Ana içeriğe atla

Müslüman sıfatı yetmemiş Hayrettin Karaman


İslam ile müslüman arasındaki ilişki her fert, topluluk ve toplum için "tam uyumluluk" olmamış, müslümanım diyen ve inancımıza göre de müslüman kabul edilmesi gereken insanlarda "ilim, iman, amel, ahlak" bakımından önemli –ama zayıflık veya eksikliği insanı İslam dairesinden çıkarmayan- farklar var olagelmiş. İslam her bir ferdi ve toluluğu, iki cihanda mutlu ve Allah'ın muradına ve rızasına uygun kılacak kabiliyet, ahkâm ve çözümleri ihtiva ettiği halde müslümanım diyen insanlarda –İslam'a göre- pek çok kusur, eksiklik, ihmal, gevşeklik.. görülmüştür. Bir de imanda ve amelde farklı yorumlar, anlayışlar, usul ve uygulamalar olmuş; bunları benimseyenlerin bir kısmına "sünnî", bir kısmına "gayr-i sünnî" denmiştir. Sünnî olanlara da selefî, Eş'arî, Mâtürîdî, Nakşî, Kadirî, Mevlevî, Rifâ'î.. sıfatları eklenerek bölüklere ayrılmıştır. Her bir bölükte müctehid (bilgiyi vahiy kaynağından alan), mukallid (bilgiyi, deliline bakmadan müctehidden veya ondan alandan... alan), müttebi' (bilgiyi müctehidden, deliline bakarak alan) müslümanlar bulunmuştur. Sıra amele gelince ibadetlerde, muamelatta (buraya bütün siyasi, hukuki, ictimai alanlar girmektedir) ve ahlakta eksikli olan müslümanlar çokça bulunmuş; bu yüzden müslüman sıfatının yanına "salih, takva sahibi, kamil", "fâsık, facir, günahkâr" sıfatları eklenmiştir.
Evet Allah Teâlâ "Allah'a davet eden, salih amel sahibi olan ve 'şüphesiz ben müslümanlardanım' diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir!?" buyuruyor; ama bu sözün (müslümanım sözünün) güzel olabilmesi için bunu söyleyenin: a) İnsanları Allah'a (İslam'a) davet etmesi, b) Kendisinin de başkalarını davet ettiği İslam'ı eksiksiz uygulaması gerekiyor. Fussılet suresinin bu 33. âyetinin tefsirinde İmam Ebu Mansur Mâtürîdî şöyle diyor: "Allah'a çağırmaktan maksat bir Allah'a kulluğa ve O'nun dinine çağırmaktır; yahut dince iyi ve meşru olanı yapmaya, kötü ve gayr-i meşru olanı terk etmeye çağırmaktır; bunu hem kendisi uygulayacak hem de başkalarını ona davet edecektir. Bu ifade bütün iyi, güzel ve hayırlı olan şeyleri ve Allah'a itaatın tamamını ihtiva etmektedir".
Müslümanım diyenlerin ve inancımıza göre de müslüman kabul edilmesi gerekenlerin yüzde kaçı bu ayetteki tarife uygun müslümandır?
Tarife uyanlar az, uymayanlar çok olduğuna göre bunları –dince gerekli olduğu için, eksikliklerine göre bazı hükümlere tabi olacakları için- birbirinden ayırmak üzere müslüman sıfatının yanına bir de "salih, fasık, sapkın..." gibi sıfatlat eklenmiştir. Mesela "Her salih kul müslümandır, ama her müslüman salih kul değildir". İmam Matürîdî'nin açıkladığı geniş çerçeveli "dava ve daveti" temsil eden müslümanları ifade etmek üzere "mücahid, müctehid, müceddid, dâ'î, mürşid" gibi sıfatlar kullanılmıştır.
Bir tarihte, İslam'a ve müslümanlara yönelen saptırıcı ve bozucu bazı tehlikeri, meydan okumaları fark eden gayretli bazı müslümanlar, mesela turancılık ve batıcılık ideolojilerine karşı "çareyi İslam'da arayalım" diye yola çıkmışlar, mücadele etmişler ve bunlara da –kim derse desin, birileri- İslamcı demiş. Başta bu kelimeye takılanlar olmuş, ama sonra kelime yerleşmiş. Bu insanlar mesela medeniyet, kültür, siyaset gibi bir alanda yoğunlaştıkları için "iman, ibadet ve ahlaka önem vermediklerini" söylemek çirkin bir iftiradır.
Şimdi tekrar edelim: Her müslüman islamcı değildir, ama her islamcı müslümandır. Bir de şu var: Her müslüman, ismi kullansın kullanmasın –mana, mefhum ve muhteva olarak- islamcı olmak mecburiyetindedir.
Müslüman kelimesi/sıfatı yeterli diyenler önemli bir hususu/sakıncayı gözardı ediyorlar: Eksiğinin farkında olmadan, kamil olanla ilgilenmeden, kendi halinden memnun olarak hayatına devam eden "eksikli müslüman" için kendini ıslah ve ikmal kapıları kapanmış olur.

yenisafak. 30 Ağustos 2012 Perşembe

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Sanat, Edebiyat, Sinema Değinmeler…:Enver Gülşen

Asım Öz: Biraz sizi tanıyabilir miyiz? Mesela sinemayı düşünme, sinema üzerinde düşünme ve sinema üzerinden düşünme çabası ne zaman başladı? Enver Gülşen : Asıl mesleği elektronik mühendisliği olan birisiyim. Sanırım mühendisliğin, bütün o tekdüzeleştirici yanlarının yanında, özellikle büyük şirketlerde çalışmışsanız, olumlu bir yansıması da oluyor. Mühendisler, modern öğütme mekanizmalarını direk deneyimlemeleriyle hayatlarının belirli bir döneminde bir yol ayrımına geliyorlar. Ya modern mekanizmanın kusursuz bir çarkı olarak o mekanizma ile özdeşleşecek ve bir tür köle-efendi ikilemi içinde hayatlarını idame ettirmeye devam ettirecek; ya da çark olmayı reddederek modern tüketim-üretim kalıpları içinden firar etmeye çalışan bir çirkin ördek yavrusu olacaklar. Kendi şahsıma kusursuz çark olmayı hiçbir zaman beceremediğimi söyleyebilirim. Dolayısıyla zaten modern mekanizmalardan firar etme konusunda hemen hemen ilk zamanlardan beri büyük bir istek duyan birisiydim. Üniversite öğre...