İsmet Özel Üzerine Araştırma
Şair ve yazardır. Kayseri’de (1944) Söke'li bir polis memurunun oğlu olarak
doğdu. Kastamonu Abdülhak Hamit İlkokulu'nu (1955). Çankırı'da ortaokulu ve
Ankara Gazi Lisesi"ni bitirdi. (1962). Bir süre Siyasal Bilgiler
Fakültesi 'nde okudu. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve
Edebiyatı Bölümü'ne girdi ve buradan mezun oldu
(1977). Türkiye Mühendislik Haberleri dergisinde (1970-1972), Ticaret
Bakanlığı'nda (1976-l977) çalıştı. Yeni Devir ve Milli Gazete’de köşe
yazarlığı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Fransızca
öğretmenliği yaptı.
Şiirde şairin kullandığı dilin dolaylı olduğunu ve vezin kafiyenin bulunmadığını, şiirin serbest bir şiir olduğunu görüyoruz. Şair, şiiri belli kalıplara koymayan süssüz, sembollere kapalı ama İmge dünyasına açık bir şiir kurmuştur. Şiirde yer yer kapalılıklara rastlamamız, şairin şiiri kapalı bir ifade olarak yorumlamasındandır.
"Kanla Kirlenmiş, Evrak" adlı şiirinde şair simgelere, musikiye önem vermemiş ve dili aracılığıyla dilin anlatım olanaklarını aşan bir şiir oluşturmuştur. O, şiirdeki dilin, bîr varlık kazanarak gerçeği şiire taşıyan bir kuruluş olduğunu savunur. Dolayısıyla şiirde kullanılan dil başka bir şeyin yerini tutmak üzere yoktur. Nitekim şiirinde de bu görüşe sadık kalarak kendine özgü bir anlatım tekniği kullanmıştır. Şiirde kullanılan dizeler kıvrak ve içtendir. Bu iki durum bizi tek düzelik duygusuna kapılmaktan korur. Şiirde içerik biraz geriye itilmiş ve alışılmadık imgeler kullanılarak yaşanılan olaylar, içinde bulunulan durumlar biraz Öne geçmiştir. Açık ve yalın bir söyleyişten bilinçaltını boşaltmaya yarayan bir söyleyişe kayılmıştır. Şair, buna rağmen anlatımı başarılı bir düzeyde yapmıştır.
DİPNOTLAR
[1] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.28.
[2] İsmet Özel, Şiir Okuma Klavuzu, s.23.
[3] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 16.
[4] Şiir Okuma Klavuzu, s.57.
[5] a.g.e. s.30
[6] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 36
[7] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değildin, s. 96
[8] İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule Yay. İst. 1992, s.241
[9] İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999, s.167
[10] a.g.e, s. 146-147
[11] Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk şiiri, s. 149
[12] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.77
KAYNAKÇA
1- İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin.
2- İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu.
3- İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule Yay. İst. 1992.
4- İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999.
5- Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk Şiiri.
6- Sina AKŞİN, yakın Çağ Türkiye Tarihi.
7- İsmet ÖZEL, Cuma Mektupları.
8- Milliyet Gazetesi.
Şair ve yazardır. Kayseri’de (1944) Söke'li bir polis memurunun oğlu olarak
doğdu. Kastamonu Abdülhak Hamit İlkokulu'nu (1955). Çankırı'da ortaokulu ve
Ankara Gazi Lisesi"ni bitirdi. (1962). Bir süre Siyasal Bilgiler
Fakültesi 'nde okudu. Daha sonra Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve
Edebiyatı Bölümü'ne girdi ve buradan mezun oldu
(1977). Türkiye Mühendislik Haberleri dergisinde (1970-1972), Ticaret
Bakanlığı'nda (1976-l977) çalıştı. Yeni Devir ve Milli Gazete’de köşe
yazarlığı. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Fransızca
öğretmenliği yaptı.
1963’te yayımlanmaya başlayan ilk şiirlerinde (ilk şiiri Yelken dergisinde
yayımlandı: Yorgun. Eylül 1963) İsmet Özel, günün hâkim edebiyat anlayışı
içinde kalarak imgeyi merkez sayan bir tutumu benimsedi. Çok yönlü çağrışımlara
açık, kelimenin bağımsız, kimliğini araştıran, bunu yaparken de insanın fert
olarak yerini ve anlamını tespit etmeyi amaçlayan bir şiir kurma çabasına
girişti. O günlerde Türkiye'yi özellikle düşünce planında kuşatan siyasi ve
toplumsal hareketlilik şairi derinden etkiledi. Toplum karşısında duyulan
sorumlulukta sanatçı sorumluluğunu iki farklı algılama alanı içinde düşünmüş
olması yüzünden, daha ilk şiirlerini yazdığı yıllarda siyasi faaliyetler içinde
olmasına rağmen bu davranışlarının izleri yazdıklarına yansımaz.
1965 yılından başlayarak sanatçı kimliği ile aksiyoner tavrı arasında bir
köprü kurabilme çalışmalarına başladı. Bir donemi geride bıraktığını vurgulamak
üzere ilk kitabi “Geleceğin Bir Koşu'yu” 1966'da yayımladı. Bu kitabı 1969’da
‘’Evet İsyan" izledi. Bu ikinci kitabında şair yüksek tonda bir ses düzeni
ararken Marxist kuramının antolojiye ilişkin boyutlarını sorgulama kaygısını
taşıyan bir şiir dünyasına yönelmiştir. Evet isyan yayınlanır yayınlanmaz
politik yönsemeleri şiirin değerlerini sakatlamadan dışa vurabilme Özelliği ile
sol görüşlü aydınların dikkatini çekti. Bu şiirlerde umut ve umutsuzluğun
sürekli olarak birbirine geçiştiğini ve kesin çözümlerden ısrarla uzak
kaldığını gözlemliyoruz.
1970 yılında Ataol Behramoğlu ile birlikte devrimci sanatı savunan “Halkın
Dostları”
dergisini çıkardı. 12 Mart 1971’le başlayan askeri yönetim şair için
muhasebe ve düşünme dönemi olmuştur: '"Düşündüm yaslanarak şehrin
kasıklarına / düşündüm kafa kemiklerimi eritinceye kadar / nedir hu kölelerin
olanca silahlar / silahların köleleri olmaktan başka". 1974 yılında
Müslüman dünya görüşünü yansıtan Diriliş dergisinde “Amentü” başlıklı bir şiir
yayımladı. Şair böylece daha ilk şiirlerinden bu yana sürüp duran sorgulamanın
düşünce planında bir karşılığını bulmuş gibidir. Fakat 1975 yılında yayımladığı
Cinayetler Kitabı’ndaki şiirler erdiği hakikat içinde derinleşen bir
Müslüman’ın olgunluğunu yansıtmaktan çok trajik bir çatışmayı belgeler.
“Devinim, Dönem, Şiir Sanatı, Papirüs, Türk Dili, Yeni Dergi. Halkın
Dostları. Yazko Edebiyat, Yeni gündem, Adam,Sanat gibi dergilerden sonra 1981
yılından itibaren Sanat Olayı'nda yayınladığı şiirlerle Özel'in kendi şiir
yapısı içinde yeni bir ses aradığı kadar ideolojilerin gürültüsünde boğulmuş
ülke şiirinin çıkmazını da aşmaya çabaladığı görülür. Kendi şiir görüşünü
açıklayan “Şiir Okuma Klavuzu” da bu yılların ürünüdür. Bu eser özellikle genç
kuşak şairleri tarafından okunmuş ve Özel,in şiirleri kadar etkili olmuştur.
1970 sonrası şairleri üzerinde İsmet Özel’in büyük bir tesiri vardır.
İsmet Özel, “Yeni Devir. Mavera. Düşünce,
Milli Gazete gibi dergi ve gazetelerde çıkan yazılarından bir kısmını
kitaplaştırdı. Özellikle teknik, medeniyet ve yabancılaşma
konuları ile İslam'ın günümüzde kavranışı-yaşanışı üzerine yoğunlaştırdığı
düşünceleri; bilim ve bilim felsefesi hakkındaki araştırma ve yorumlamaları ile
günümüz Türk düşüncesine yeni boyutlar kazandırdı. Bu eserlerinde dile
getîrdiği meseleler ile şairliği kadar fikir adamı olarak yeni nesiller
üzerinde etkili olmuştur. 1985 yılında yayımlanan “Taşları Yemek Yasak” adlı
kitabı ile Türkiye Yazarlar Birliği tarafından “yılın deneme yazarı"
seçildi.
