgün bir İslâm düşüncesinin geliştirilmesi ve yaşadığımız medeniyet buhranının aşılması sürecinde Malik Bin Nebi’nin geliştirdiği bu teorik çerçeve, önümüze yeni ufuklar açıyor. Malik Bin Nebi’nin üç şuurun bütünleşmesinden oluşan teorik çerçevesinin, örneğin, şu ân Ramazan mevsiminde olduğumuz için Ramazan’a uyarladığımız zaman ne kadar zihin açıcı olduğunu görebiliriz.

Üç Şuur’un Tezahürü: Ramazan Örneği
Ramazan, İslâm’ın özü ve özeti bir mevsim. Ramazan’da İslâm’ın Müslümanlardan talep ettiği bütün ilkeler hayat buluyor. İlâhî şuur’un peygamberî şuur vasıtasıyla beşerî şuura dönüştürdüğü insan tipi, dünya resmi ve hayat tasavvuru, Ramazan mevsiminde bütün yönleriyle ve gerçekliğiyle hayat buluyor. Üstelik de Ramazan’da bütün bunlar, yani İslâm’ın özetlenmesi çabası, olağan bir iş’le, olağanüstü bir işleme dönüştürülerek gerçekleştiriliyor.

Bu, özetlerken özü özümsemenin kazandırdığı bir özellik. Fenomenolojinin izah edebileceği olağanüstü bir durum: Yaşanan tecrübeyi olağanüstü kılan fenomen, doğrundan oruç üzerinde yoğunlaşılıyor olmasıdır: Bir ibadet üzerinden İslâm’ın insandan talep ettiği İlâhî şuur’dan peygamberî şuur’a, oradan da beşerî şuura intikal ettirilen bütün emirler, ilkeler, tasavvurlar, tahayyüller eş zamanlı olarak harekete ve hayata geçiriliyor.

Yani biz, bu üç farklı şuur düzlemini de Ramazan’da aynı ânda tecrübe edebilme imkânına kavuştuğumuz için, oruç tutmakla sadece oruç tutmuş olmuyoruz; orucun bizi tutmasına, tutup kaldırmasına, başka bir düzleme taşımasına da tanıklık etmiş oluyoruz: Böylelikle varlığa, topluma, tabiata ve hakikate dâir bütün bir anlam haritasını ve anlamlandırma pratiklerini de aynı ânda hayata ve hareke geçirmiş oluyoruz.
Yusuf Kaplan
Ramazan’ın en önemli özelliği insanı bütün tabiatlarla ve bütün hakikatlerle buluşturuyor olmasıdır. Yine fenomenolojinin izah edebileceği bir harikulâdelik de burada gizli. İnsan, Ramazan’da oruç tutarken bizzat tabiatı tecrübe ederek keşfediyor; hava’nın, su’yun, gece’nin gündüzün rengini, kokusunu, dokusunu bilfiil soluyor. Ramazan orucu, bir ay boyunca tabiatla kurduğumuz ilişkiyi yıkıyor ve tabiatla doğrudan, yaşayarak, organik bir ilişki kurmamıza imkân tanıyor.

Böylelikle hem tabiatın keşfedilmemiş kıtalarını bizzat hava’yı, eşyayı bambaşka bir hâlet-i ruhiye ile soluyarak keşfedebilme imkânına kavuşuyoruz; hem de bir yandan eşyanın hakîkatini, öte yandan da insanın kendi hakîkatini -zaaflarını ve erdemlerini- keşfetmesi sürecini bilfiil yaşıyoruz.

Özetle aç kalmak gibi olağan, sıradan, alelade bir iş’le; tabiatla, kâinât’la, Yaratıcı ile, diğer varlıklarla ve bizzat eşyanın kendisiyle topyekûn olağanüstü, fevkalade bir ilişki kuruyoruz. Ramazanda insan, insan olarak kendisini keşfediyor, dolayısıyla kâinât’la, Yaratıcı’yla, diğer varlıklarla, tabiatla bütünleşerek kendisini aşabilmenin yollarını da fethediyor bizzat. Fethin, bir açılma eylemi, kapıların, gönüllerin ve zihinlerin açılması fiili olduğunu düşünecek olursak, insan, Ramazan’da her şeyden önce bizzat kendisini tecrübe ediyor, varoluşunu yaşıyor adım adım, an be ân, aç durarak pür dikkat tabiatın sesine kulak kesilerek: Fenomenolojik olarak her düzlemde tecrübe etme imkânına kavuştuğu tabiatı dinliyor, havasını suyunu, rengini, kokusunu, dokusunu başka türlü soluyarak, yaşayarak, tecrübe ederek bütün yönleriyle tabiatı.

Fevkalade Bir Varoluş, Varediş ve Varkılış Tecrübesi
Sonuç itibariyle, ramazan bir varoluş mevsimidir; insanın varlığın, hakîkatin, tabiatın ve Yaratıcı’nın varlığını bizzat tecrübe ederek hissettiği bir varoluş mevsimi. Varoluş, dinin insanla birlikte varolması sürecidir: Bu, Mekke süreci’ne denk gelir: Bütün varlıkların ve hakîkatin şuuruna erme sürecine gir/diril/en insan tipi inşa edilir bu süreçte. Bu süreçte, insana müdahale eden ve insanın özümsediği şuur, İlâhî Şuur’dur.
Malik Bin Nebi
Ramazan aynı zamanda bir varediş mevsimidir. Varediş mevsimi, Medîne süreci’ne denk gelir: Medine sürecini hayata geçiren şuur, Peygamberî Şuur’dur. Peygamberî Şuur’la, önceden kendilerine her türlü işkence ve hakareti reva gören müşrik, Yahudi ve Hıristiyan topluluklarla her şeye silbaştan yeniden başlanıldığını haber veren bir Sözleşme yapılır: Mekke süreci nasıl vücud’u / varlığı harekete geçirmişse, Medîne süreci de vicdan’ı harekete geçirir.

Ve nihâyet Ramazan, bir varkılış mevsimidir. Varkılış mevsimi, Medeniyet süreci’ne denk gelir: Medeniyet sürecini hayata geçiren şuur, İlâhî Şuur’la Donanmış, Peygamberî Şuur’la yoğrulmuş Beşerî Şuur’dur. İnsan, Hayat ve Tabiat işte bundan sonra vecd’e gelir, coşar, taşar ve kendini aşar.

İşte bu, üç şuur düzlemini aynı anda tecrübe edebilmenin kazandırdığı aşkın bir şiirdir; ilâhî olan’a kadar açılabilme imkânı sunan şuurun kazandırdığı bir fevkalade söz. Özün sözü’nün, söz’ün özünü özümsediği bir üst-şuur hâli.

Şiirin şuura, şuurun şiire dönüştüğü varoluş, varediş ve varkılış tecrübelerini aynı ânda yaşadığımız, barışı, huzuru, keşfi, fethi, dayanışmayı, kardeşliği ve eşyanın bütün hâllerini idrak ve bu hallere iştirak edebildiğimiz; insanın kendisini, vicdanı, vecd’i keşfettiği ve fethettiği bir mevsim olan Ramazan medeniyeti mevsimine uyarladığımız Malik Bin Nebi’nin geliştirdiği bu teorik çerçevenin, sanattan düşünceye, siyasetten zihniyete, iktisattan gündelik hayata kadar hayatın her alanına uyarlanabileceğini ve son derece kışkırtıcı ve bereketli sonuçlar doğuracağını söylemek bile gerekmiyor.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...