Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Eylül 29, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Nerede çocuksu ruhun 'ses'i, nerede? yusuf kaplan

Nerede çocuksu ruhun 'ses'i, nerede? Mozart'ın, hayatı boyunca hep 'çocuk' kaldığı söylenir: Bir biyograf'ının aktardığı ayrıntı ilginçtir: Mozart, çok erken yaşta ergen olmuştur ama hayatı boyunca hep çocuk kalmıştır. Çocuksu ruhunu koruyabildiği için, ruhun labirentlerinde, en derin bölmelerinde gezintiye çıkabilmiş, oradan devşirdiği meyveleri insanlığa sunabilmiştir. Mozart'ın hayatı boyunca çocuk kalmasının nedeni, 'ses'le kurduğu olağanüstü ilişkide gizlidir. Çocuksu ruh ile ses arasındaki ilişki, üzerinde kafa yormaya değer harikulâde bir ilişkidir. * * * Ses, ilâhî olan'la beşerî olan arasındaki 'titreşim teli'dir. İlâhî olan'la beşerî olan arasındaki medcezir, ses'le gerçekleşir. İki tür ses'ten sözedebiliriz: Dış ses, yani fizîkî ses; bir de fiziğin ötesine uzanan, fizikî ses'in de kaynağını oluşturan fizikötesi iç ses. Ses bahsini, dâhî bir müzisyenden kalkarak konu edinmem, elbette ki, tesadüfî ...

Dostluk üzerine...İbrahim Tenekeci

Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslam İlmihali'ni okurken, şu hadis-i şerifle karşılaştım: 'Eski dostluğu devam ettirmek, imandandır.' 'Dostlukta kıdem esastır' nasihati gereğince, hemen üç kadim dostumu aradım ve Peygamber Efendimiz'in bu mübarek sözünü onlarla paylaştım: Ahmet Murat, İbrahim Paşalı ve Tarık Tufan. İnancıma göre, dostluk, bir nasip meselesidir ve insanın dışında gelişir. Şununla dost olayım deyip olamazsınız. Dostluk, Lütfi Bergen'in o güzel ifadesiyle söylersek, yürürken belirginleşen bir şeydir. Bir de hatırlatma: 'Katlandığımız değil, razı olduğumuz insanlar dostlarımızdır.' 'Önce refik, sonra tarik' denilerek, yola çıkacağımız insanları dikkatli ve rikkatli seçmemiz tembihlenir. İlk olarak şunu söyleyelim: 'İnsanı, yol değil, yol arkadaşları yorar.' Yola çıkacağımız insanları yüzde yüz isabetle seçme şansımız ise maalesef yoktur. Çünkü bu seçimi veya elemeyi, esas itibariyle yapacak olan bizler değilizdir...

Böyle konuşmamıştık İbrahim Tenekeci

Fedakârlık, bütün güzel şeylerin temelidir. Fedakârlık ile ahmaklık bir tutulmaya başlanmışsa, o güzel hatır dahil, birçok şey yıkılır, bir daha da onarılamaz. Bir de mesuliyet bahsi var. Biliyoruz ki, mesuliyet duygusu olmayanın hem mahcubiyet, hem de mensubiyet duygusu olmaz. Çünkü mesuliyet, 'imana dayanan bir duygudur.' Mesuliyet hissiyle yaptığınız her fedakârlık, maalesef, sizi daha üzgün bir insan haline getiriyor. Nihayetinde, kararları, Berat Demirci'nin o eşsiz ifadesiyle söylersek; 'sıkışınca özgürlükçü, acıkınca toplumcu, zenginleşince serbest piyasacı, kendini gizlemesi gerekince millici' olanlar veriyor. Çiğnenmiş bir vasiyet gibi üzgünken, 'şu saatten sonra ancak bir dilsizin sözüne itimat edebilirim' diye not ettiğimi hatırlıyorum. Fakat insanız ve itimat hususu, ihtiyaç listemizin en başında duruyor. Öte yandan, gayesi yarına kalmak değil de bugün bir şey almak olanlardan anlayış bekliyorsunuz. Sizi bir tenhaya çekiyor ve 'suya...

Gönül-dağı Akif Emre

'Gönül' kelimesine sahip başka bir lisan var mı acaba yeryüzünde? Sadece 'gönül' kelimesine ve onun çağrışımlarına sahip olmak bu dili sevmek için yeter... Gönül üstüne söylenen şiirler bile bu dilin, ait olduğu kültürün zenginliğini, gönül kadar genişliğini göstermeye yeter... 'Gönül çalabın tahtı / Çalap gönüle bahtı' diyen Yunus'taki gönül tasavvuru karşısında kimin gönlü titremez? Yahut Fuzuli'nin çöl serinliğinde titreyen gönül sesinden ürpermeyecek bir kalp var mıdır? Gönlümüz daraldıkça, gönülden ayrı kaldıkça dünyamız kararıyor. İnsanlığımızın üstüne gölgeler düşüyor. Gönlün anlamından uzak kaldıkça, gönle yabancılaştıkça, daha bir katılaşıyoruz. Katılaşıyor, daralıyor, bencilleşiyor, yani dünyevileşiyoruz... Gönlün kararması önce benliğimizin, sonra dünyamızın ve evrenin gittikçe artan kesafette kararmasıdır. Ama gönül yine de hep iyiye, güzele, doğruya, erdeme dair bir mana iklimini çağrıştırır, güzelliğin vadisine çağırır. Gönül gi...

İsmet Özel, daima... İbrahim Tenekeci

İsmet Özel'le ilgili ne zaman yazı yazmaya niyetlensem,  aklıma şu dizesi geliyor:   'Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor.' Dağlarca'ya göre, milletler, büyük evlatlarıyla nefes alırlar. İsmet Özel, bizim için, o büyük evlatlardan biridir, birincisidir. Çeyrek yüzyıldır sesimiz ve soluğumuz olmuştur. İsmet Özel, herkes için beklenmedik bir şeydir. Etkisi o kadar güçlü olmuştur ki, farklı alanlardan birçok isim bile bu etkiden nasibini almıştır. Sözgelimi Hasan Aycın, kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle der: 'Çizgiye İsmet Özel'le karşılaşmamla başlamadım; çizgimin kimliği onunla karşılaşmamdan sonra oluşmaya başladı. Eğer karşılaşmasaydım, belki yoz bir çizgiyi sürdürüyor olacaktım, belki de çoktan bırakmış olurdum.' Karşımızda, 'titizlik ahlakın ta kendisidir' diyen bir şair var. Sadece işlerinde değil, ilişkilerinde de titiz olan bir şair. Bu titizlik, doğrusu, onu biraz daha yalnız kılmıştır. Tabii şu satırların da altını çizmek gerekiyo...