ESERLERİ
Şiir: Geceleyin Bir Koşu (1966), Evet İsyan (1969) Cinayetler Kitabı (1975)
Şiirler'(1980), Celladıma Gülümserken (1984), Erbain (1987), Bir Yusuf Masalı
(1999).
İnceleme Düzyazı: Üç Mesele (1978), Şiir Okuma Klavuzu (1980), Zor Zamanda Konuşmak (1984),
Taşları Yemek Yasak (1985), Bakanlar ve Görenler (1985), Faydasız Yazılar
(1986), İrtica Elden Gidiyor (1986), Surat Asmak Hakkımız (1987), Tehdit Değil
Teklif (1987). Waldo Sen Neden Burada Değilsin (1988), Sorulunca
Söylene,". (1989), Cuma Mektupları I-V (1989-1992), Cuma Mektupları 6-10
(1993-2003), Tahrîr Vazifeleri 1-12 (1902-1993), Neyi Kaybettiğini Anlamalısın
(1995). Vel' asır (1995), Tavşanın Randevusu (1999), Henry Sen Neden Buradasın
(2004). (Mektup Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire (1995)
“Halkın Dostları:” Sanat ve edebiyat dergisi, aylık (İstanbul Mart
1970-Temmuz 1971) 18 sayı çıktı. Sahibi ve sorumlu yönetmeni; İsmet Özel.
Kurucuları: İsmet Özel, Ataol Behramoğlu.'Gerici sanata hücum" slogan ile
yayım hayatına atıldı. Kendi doğrultusunda olmayan yazarları küçümsemesi ile
tepki gördü. "Halkçı sanat", "ulusal edebiyat ve. kültür"
gibi kavramları marksist açıdan değerlendirmeye çalıştı. İstanbul sıkıyönetim
Komutanlığı’nca kapatıldı. Dergide Murat Belge, Bedrettin Cömert. Ayhan
Gerçekler, Ataol Behramoğlu, İsmet Özel; Bekir Yıldız, Nihat Behram, Asım
Bezirci gibi şair ve yazarların imzalarına rastlanmakladır.
İSMET ÖZEL VE ŞİİR HAYATI
İsmet Özel, şairliğine bîr maliyet meselesi sonucunda başladığını söyler,
yetişme yıllarında önünde açılan yolun bir sanat alnından geçtiğini
sezinledikten sonra bu alanın şiir olduğunu saptar. Özel’in bu alanı şiir
olarak belirlemesinde maliyetin yani para ile ölçülebilen cinsîn yanında, kendi
kişiliğinden taviz vermenin yüksek maliyeti de etkili olur.
Özel, daha çocuk yaşında hayatını çekip çeviren büyüklere, desteklerine
karşılık severek hizmet; fakat asla itaat etmemek anlayışını benimseyerek
yetişmiştir. Bu duyguya ve anlayışa sahip olmasında, benliğine kök salmasında
nelerin etkili olduğunu kendisi dahi bilememiştir.
İsmet Özel, taşrada çalışan bîr devlet memurunun çocuğu olarak, çok çocuklu
bir memur ailesinin iki yakasını bir araya yetirme sıkıntılarıyla dolu bir
çocukluk dönemi yaşamıştır.
Döneminde Türkiye Cumhuriyeti bürokrasisinin halk üzerindeki yılgınlık
verici üstünlüğünü fark eder ve bunu bir aristokrat ruhu ile reddetme yoluna
girer.Böylece toplum kurumlarına yönelerek itaatsizliğinin ilk pratik
adımlarını atmış olur.Bundan hareket eden İsmet Özel, kendini toplumun bir
parçası olarak görür iyilerin savunmasını cesurca ve taviz vermeden üstlenen
bir aday olarak karşımıza çıkar. Özel, toplumsal kurumlara karşı çıkarken
kimseden yardım almadan en iyi işi yapmak ilkesi ile hareket etmeyi kendine
hedef edinir. Bunun için şiirin en elverişli alan olduğuna karar verir ve genç
yaşında şiire yönelir. Şiire herhangi bir akımın rüzgârına kapılarak
yönelmemiştir.
Divan edebiyatı ile hececi şairlerden bir kısmını incelemiş, Garipçileri,
C.Sıtkı Tarancı'yı ve F. Hüsnü Dağlarca ’yı okumuştur Bunun yanında lise son
sınıfta arkadaşının edebiyata olan ilgisi sonucunda T.Uyar, E.Cansever,
C.Süreyya, S. Karakoç, E.Ayhan, M.Eloğlu. Ü.Tamer, K.Özer gibi şairlerin o
dönemde yazdıkları şiirleri de okuma fırsatını yakalamıştır. Ancak Özel hiçbir
şairi taklit ederek kendi şiirini oluşturmamış yalnızca neyi yazdığını ön plana
çıkarmaksızın yazmanın önemine inanarak şiir yazmıştır,
Özel'in ilk şiirleri 1963 yılında Yelken dergisinde yayınlanır. Bunu
takiben Dost dergisinde T.Uyarın yaptığı şiir seçmeleri sonrasında birkaç şiiri
daha yayınlanmıştır.
ŞİİR VE DÜZYAZI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
İsmet Özel'e göre düzyazı, bir şeyi göstermenin en uygun, en verimli, en
iyi biçimini bulmaya çalışırken, gösterilen şey ön planda tutulurken şiirde
yalnızca görülecek şeyin bulunduğunu gösterme amacı vardır. Bu yüzden şiir bizi
düzyazıda olduğu gibi gösterilmek istenen şeye(anlam alanına) çekmek adına
dilden uzaklaştırmaz, anlamın dilde nasıl saklı kaldığını göstererek, dilin
sırrına yaklaştırır.[1]
ŞİİR VE SANAT ANLAYIŞI
İsmet Özel Şiir Okuma Kılavuzu adlı kitabında şiirden yoksun bir edebiyat
ortamının kof olduğundan söz eder. Şiirin hayatiyeti korumak için ortaya
atıldığını ve şiir okumanın bir kılavuz gerektirecek kadar çetin bir iş
olduğunu vurgular. Ona göre şiir; yaşanılan bütün çirkinliklere, kötülüklere,
haksızlıklara rağmen insanda savunulmaya değer, canlılığı korunmaya değer bir
şeyler olduğuna içten içe ve kesinlikle inanıldığı zaman serpilip çiçek
açacaktır. Farklı yerlerde, farklı yaş guruplarında, farklı kültürel eğilimde
olan ve birbirlerini çoğunlukla tanımayan insanların tercihlerindeki
benzerliğin ve edebiyata bağlı ahlaklarında aynı ilke birliğini taşımalarında
şiirin büyük bir gücü olduğuna İnanır. Yine Şiir Okuma Kılavuzu'nda şair, şiir
okumanın yaralılığını ancak hayatlarında şiir için yer açmış insanların
bileceğini söyler. "Şiir nasıl okunur?", "şiir okumanın anlamı
nedir?", "şiir okumayı bize gerekli kılan hakikat nedir?" gibi
soruların sorulmadan şiir okumanın yararsız bir etkinlik olduğunu savunur. Bizim
şiir okuma isteği duymamız, yokluğunu hissettiğîmiz bir şeyleri tamamlamak, bir
zorluğu gidermek ve nihayet bir doyum sağlamak içindir, görüşüne bağlıdır. Şiir
insanın bütüne olan özlemi duygusuyla ortaya çıkar ve şiir okuma isteğimiz bu
bütüne, bütünümüze, bütün içindeki yerimize varma zorluğunu yenme isteğimizle
doğar. Şiir bu anlamda yerine getirici bir silah olma özelliği taşır. İsmet
Özel, şiiri bu dünyada insanın kendini tanıyabilmesine imkan veren, ayrıca
insanın kendisi hakkında ona bilgi veren bîr tür olarak nitelendirir. Şair;
şiir beşeri bir sestir, o insan sesidir ve hemcinslerine seslenerek içinde
taşıdığı bir parça mesajı iletir[2], görüşüne bağlı kalarak şiirlerini kaleme
almıştır. Şiiri bilim, felsefe, edebiyat ve konuşma dilinden ayıran şeyin
şiirde yer alan sözlerin, kelimelerin sırf kelime, sırf söz oldukları için dahi
önem kazanmaları olduğunu söyler. Ona göre şiir, dil aracılığı ile dilin
anlatım olanaklarının aşılmasıdır. Şairin kendi biricikliğinden kaynaklanıp
bütün insanlara ulaşan bir alana işaret ettiğinde şiir şiirdir. "Şiir
başkaldırının sesidir ve şair aykırı olan kimsedir." Şair bu görüşün
savunuculuğunu üstelenir tarzda şiirler kaleme almıştır.
İsmet Özel'e göre, sanat eserinin doğmasında onları etkileyen şartlarla
bağları ne kadar sıkı olursa olsun, o eseri ortaya koyan sanatçının özel ve
özgün, kasıtlı ve iradi biçim verme durumudur. İsmet Özel'e göre, sanat
eserinin iki sahibi birden olamaz. Bu şartlarda nasıl olsa bir sanatçı
çıkacaktı diyemeyiz. Sanat eseri keşfedilmek üzere bir yerde bekliyor
değildir[3] görüşündedir.
İsmet Özel, insanın kendi doğrulan ile dış dünyanın doğrulan arasındaki
uyumsuzluk durumunu yaşadığı zaman şiire başvuracağını söylemesi, onun mistik
bir sanat anlayışına sahip olduğunu bize yansıtırken, ayrıca insanın
kalabalıklar içinde yalnız kalan bir birey olarak görmesi ve insanın bu
yalnızlıkla şiir okuduğunu ifade etmesi bakımından İkinci Yenicilerin şiir
anlayışları ile benzerlik oluşturmuştur.
O şiiri benimsenen bir düşüncenin, bir ideolojinin terennüm, ifade aracı
olarak görmenin karşısında duran bir şairdir. Çünkü bir dünya görüşünün
taşıyıcısı, kaynağı olan metin artık şiir değildir bir düşünceyi dile getirmede
düz yazının sağlamlığından bahseder. Bu yönüyle Cumhuriyet dönemi bağımsız şiir
anlayışını savunan gruplar ile de sanat anlayışı bakımından benzerlik
gösterir.
İsmet Özel şiiri vezin, kafiye, mısra düzeni, musiki gibi biçime bağlı bir
öğe şeklinde algılamamak gerektiğini söylemekle birlikte musikisi elinden
alınmış, imaları açıklığa kavuşmuş düzgün bir söz dizimine ulaşmış bir metnin
de şiir olmadığını savunur. Aynı zamanda şiirin kapalı bir ifade olduğunu
savunurken öte yandan bu görüşüne karşı çıkarak birbiri ile uyuşmayan iki görüş
savunmuştur. Bu yönüyle çelişkili bir tutum sergilediğini söyleyebiliriz.
İsmet Özel şiirde simgeye, sembole, şekle ve sese önem vermez. Zaten şiiri
bütünüyle bîr başka şeyin simgesi olarak da görmez. Çünkü şiirdeki dilin bir
varlık kazanarak gerçeği şiire taşıyan bir kuruluş olduğuna inanır. Dolayısıyla
şiirde dil başka bir şeyin yerini tutmak üzere yoktur.
"Şiir, neyi simgelediğini bilmeden ve nevî simgelediğini bildiğimiz
zamanda anlamlı oluşundan bir ses kaybetmeyen metindir. "'Bu yönüyle şair
sembolist şairlerden de ayrılmış olur.İsmet Özel şiirde gelenekçi veya ilerici
eğilime sahip şairlerin hazır düşünme kalıplarını yıkmadıkları sürece gerçek
parıltıyı ele geçiremeyeceklerini söyler. Şiir okuyanlar içinse, hazır bulunan
anlayışlarının dışına çıktıkları zaman şiir yoluna herhangi bir şey sağlama
durumuna geçebileceklerini ifade eder. Bu yönüyle şair ne gelenekçi ne
yenilikçidir.
Şair , "şiirimin konusu, teması yoktur" der. Çünkü şairin ve şiir
okurunun şiirde buldukları kendi kıvılcımlarıdır yani kendi anlam
yüklemeleridir sözcüklere. Şiirde örnek verilen şeyler, sözcükler olsa olsa
şair ve şiir okurlarının bu kıvılcımlarını onaylar ama hiçbir doğruyu savunmaz.
Böyle olduğu için de şiirleri temalarına göre sınıflamak yararsızdır, der. Aşk
süreri, savaş şiirleri, gecekondu şiirleri, metropol şiirleri olmadığı gibi
devrimci şiir, İslami şiir de olmaz.[4]
EDEBİ KİŞİLİĞİ VE BUNA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
İsmet Özel, insan araştırmasının bir dalı olarak nitelendirdiği şiire emek
vermeye başladığı dönemlerde Batı edebiyatını da takip etmiş ve kendi ülkesindeki
edebiyatla da kıyaslamalar yapmıştır.
Türkiye’deki edebiyatın ülkenin siyasi çalkantılarının iniş çıkışlarına
sıkı sıkıya bağlı olmasından ve ülkedeki siyasi değişmelerin tepeden inme şekli
ile kabul edilmesinden şikayetçi olan Özel, şiiri kendine temel uğraş olarak
seçerken siyasi ve toplumsal her tur konuyu şiirinin dışında tutmuştur. O,
şiirin gündelik düşüncelerin birebir karşılığıyla uyum içinde olması fikrine
karşı çıkmıştır. "Gündelik hayal şiiri öldürüyorsa, zedeliyorsa, şiir
de gündelik hayatı öldürmelidir”[5] fikrinden yola çıkan Özel, şiiri verilen
şanlarda en iyisini yapma niyetinin bir sonucu olarak nitelendirir. Gündelik
düşüncelere ve gündelik hayata karşı çıkarak, şiirin gündelik hayatı öldürmesi
gerektiği düşüncesine bağlı olan İsmet Özel, Müslümanlığı gündemine sokan
öğenin yine şiir olduğunu söyler.
Özel'in içinde yaşadığı ailede kendisinden büyük beş kardeşinin eğitim
görüyor olması ve Cumhuriyet rejiminin ilk dönemlerindeki eğitim düzeylerinin
havasını solumuş olması edebi kişiliğinin temellerinin atılmasına zemin
hazırlamıştır. Daha önemlisi, içinde kitaplar bulunun bir evde bulunan Özel'in,
her türden kitaba merak salmış olması da edebi kişiliğinin oluşmasında etkili
olmuştur.
Özel'in çocukluk ve yetiştirme yıllarında karşılaştığı anlayışlar içinde
Müslümanlık ağırlıklı bir yere sahip değildir. Müslüman bir ailenin çocuğu
olmasına rağmen ebeveynleri tarafından dindar yetiştirilmek gibi Özel bir
çabayla da karşılaşmamıştır. Bu nedenle Müslümanlık onun gündeminin dışında kalmıştır.
Ancak Özel, şiiri kendisi için esas uğraş edinmeye karar verdiği zaman da
düşüncesine bir dayanak arama isteğine kapılır ve inandığı şeylerin
bilgisini edinmeye yönelir. Bunun içîn Kur’an-ı -Kerim'i okumaya başlar (1961).
Bu yıllarda dini düşüncenin nitelikleri hakkında bilgilenme sağlamamış
olduğundan büyük bir düş kırıklığı yaşar. Kur'an-ı Kerim'de aradığını
bulamamanın hissini yaşayan Özel, din aleyhtarlığının insan için en uygun tutum
olduğu sonucuna varır.Ona göre; “Her türlü din insan zihninin geliştirilebilir
ve işlenebilir tarafına yönelmiş bir terördür.[6]" Bu düşünceden hareketle
Özel'in, şiir yazabilmenin ön koşulu olarak 'şairin uyanıklığını" ön plana
çıkardığını görmüş oluruz. Şairi ayık tutmanın imkanını ise dînden uzak kalmakla
açıklayan Özel’de dinin bütün görünümlerinden uzak bir tulum geliştiği
gözlenir.
1960'lı yıllarda yaşının gereğine uygun şekilde dünyaya merakla, heyecanla
bakmaya başlayan Özel, Türkiye'de çok sayıda insanın ilgisini çeken
Varoluşçuluk, Marksizm, Psikanaliz, Sürrealizm gibi akımlarla tanışıp ve
bunları okuyarak, araştırarak ve tartışarak öğrenir.
1960 döneminin Türkiye'de sol düşüncelere ve sosyalizam tezlere hürriyet
getirmesi İsmet Özel'in sosyalizam düşüncelere meyletmesine olanak tanır.
Sosyalist yazarların dönemde uğradıkları kovuşturmalardan etkilenen İsmet Özel,
doğru bildikleri yolda sıkıntıya katlanan bu yazarlara büyük bir değer vermeye
başlar. Döneminin toplumsal ve siyasi olaylarıyla yakından ilgilenir. Bu sırada
okuduğu Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü'nde, benzeri gençlerle etkin
görevlerde bulunur. Fikir Kulübü adı altında sosyalist söylemlerle etkili
konuşmalar yapar. Özel bu konuşmaları üst perdeden lafazânlık şeklinde yapar.
Bu dönemde siyasetin ne teorisi ne de pratiğine karşı aslında derin bir ilgisi
bulunmamaktadır.
1963 yılında arkadaşı Ataol Behramoğlu'nun etkisiyle TİP'e (Türkiye İşçi
Partisi) üye olur. Bu üyelik döneminde şiir yazmaya devam eden İsmet Özel'in
şiirleri “Yelken” dergisinde yayınlanır. Şiirleriyle yüz yüze gelenlerin dünya
ile ilgilerinde yeni bîr açılımı, bir rahatsızlığı fark etmeleri için imgeye
dayalı şiirler yazar. Şiirini oluştururken onun devrimci niteliğine, önem veren
Özel aynı zamanda devrimin şairi olmak zaafına da düşmemeye özen gösterir.
1966 yılının siyasi gelişmeler bakımından yoğun bîr yıl olması sonucunda
Özel'in kendi içinde iniş çıkışlar ve burukluklar doğduğu görülür. Değişen
dönemin şartlarına bağlı kalınarak insanlarda sürekli olarak kalabilecek,
insanın içinde her türlü dalgalanmadan etkilenmeyecek bir mutlak aramaya
başlar.
1969 sonbaharında sakıncalı er olarak yaptığı askerlik dönüşünde, siyasi
yozlaşmanın arttığı, bîr kariyerizm batağında çırpınan çok sayıda sosyalistin
olduğunu görür. Siyasi olayların yüzeyselleşmesine rağmen Özel mihverini
(derinlik) arama konusundaki ısrarını sürdürür. Bu arayış içinde şiirin sağlam
bir kalkan olduğu görüşüne sıkı sıkıya bağlanır.
İsmet Özel, 26 yaşındayken 12 Mart 1971 muhtırasıyla gelen askeri müdahale
sonucunda zihnini meşgul eden meselelere farklı bîr bakış açısıyla bakma imkânı
bulur. O zamana kadar İsmet Özel, düşünülmüş olanı yürürlüğe koyduğunu, bundan
sonra nasıl düşünüleceğini bilmeyi göze almayı kendisi için tatmin edici bir
nitelik olarak belirler. 1971 yılına kadar dünya görüşlerinin dayandıkları
teorileri hesaba katarak, soruşturan özelliğe sahip şiirler yazan Özel bundan
sonra, kendi düşündükleri üzerinden şiir yazma amacı güder.
Sıkıyönetimle toplum üzerindeki baskının artması, bir yasaklar döneminin
yaşanıyor olması, insanlar arasında kendini güvenlik içinde hissedememe
duygularının yayılmasında etkili olur. Kendini güvenlik içinde hissedemeyen
insanlardan birisi de İsmet Özel'dir. İsmet Özel, hep korku ve tedirginlik
içinde olmadan yürüyebileceği bir yol davranışlarının doğruluğu karşısında
güvenli bir ortam arayışına girer. Bu arayışı sonunda İslami itikadın Allah
inancına ulaşır. Müslüman, olmakla içine düştüğü yalnızlıktan ve modern bîr
insan olmaktan kurtulduğunu düşünür. İsmet Özel'in bu dönemde kaleme aldığı
şiirlerinde de bu yalnızlığın ve geçiş aşamasının izleri vardır. Özel İslami
düşüncede edebiyat dünyasında önemli bir yere sahip Sezai Karakoç ile tanışır.
Özel, sosyalist olarak ulaşamadığını anladığı hedeflerin, Müslüman olarak
ulaşabileceği kapanına sıkışması ile Yeni Devir gazetesinde günlük fıkralar
yazmaya başlar. Yazılarında İslami mücâdeleden, Türkiye de ulaşılması dilenen
İslami hayat tarzının meselelerinden söz açar. 1977-1979 yıllarında
Türkiye'deki Müslümanlık meselesini ne şekilde anlatabileceğini bilememenin
verdiği tedirginlikle günlük fıkra yazarlığına ara verir. 1980 askeri darbesinin
yaşandığı dönemde Yeni Devir gazetesinde tekrar fıkra yazarlığına başlar. Bir
yıl burada gazete yazarlığı yaptıktan sonra 1984 yılında bu gazetede kaleme
aldığı yazılarını "Zor Zamanda Konuşmak" adlı kitabında toplar.
"Zor Zamanda Konuşmak" sadece askeri rejimin baskılarını
anıştırma çabasıyla kitabın adına yakıştırılmamıştır[7]. Yazarın "zor
zaman"dan algıladığı şey dünya şartlarına teslimiyete varan insanın
yılgınlığı ile İlgilidir. Bu eser, Müslüman olsun olmasın Türkiye'de yaşayan ve
okuma yazma dünyasıyla bağlantısı olan herkese ulaşabileceğini düşündüğü
yazılarının bir araya getirilmesinden ibarettir. Yazarın buradaki amacı, içinde
yer aldığımız ülkenin ve medeniyetin birçok meselesine Müslüman bir yazarın
hangi yaklaşımla eğildiğini dosta düşmana gösterme çabasıyla sınırlıdır.
Özel'e göre Müslüman olarak ilk görevimiz kendimiz gibi Müslüman olan
kişilerin bizim eylemlerimiz dolayısıyla tehlikeye düşmelerini önlemektir. Bu
ilkeden yola çıkarak herkesin kendi konumunu ve durduğu yeri iyi bilmesi gerektiğinden
söz eder. Bu anlayıştan hareketle "Üç Mesele", “Taşları Yemek
Yasak", "Cuma Mektupları", "Tahrir Vazifeleri",
"Faydasız Yazılar" gibi belli başlı eserlerinde kendine muhatap
olarak aldığı (bilhassa Müslüman) okuru ile bir bağ geliştirerek bu konumu
onlarla birlikte kurmayı amaçlamıştır.
Müslüman dünya görüşüne bağlanan yazar, gördüğü haksızlıklar
karşısında haksızlığa uğramayı tercih eden tarafta yer alır. Buna bağlı olarak
haksızlığı işlemek veya haksızlığı ortadan kaldırmak niyetinde olmamıştır.
Ancak Türkiye'de yüzyıllar boyunca doğru ve haklı uğruna birçok mahkûmiyeti
göze alan insanların arasında yer almak gayesiyle ve okurları arasında da bu
insanların bulunduğuna dair taşıdığı inançla İsmet Özel kendini bir siper
olarak ortaya koyar[8]. "Surat Asmak Hakkımız" ile otoriteye ya da
kendini otorite yerine koyan unsur karasında tapılacak bir şey ya da yapılması
gereken bir şeyi ele alan yazar bu eserinde politik bir tavır sergiler. Yine
"Zor Zamanda Konuşmak" adlı eseriyle haklı olmayan otoriteyi ve
kurumları tecrit etmek biçiminde ele alarak aynı politik tavrı sürdürmüştür.
"Tavşanın Randevusu" adlı eserinde ise trajik halimizi komik kılan
çözümsüzlüğün vehamet derecesini ele almış ve eseri bir ümit ışığı taşıma
mecburiyetine büründürmüştür.
Şairin eserlerinde derin düşünmeye ve sorgulamaya dayalı uzun cümlelerin
kurulu olduğunu, üslubunun Batı'nın etkisinde kalınarak eserlerine yansıdığını
görmekteyiz. Biraz da anlaşılır olmanın dışında bir amaç taşıyan İsmet Özel’in,
eserlerinde bu amacı gerek kullandığı Batı tarzı kavramların çokluğu gerekse
kendisi için yazdığı anlayışı ile hayata geçirdiğini görürüz. Yazara göre sanat
hep aslı aramaktı ve sanatçılar için "ben neyim" sorusu temel soru
olarak alındığı takdirde aslı arama diye bir şeyin söz konusu alabileceğini
savunur. Yazar dili özenle kullanmaya gayret eder. Gerek şiirlerinde gerekse
diğer eserlerinde kurduğu cümlelerde sözcükleri bir süzgeçten geçirerek
ayıklamaya tabi tutar.
İSMET ÖZEL VE ÜÇ MESELE
Yazar "Üç Mesele" adlı kitabında genel olarak üç kavram üzerinde
durmuştur. Bu kavramlar teknik, medeniyet ve yabancılaşma kavramlarıdır. Özel
bu kavramlara "Müslüman’ca bir tutum" geliştirmiştir. Özel, teknik,
medeniyet ve yabancılaşma kavramlarıdır. Önce batının onlara yüklediği anlam çerçevesinde
değerlendirmekte, eleştirmekle ve sonra bu kavramlara karşı İslami bir tutum
önerisi geliştirmeye çalışmaktadır. Batı medeniyetinin tüm dünyanın kaçınılmaz
sonu olduğunu ifade eden Özel, Batı medeniyetinin bir çözüm olmadığının
gittikçe anlaşılmakta olduğunu vurgularken bir yandan Batı medeniyetinin
yaygınlık gösterdiğini, diğer yandan savunduğu değerler bakımından yaşlanmış ve
itibarını kaybetmiş olduğunu vurgulamaktadır. Balı medeniyetinin hakimiyetinin
nedeni ilk ve arla eğitimin batılı anlayış içinde düzenlenmesidir.
Müslümanların medeni olmadıkları zamanda İslamiyeti en güzel şekilde
yaşadıklarını, medeni oldukları zamanlarda ise İslam’dan uzaklaşma örneklerinin
toplumda yaşandığını söylemiştir. Geçmişle, medeniyet denilen dönemlerde akıl,
töre ve İslam'ın bileşkesi olmuştur. Medeniyetin gayri İslami bir düzenin
İfadesi olarak tanımlayan Özel'e göre, Batı'nın sözünü etliği medeniyet insanı
uzaklaştıran, bir grubun diğerini sömürmesine yol açan, sınıflamayı doğuran,
maddenin hayatın her alanına hakim olmasına zemin oluşturan ve İnsanları
hayvanlaştıran faktörlerin bir bütünüdür.
Özel'e göre İslam bir medeniyet arayışında değildir. Sadece Allah'ın
hakimiyetinin tanındığı bir düzen arayışının içerisinde olunmalıdır. Ona göre
Müslümanlar günü kurtarma endişesini bir tarafa bırakıp içinde kalınan tüm
kültürlerden sıyrılıp Kur'an'a dönülmelidir. Böylece radikal bir söylem
geliştirmektedir. Özel'e göre teknik, yalnızca makine veya mekanizma değildir.
Yapısı ve kullanımıyla insan hayalını ve hayat anlayışını etkileyecek konumdadır.
Bilim ve teknik karşısında bir şair olmanın yanında bir fikir adamı olan
Özel'in Müslümanlara getirdiği öneri şudur; "Öncelikle İslam devletinin
söz konusu edilebilmesi için 'teknoloji üstünlüğü' gerekli değildir. Bunun
yerine Müslümanların tek tek kalitelerini geliştirmeleri gereklidir. İslam
devleti sonunda kendine uygun maddi kuvveti de üretme fırsatını yakalamış
olacaktır[9]."
Batı mükemmel insanı savunarak bir hümanizm felsefesi yapar. Burada insan
Tanrı'ya ihtiyaç duymaz. İsmet Özel bu savunmanın insanı yabancılaştırdığını
söyler. Ona göre Batı, hümanizmi ileri sürerken, yabancılaşmayı kötülerken bu
felsefesiyle savunduğu hümanist tezi geçersiz hale sokmuş olur. Değer
yargılarının üzerine çıkmış ve onu yönlendirmeye kalkışan bir yabancılaşmayı
Müslüman için 'özlenir' gördüğünü ifade eder. Yazar, Batıyı eleştirirken
Batı'nın düşüncelerini temel almış, Kur'an'a nadiren başvurmuştur. Bu yönüyle
İslam dünyasının düşünce yapısına hitap ettiği söylenemez çünkü üslubunun
anlaşılabilmesi için kullandığı kavramların bilinmesi gerekir. Oysa Ulam
dünyası bu Batı'lı felsefi temellerden kopuk durumdadır.
Özel Batı düşüncesini o düşünceyi üretenlerin kendi dilleriyle yazdıkları
eserleri okuyarak öğrenebilmektedir. Bîr yandan İslam'ı en temelden ilk kaynaklarından
anlamamız gerektiğini vurgularken diğer yandan hiçbir Orijinal Arapça kaynağa
başvurmamaktadır, İslami çerçeve de gösterdiği birkaç kaynak bile tercüme
eserlerdir kî muhtemelen nakledilen ayetler de tercüme metinlerden
alıntılanmıştır. Ona göre İslam İlk pratiği sırasındaki özünden zaman içinde
değişik oranlarda uzaklaşmıştır. Şimdi yeni bir İslam arayışı söz konusudur.
Özel bu arayışa girişir. Ancak onun önerdiği metod da yine insan aklının ve
töresinin dışında bir metod değildir. İsmet Özel, sorunları kökten kavrayıcı
bir yaklaşım sunabildiğini, ama çözüm önerileri için bunun söylenemeyeceğini
ifade ederken kendisini mazur da görmekledir. Diğer yandan ise İslam'ın tüm
sorunların çözümü olduğunu da İfade etmektedir. Yapmaya çalıştığı yine de İslam'ın
nasıl hayata geçirileceğine ilişkin bir şeyler önermektir. Ama önerilerinin
somut olmadığını sadece bulanık bir çözümsüzlüğe götüren bir mantıksal örgü
sergilediğini görürüz.
Düşüncelerinin kendi İçindeki tutarlılığına rağmen ulaştığı çözümsüzlük
onun eleştirdiği Batı felsefesinin ulaştığı sonuca benzemektedir.
Özel'in tutumu oldukça ütopiktir. Batı'yı tümüyle tanrıtanımaz bîr
felsefenin ürünü olarak görmekti; ve İslam'ı bunun tam karsısına
yerleştirmektedir, İsmet Özel, Müslüman için içinde bulunduğu düzen bir zorun
Suluktur görüşünü savunur. Özel, Müslüman ile içinde bulunduğu düzen arasındaki
uzlarının aklen kabul edilebilecek bîr uzlaşı olmadığını vurgularken diğer
yandan ise hayata yabancılaşmış, bireyselleşmiş siyasal ve sosyal düzene karşı
bir Müslüman tipini üretmeye çalışmıştır. Diğer bir yansıma ise “kabul-red”
arasında bocalayan, kesin tutum çözümüne ulaşamayan bir insan tipi
üretilecektir.
CUMA MEKTUPLARI
Özelin uzlaşmaz tutumunu "Müslüman" anlayışında görebiliriz.
Genellikle "Müslüman" dediği zaman "benim gibi düşünen
Müslüman" anlamında kullanır gibidir. Bir yazısında 1. sınıf ve 2. sınıf
diye bir Müslümanlık ayırımı yapmaktadır (başka bir yazısında
ehlileştirilmiş-militan uzlaşmayan Müslüman ayrımı yapıyor). 1. sınıf
Müslümanlar 1) sadece İslam ilkelerini gütmeyi hayatlarının 1. meselesi yapan
ve 2) bu ülkede Müslümanların haklarının bütün boyutlarıyla tanınabildiği bir
zamanın geleceğine inanan ve 3) bu uğurda çalışmayı hayatlarının en önemli
uğraşısı yapanlardır. 2. sınıf Müslümanlar dünyanın halini veri kabul eden,
hayatlarının İslam ilkelerinden başka etkenlerce düzenlenmesinden büyük bir
rahatsızlık duymayanlardır (Cuma Mektupları I. s. 100, Kara, s. 652).
"Kâfir" sözcüğünü kimi kez kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları da
kapsayacak biçimde, kimi kez de salt Hıristiyanlar, Batılılar için kullandığı
izlenimi edinilmekledir. (Kâfirin Müslüman olmayanlar için kullanılması halka
özgüdür. Asıl, Tanrı'yı yadsıyanlar için kullanılır.) Bir röportajda bir tanım
denemesi yapıyor. Kıble ehline kâfir denemeyeceğini söyledikten sonra, namaz
kılanların, devamlı kılmasalar da kâfir sayılamayacağını belirtiyor. Faka!
hemen ardından kâfiri "kıblesi benimkinden farklı" birisi diye
tanımlıyor. Hoşgörüsüzlüğü açık olmakla birlikte, sınırları pek de belirgin
sayılamaz (Kara, s. 656).
Özel, uygarlık ve tekniğe de İslamiyet adına meydan okur. Müslüman olanın
İşi yalnızca Allah'ın yolunu izlemek olmalıdır. Uygarlık diye bir tasası
olamaz. İslami mücadeleyi bir uygarlık mücadelesi olarak anlarsak uygarlık
bakımından parlak olan Abbasi, Endülüs, Osmanlı gibi dönemleri örnek alabiliriz.
Oysa bu dönemlerin birçok yönleri uygar, fakat İslamiyet’e aykırı olabilir.
Öte yandan milliyetçi ve sosyalist anlayış tekniği bir insan egemenliği aracı
olarak değerlendirirken, Müslümanların tekniği kulluk haddinin aşılmasının bir
belirtisi. Tagut (şeytan ya da put) olarak görmeleri gerekir. Mevcut haliyle
Batı tekniği İslami yaşayışın örgüsüne giremez. Bilime gelince, Allah'ın
kurduğu düzenin hikmetini kavrama çabasıdır? İnsanın bilime vukufu Allah'ın
lütfettiği bir zenginlik. Oysa hümanist Batı düşüncesi bunu gurura dayanak
yapmak, mutlak bilgiye varılacağı iddiasındadır. İlerleme düşüncesi de
"zorbalığın haklılaştırma isteğinden" başka bir şey değildir. Müslüman
ilerlemeye aldırmaz, çünkü onun gelecekte daha mükemmel bir insan tipine, daha
üstün bir Müslüman’a ulaşmayı düşünmesi olanaksızdır. Üretim denilen çılgınlığın
dünyaya ya da insanlığa kattığı bir şey yoktur (Kara, s. 600-2, 610,
615-21,630).
Her şeye rağmen, yazar Türkiye'ye özel bir önem vermektedir. Zira Türkiye
bağımsızdır. Ayrıca bir tek burada devletin İslami kimliği açıktan reddedildi.
Dolayısıyla ancak bu ülkede İslami bir hayatın inşası görünen bir sorundur.
"Müslüman" olmak bir kimlik belirtisidir. Sömürgeleşmiş Müslüman
ülkelerde İslami bir görüntü varsa da içi çürümüştür (Kara, s. 649-51). Yazar
düşüncesine herhangi bir somutluk vermekten kaçınmakla birlikte hilafet (hatta
saltanat) istemektedir. Hilafet insanın yeryüzünde bulunuş amacına ve kültürel
siyasal çerçevelerine açıklık getirecektir. Bütün Müslümanların bir tek siyasal
karar odağına göre (adı hilafet ya da saltanat olsun ya da olmasını faaliyet
göstermesi bir gereksinimdir. Bu düşüncelerden de anlaşılacağı üzere, Özel
demokrasiye hiç de sıcak bakmıyor, ama "Müslümanlığın" bir özgürlük
olduğunu savunuyor. Cezayir'de "Müslümanların" demokrasi öldürüldü
diyecek halleri olmadığını, çünkü programlarında demokrasiye yer vermediklerini
rahatça itiraf ediyor. Ona göre Türkiye'de büyük çoğunluğun en önemli özelliği
düşünmemektir. Hilafetin bir yararı da demokrasinin en büyük sakıncası olan
"cahil halk yığınlarının" yönetimi bozmasının ya da de-mogoglarca
yönlendirilmesinin önüne geçmesi olacaktır (Kara. s. 676-9, 681,659,685).
Özelin başkalarına özgürlük tanımak konusunda hiçbir cömertliği söz konusu
değildir. Sözlerinin geçtiği yerde komünistlere örgütlenme olanağı vermeyi
reddetmektedir. (Özel'e göre Türkiye'de sosyalizm yoktur ya da olduğu ölçüde
"Kemalizmin kayınbiraderidir.") Türk Ceza Kanununun komünizmi
yasaklayan ve pek ağır yaptırımlar içeren 141 ve 142. maddelerinin
kaldırılmasına da karşıdır (Cuma Mektupları I, s. 106.) Voltaire'in başkalarının
düşüncelerini açıklama özgürlüğünü savunmak yükümlülüğüyle ilgili ünlü sözünü
reddediyor. Laiklik Hıristiyanlık içinde bir öğretidir, o da bize yaramaz.
Feminizm bir fesattır, zira kadının ve erkeğin yeri ayet ve hadislerle
bellidir. Savaş aleyhtarlığına, anti-militarizme "erkek
özelliklerinin" reddi olarak, cihat düşüncesini silmeye çalışan bir hile
olarak bakmaktadır. Böyle şeylere "ikinci sınıf kafalar" inanırdı.
"Bize" savaşçılık bilinci gerekirdi. (Kara, s. 660, 663, 666, 689,
Cuma Mektupları I, s. 108).
Şair - yazar İsmet Özel, 'Allah'ın Türkleri diğer milletlerden üstün
yarattığı" görüşünü 27 yıldır savunduğunu söyledi.
İsmet Özel “Türkiye’nin bu potansiyele sahip olduğuna inanıyorum”
inanıyorum" dedi.
Türk edebiyatı dergisinde yayımlanan röportajında Allah'ın Türkleri diğer
milletlerden üstün yarattığını bu yüzden Türklerin üzerinde daha büyük bir
yükün olduğunu, söyleyen İsmet Özel. bu tespiti nasıl yaptığını Milliyet'e
şöyle anlattı:
'Dış' Türk, ‘iç’ Türk
"Yaratma dediğimiz olay, sona ermiş değil. Türkler dîye bir şey varsa,
bunun da hâlâ yaratılıyor olması lazım. Allah Türkleri diğer milletlerden
üstün yarattı' cümlesini sarf etmemin sebebi, dünyada mevcut yaşama düzenine
alternatif olabilecek yaşama düzeninin, ancak Türklerin elinden çıkabileceği
tezine dayanıyor.
“Türk"ten kastının, Türkiye Türkleri olduğunu kaydeden özel,
"Türkiye sınırları dışındaki unsurların Türklüğünü bu meselenin içine
katmıyorum. 'Dış Türkler' tabirini biz sadece Türkiye'de kullanıyoruz...
Dışarıdakiler kendilerini Türk diye sayıyorlarsa, göndermelerini Türkiye'ye
yapmak zorundalar" dedi.
Açılıma inanmıyorlar
Türkiye'den yeni bir açılım doğabileceğine inanan entelektüeller
olmadığını kaydeden Özel. "'Tüm toplumda bu konuda bir konsensüs olması
lazım. Ben var olan ruhun keşfedilmesi ve kıymetinin bilinmesi gerektiğini
söylüyorum. Yoktan var etmek Allah'a mahsus. Türkiye'nin bu potansiyelinin
olduğuna inanıyorum. Bunun da fark edilmesini bekliyorum" dedi.
Hegemonyayı aştık
Türkler dışında, üstün yaratılan başka topluluk bulunmadığını savunan özel,
şöyle konuştu: "Türk olarak varlığımız, dünyada benzersiz bir tavrı
yansıtmamıza bağlı. Benzersizliğimiz, eğer varsa üstünlüğümüz dünyada
yürürlükte olan hegemonyanın dışına çıkabilme gücünü göstermiş olmamızdır.
Mesela bunu İstiklal Harbi'yle ortaya koyduk."
ŞİİR TAHLİLİ
İkinci Yeni anlayışının etkisi altındaki ilk şiirlerinde "özgün
duyarlığın", "gözü :k ve yeni bir imge dünyası'nın (A.Behramoğlu)
göre çarptığı, daha sonraki şiirleriyle "toplumcu gerçekçi akımda daha
önce rastlanmayan bir çizgiye" (Ş. Kurdakul) ulaştığı, "devrimci
anlayışa benzeri görülmemiş örnekler" (M.Fuat) kazandırdığı ileri
sürüldü[10].
Gerek "Evet İsyan" da gerekse “Cinayetler Kitabı”nda hem siyasi
teminolojinin hem de şiiri kuran düşüncede hayatla her gün yüz yüze geldiğimiz
meselelerin ağır bastığını görmekteyiz. Ancak 1980 yılında yayınlanan
"Şiir Okuma Kılavuzu" başlıklı denemesinde şiirle politika arasında
doğrudan bağ kurmaya muhalif bir tutum içinde olduğunu görürüz. Bu şairin
savunduğu şiir anlayışı bakımından bir uyuşmazlık durumu yaratır. Örneğin;
Sevgilim Hayat
……………
Mahmur bir tohumdun delikenlı bağrıma.
Ve hatırlıyorum lokavt vardı
bezgin fabrika düdüklerinin
senin kalbini kakıçlardı.
Tomarla muştuyu omuzlayarak genç adamlar
polisin sevmediği genç adamlar sokaklarda
patronları kudurtan gazeteler satarlardı.
Ey şehre başaklar
militan ruhlar ekleyen hayat!
Gün turuncu bir hayalet gibi yükseliyorken
izmarit toplayan çocukların üstüne
çekleri imzalanıyorken devlet katlarında faşizmin
……....
çünkü bir savaşmasak
Uzak Asya'dan çekik gözlerimiz
Küba'dan kıvırcık sakallarımızla
savaşmasak
güm güm vurur mu kömürüm kalbi Kozlu'da Keşan'da ümüğüne basılır mı
vahşetin
(Cinayetler Kitabı)
Kanla Kirlenmiş Evrak[11]
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır.
tabutumun üstünde zar atıyorlar cebimdeki adreslerden umul kalmamıştır
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar
denizin satırları arasında.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça İnancım anıyor.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
suçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
acıyla uğranacak yerlerimi yok etlim.
Ve şimdi bir çok savlasını atlayarak bitirdiğim kitabın
başından başlayabilirim.
"Kanla Kirlenmiş Evrak" şiiri şairin geçiş sürecinin işaretlerini
taşıyan bir şiirdir. Şiir şairin hayatından kesitler sunduğu için gerçekçi bir
şiirdir. Şiirin ilk dizesiyle şairin hayata duyduğu inancın yavaş yavaş
sarsılmaya başladığını sanki bir geçiş dönemi yaşıyor olduğunu anlıyoruz.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında..
Bu geçiş döneminde şair, hayatının karamsar bir yapıya dönmesine neden
olarak önceleri bağlı olduğu inançların değerlerin kuşatma altına alınmasını
gösterir. Şair dönemin ağır şartları altında eziliyor olduğu hissini
uyandırırken aynı zamanda bu şartlardan kaynaklanan bîr düşünce bunalımına
düştüğünün işaretlerini de vermektedir. Bunu da;
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır mısrasıyla açık bir dille sunmuştur.
tabutumun üstünde zar atıyorlar cebimdeki adreslerden umut
kalmamıştır
mısralarıyla şair nasıl bir ortamda bulunduğunun gerçekliğini yansıtmakla
kalmamış ''tabutunun üstünde zar atılıyor" olmasıyla da ortamındaki
sahteliklerin farkında olduğunu belirtmiştir. Döneminin sosyal ortamında kendi
bunalımını yaşarken kariyerizm uğruna bu ortamdakiler tarafın kuyusunun
kazıldığını ifade etmektedir. Bu yargılara şairin içinde yaşadığı dönemin,
sosyal ortam yapısını göz önünde bulundurarak varmaktayız.
Bir diğer mısrada ise kendini içinde tanımlayabileceği, sığınabileceği,
ortak düşünce ve duyguları paylaşabileceği bir insanın ya da insan grubunun
yokluğundan söz eden şair, artık kendisi için başka bir direniş döneminin
başladığını üstü kapalı bir biçimde yansıtmıştır. Ayrıca bu dizede yalnızlık
teminin işlendiğini görüyoruz. Şair gidecek nitelikli bir yer göremediği için
yalnız kalmıştır. Bu şair için bir inzivadır. Çünkü bu inzivaya biraz da
kendisi çekilmek istemiştir[12].
Şairin, bulunduğu nesnel gerçekliği olduğu gibi kaleme almış olması ve bunu
yaparken sembollere yer vermemesi gerçekçi bir şiir kurma amacından
kaynaklanmıştır. Şairin önce toprağa sokularak gizlenmeye çalışması ve daha
sonra da buradan çıkarak denize yaklaşması onun bir kaçış dönemi yaşadığının,
ancak başkalarınca rahat bırakılmadığının da ifadesidir.
Derin düşünmeye sevkeden;
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar denize yaklaşınca kumlar ve
çakıl taşları
geçmiş günlerimi aşağılamakladır.
mısralarıyla şairin o güne kadar iyi veya kötü bağlantılar içinde bulunduğu
çok sayıda kişilerce yaptıklarından, düşündüklerinden ölürü bir yargılanma,
önemsizleştirilme durumuyla karşı karşıya kaldığını olduğu gibi kabul
edilmeyerek, aşağılanmaya varan durumlar yaşadığın! dile getirmiştir.
Şiirin ikinci bölümünde şair yine kendini ve hayalını okuyucuya hatırlatan ve
şiirin her bölümünün başlangıcında yer alan
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
mısrası ile şiire bir ahenk katmıştır. Şiirin her bölümde aynı mısrayla
başladığını ve bu mısradan sonra birbirinden ayrı olayların yaşandığını, sonuç
itibariyle de bu olayların şairin hayatına yön vermedeki etkisini açık bir
şekilde görmekteyiz.
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını
mısrasıyla da şair yine İçinde bulunduğu dönemde insanlar üzerinde yoğun
bir baskının olduğunu imgesel bir dille vermekledir.
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar bazı solcun gömleklerin çözük
düğmelerinden çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar denizin satırları arasında.
mısralarıyla şair içinde yaşadığı sosyal çevreden de okuyucuya bir takım
işaretler vermekledir. Kadınların günaha giriyor olmaları, İslam dininin toplum
nezdinde ne gibi bir konuma girdiğinin izlerini yansıtmaktadır. Ayrıca günah
kavramını işlemesiyle şairin bir arayış, bir geçiş döneminde olduğunu
çıkarabiliriz. Diğer dizelerde ise eski olan ile yeni olan arasında bir bağ
kurulmuştur. "Solgun gömleklerin çözük düğmelerinden, çelik tırpana
benzeyen çocukların silkiniyor"' olması aslında eskilerin yerine bayrağı
taşıyacak daha dirayetli çocukların (gençlerin) geldiğini, siyasi bir gerçeklik
durumu yaşandığını vurgulamıştır. Çocukların dahî eskilerin bıraktığı mirası
elde etmek adına fırsatlar kolladığı, "çözük düğmelerden"
silkinmelerinden ve zor şartların içinde kaldıklarını "denizin satırları
arasında" bu işi yüklenmelerinden anlamaktayız.
Şairin bu şiirinde ayrıntılarda karanlık, tamamıyla anlaşılmayan derin bazı
unsurlar kullanılmıştır. Bu da onun şiir ile ilgili "şairin ve şiir
okurunun şiirde buldukları kendi kıvılcımlarıdır, kendi anlam
yüklemeleridir" görüşünden kaynaklanmaktadır.
Genel olarak insanlar şehir medeniyetinin İnsanı bulunduğu konumdan
çıkararak, kötüye sevk ettiğini düşünürler. Özellikle şehirlerdeki her türlü
kötü olayın geceleyin aksettiği de bîr gerçektir. Şehir hayatı insanı
kısıtlayıp, hürriyetini elinden aldığı gibi onu soysuzlaştırarak onu
yalnızlaştırmakta ve iyi değerlerini, duygularını çürümeye bırakmaktadır.
Şehrin günlük çalışma hızından ve baskılarından yorulan insanlar geceleri
kadınlar vasıtasıyla tabiata, İçgüdülerinin tatminine yönelirler. Kadınların
fazlasıyla günaha girmelerinin ve şehir gecelerinin insanı yozlaştırması
arasında bir bağlantı vardır.
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin küfre yaklaştıkça inancım
artıyor.
mısraları ile bu gerçek yansıtılmış ve şair bu yozlaşmaya, bu yaşantıya
tanık oldukça inancının güçlendiğini belirtmektedir. Şairin bağlılığının
arttığı inanç, bu soysuzlaşmaya, günah ortamına meyil vermeyeceğine inanmadığı
İslam inancıdır. Şairin ayrıca arayıştan geçişe doğru bîr adım attığı da
gözlemlenmektedir. Her şeyin yüzeyselleştiği önemini yitirdiği ve çürümeye yüz
tuttuğu bir ortamda şair direnç göstererek bu çürümüşlüğün karşısına artık bir
siper olarak durduğunun izlerini taşımaktadır. Şiirin son parçasında şair
hayatıyla ilgili karanlık duygusunu yineleyerek gençlikten olgunluğa geçtiğini
anlatmaktadır. Bu zamana kadar çok şey yaşadığının dünyaya anlam verebilmek ve
katabilmek adına çok düşündüğünün altını çizen şair, bütün insanların yaşlan
ilerledikçe geçmişlerini; yönelik yaptıkları muhakemeler sonucunda kapıldıkları
psikolojik durumu ifadelenmiştir. Şairin kendini yorgun hissetmesi ve bu
yorgunluktan şikayet ediyor olması onun istediklerini gerçekleştiremediğini
dile dökülüşü biçimindedir. Bu nedenle şair hayatı hakkında olumsuz bir
psikolojiye bürünerek, zihinsel bir sorgulamanın içinde bulunduğunu da bizlere
yansıtmıştır.
Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında öyle yoruldum ki yoruldum
dünyayı tanımaktan
Şiirin son parçasında zamana değinmesi ve zamanın geçiciliği gerçeğinden
hareket ederek “saçlarının çok yorulduğunu” dile getirmiş olması bîr bakıma
onun yaşlanmaya başladığının bir gerçeğidir. Hayatında yaşadığı her türlü
olayın vakitsizce başına çöküverdiğinden söz eden şair yaşaması gerekenleri
sırasınca yaşamadığını ve bu yüzden yaşlılığında ağarması gereken saçlarının gençlik
dönemlerinde ağardığından yakınır. Bunu;
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
mısrasıyla vurgulamıştır. Şair, bu mısrada gençlik uykularında yorulan
saçlarından bahsederken uyku ve yorulmak gibi iki zıt kavramdan yola çıkarak
zıtlıklardan meydana gelen bir bütün kurar. İnsanın uyku halindeyken yorulması
mümkün değildir. Aksine uyku İnsanı fiziki ve zihni açılardan dinlendiren bir
etkiye sahiptir. Ancak şair genel yazı tarzından hareketle zıtlıklar arasında
bağlantı kurmuş ve ifadelerini derinleştirme fırsatı yakalamıştır. Öte yandan
bu mısra ile şairin gençlik uykusu olarak nitelendirdiği durum, gençlik çağında
bazı gerçekleri kavrayamamış olmasıdır. Bu çağda gerçek gibi görünen ama gerçek
olmayan şeylerle uğraşmakla, onlar üzerine düşünmekle saçlarının (bir bakıma
beyninin) yorulduğunu dile getirmeye çalışmıştır.
Şair, gerçeği taşımayan ve yansıtmayan, doğru sandığı şeylerin peşinde
koşmanın, bunlar için birçok zorluğa göğüs germenin dolayısıyla bu yolda
çektiği acıların aslında hiçbir değerinin hiçbir anlamının kalmadığının farkına
varmış gibidir.
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman acıyla uğraşacak yerlerimi yok
ellim.
mısralarıyla da bunu desteklemektedir. Şairin acıyla uğraşacak yaşa
geldiğinde acıyla uğraşacak yerlerini yok etmesi bilinçli bir eylemdir. Çünkü
şair arlık bir olgunluk dönemi yaşamaktadır ve gençlikteki pervasızlığın bu
doneme nüksetmesinin olanağı yoktur. Bu nedenle her şeyin bile isteğe, içinde
bulunduğu yaşa uygun biçimde yapılmasından yana bir tavır sergilemektedir.
Çektiği acıların bir bakıma kendisinin üstümle olan şeylerle uğraşmasından
doğduğunu vurgulayan şiir. bundan böyle onu üstünde bulunun şeylerle uğraşmaya
iterek acı çekmesine neden olan zayıf yönlerini bile isteğe ortadan
kaldırdığını ifade etmiştir.
Ve şimdi bir çok sayfasını allayarak bitirdiğim kitabın başından
başlayabilirim.
mısralarıyla şair hayalını bir kitaba benzeterek hayattan çok şey
öğrendiğini ancak bu öğrenmeyi yeterli düzeyde bulmadığından bahsetmektedir.
Hayatı boyunca birçok ayrıntıyı gözardı ederek yaşamış olduğunun farkına varmış
ve bîr uyanıklık, ayıklık dönemine girmiştir. Hayatında, yaptığı halaları
anlayan biri olarak yine de bunların telafisinin olabileceğini ve teslimiyete,
yılgınlığa düşmeden hayatına yeni bir başlangıç yapacak kararlılığa ve güce
sahip olduğunu belirtir.
Şair şiire hakim olan kasvetli karanlığa bu mısra ile son vererek yeni
hayata açılan kapıların umut yüklü müjdecisi olmuştur. Şiir baştan başa ağır
bir üzünçle donanmıştır. Şairi mutsuz kılan kaynak, içinde bulunduğu ortamın
kendi yaşantısına yansıyan olumsuzlukları olmuştur. Şair yaşadıklarını ve
gördüklerini tasvir ederken dizeleri ince bir sızıyla dolup taşırmıştır. Şair
şiirde diğer insanları da gözlemlemiş onlara kayıtsız kalmamıştır. Bu yönüyle
toplumcu bir çizgide yol aldığını ancak kendi hayatını etkisi altına alan
olaylar karşısında gösterdiği psikolojik tavırla bireyciliğe kayan bir çizgi
çizdiğini görürüz.
Şiirde şairin kullandığı dilin dolaylı olduğunu ve vezin kafiyenin
bulunmadığını, şiirin serbest bir şiir olduğunu görüyoruz. Şair, şiiri belli
kalıplara koymayan süssüz, sembollere kapalı ama İmge dünyasına açık bir şiir
kurmuştur. Şiirde yer yer kapalılıklara rastlamamız, şairin şiiri kapalı bir
ifade olarak yorumlamasındandır.
"Kanla Kirlenmiş, Evrak" adlı şiirinde şair simgelere, musikiye
önem vermemiş ve dili aracılığıyla dilin anlatım olanaklarını aşan bir şiir
oluşturmuştur. O, şiirdeki dilin, bîr varlık kazanarak gerçeği şiire taşıyan
bir kuruluş olduğunu savunur. Dolayısıyla şiirde kullanılan dil başka bir şeyin
yerini tutmak üzere yoktur. Nitekim şiirinde de bu görüşe sadık kalarak kendine
özgü bir anlatım tekniği kullanmıştır. Şiirde kullanılan dizeler kıvrak ve
içtendir. Bu iki durum bizi tek düzelik duygusuna kapılmaktan korur. Şiirde
içerik biraz geriye itilmiş ve alışılmadık imgeler kullanılarak yaşanılan
olaylar, içinde bulunulan durumlar biraz Öne geçmiştir. Açık ve yalın bir
söyleyişten bilinçaltını boşaltmaya yarayan bir söyleyişe kayılmıştır. Şair,
buna rağmen anlatımı başarılı bir düzeyde yapmıştır.
DİPNOTLAR
[1] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.28.
[2] İsmet Özel, Şiir Okuma Klavuzu, s.23.
[3] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 16.
[4] Şiir Okuma Klavuzu, s.57.
[5] a.g.e. s.30
[6] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 36
[7] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değildin, s. 96
[8] İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule
Yay. İst. 1992, s.241
[9] İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999, s.167
[10] a.g.e, s. 146-147
[11] Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk şiiri, s. 149
[12] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.77
KAYNAKÇA
1- İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin.
2- İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu.
3- İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule
Yay. İst. 1992.
4- İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999.
5- Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk Şiiri.
6- Sina AKŞİN, yakın Çağ Türkiye Tarihi.
7- İsmet ÖZEL, Cuma Mektupları.
8- Milliyet Gazetesi.
MUSA TILFARLIOĞLU tarafından "Makale Yarışması" için yazılmı
vırla � ^My i x�V P�T an bir çizgi çizdiğini görürüz.Şiirde şairin kullandığı dilin dolaylı olduğunu ve vezin kafiyenin bulunmadığını, şiirin serbest bir şiir olduğunu görüyoruz. Şair, şiiri belli kalıplara koymayan süssüz, sembollere kapalı ama İmge dünyasına açık bir şiir kurmuştur. Şiirde yer yer kapalılıklara rastlamamız, şairin şiiri kapalı bir ifade olarak yorumlamasındandır.
"Kanla Kirlenmiş, Evrak" adlı şiirinde şair simgelere, musikiye önem vermemiş ve dili aracılığıyla dilin anlatım olanaklarını aşan bir şiir oluşturmuştur. O, şiirdeki dilin, bîr varlık kazanarak gerçeği şiire taşıyan bir kuruluş olduğunu savunur. Dolayısıyla şiirde kullanılan dil başka bir şeyin yerini tutmak üzere yoktur. Nitekim şiirinde de bu görüşe sadık kalarak kendine özgü bir anlatım tekniği kullanmıştır. Şiirde kullanılan dizeler kıvrak ve içtendir. Bu iki durum bizi tek düzelik duygusuna kapılmaktan korur. Şiirde içerik biraz geriye itilmiş ve alışılmadık imgeler kullanılarak yaşanılan olaylar, içinde bulunulan durumlar biraz Öne geçmiştir. Açık ve yalın bir söyleyişten bilinçaltını boşaltmaya yarayan bir söyleyişe kayılmıştır. Şair, buna rağmen anlatımı başarılı bir düzeyde yapmıştır.
DİPNOTLAR
[1] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.28.
[2] İsmet Özel, Şiir Okuma Klavuzu, s.23.
[3] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 16.
[4] Şiir Okuma Klavuzu, s.57.
[5] a.g.e. s.30
[6] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s. 36
[7] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değildin, s. 96
[8] İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule Yay. İst. 1992, s.241
[9] İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999, s.167
[10] a.g.e, s. 146-147
[11] Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk şiiri, s. 149
[12] İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin, s.77
KAYNAKÇA
1- İsmet Özel, Waldo Sen Neden Burada Değilsin.
2- İsmet Özel, Şiir Okuma Kılavuzu.
3- İsmet Özel “Mektuplar bitince Ne Başlayacak”, Cuma Mektupları-5- Şule Yay. İst. 1992.
4- İsmet Özel, Üç Mesele, Şule yay. 1999.
5- Asım Bezirci-Kemal Özer, Dünden Bugüne Türk Şiiri.
6- Sina AKŞİN, yakın Çağ Türkiye Tarihi.
7- İsmet ÖZEL, Cuma Mektupları.
8- Milliyet Gazetesi.
Yorumlar
Yorum Gönder