Ana içeriğe atla

Mütefekkir ne/rede, entelektüel nereye düşer? Yusuf Kaplan

Mütefekkir ne/rede, entelektüel nereye düşer? 


Entelektüel, çağ adamıdır, çağının adamı. Çağının vicdanı. Çağrısı, çağıyla sınırlıdır ama. Çünkü entelektüel, çağının ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları içinden konuşur yalnızca; çağının ağları ve bağlamları içinden konuşlanır. Çağrısı, çağının sınırlarını aşamaz zira.
Müteffekkir, bir çağın adamı değil, bütün çağların adamıdır; bütün çağların vicdanı. Mütefekkirin duyargaları bütün çağlara ve bütün çağrılara açıktır. O yüzden mütefekkir bütün çağlara konuşur, bütün çağlarla konuşur ve bütün çağlar ona konuşur ve onunla konuşur. Çağrısı, çağ açacak ve çağ aşacak yılmaz bir küheylan, dinmez bir çağlayandır çünkü.
* * *
Entelektüel, aklıyla yürür; mütefekkirse kalbiyle, 'akleden kalbiyle'.
Entelektüel yalnızca satır'lardakini görür, görebilir; mütefekkirse sadır'lardakini de görür ve gösterir görebilen gözlere, kalplere, akıllara, vicdanlara.
* * *
Entelektüelin aleti, akıldır; mütefekkirinkiyse kalp. Entelektüel, aklar, aklamacılık yapar. Çağının aklayıcısıdır: Çağına bakar yalnızca, çağına tapar çünkü.
Mütefekkirse, kalbeder; önce kendini; sonra dışarısını. Kalp, kendi'nden dışa açıldığı andan itibaren inkılap başlar, her şey aslına inkılab eder. Mütefekkir, bütün çağlara bakar, bütün çağlar da ona akar.
Entelektüel aklı, bir satır gibi kullanır. Akıl (ratio) ölçmek biçmek demektir çünkü. Mütefekkir ise, kalbinin ritimlerine kulak verir ve sabırla dinler kalbinin dinginliğinden gelen engin sesi, seslerin sesini, o yüce sesi ve nefesi.
Entelektüelin zihni, hem işgal altındadır, hem de başka zihinleri işgal tasasında. Mütefekkirin kalbi, fütûhat sevdasındadır: Fütûhât, yani açılış, yani çiçekleniş, yani meyveye duruş, yani varlığı hak şiarı ve hakikat şuuruyla şiire durduruş.
* * *
Entelektüel, formların çocuğudur ve formlarla ilgilenir. Mütefekkir, normların çocuğudur ve normlarla ilgilenir.
Formlar, arızîdir; normlar aslî. Formlar, son kertede arıza üretir yalnızca; hele de hakikat form'a indirgenmişse, form'un eline verilmişse... Normlar ise asaletin kaynağıdır, özgünlüğün ve öz-ü-gürlüğün.
Formlar, normları şekillendirdiği zaman, ruh çekilir oradan, her şey ruhsuzlaşır. Normlar, formları şekillendirdiği zaman ruh üfler formlar herkese.
* * *
Entelektüel, bilgi'nin peşinde koşturur; o yüzden kendisi perişan olur, bizi de perişan eder. Mütefekkir, bilgeliğin izini sürer; kendisi kemal bulur, bize de kemal sürecinde yol olur.
* * *
Sorunumuz: entelektüel bolluğu, mütefekkir yokluğu. Entelektüelle mütefekkirin farkının farkında olsaydık, bugün neden burada olamadığımızın da, bugün'ün neden burada olmadığının da farkında olabilirdik. Ve yarının nasıl burada olabileceğinin fark edilmesini sağlayabilecek bir fark ortaya koyabilirdik.
Biz farkı kaybettik: Farkımızı. Fark, biziz çünkü. Ortaya fark koyacak, farklı şeyler koyacak biziz.
Ama biz yokuz. Yokuz, çünkü biz, biz değiliz. Bizde değiliz. Burada değiliz biz. Orada, bilemediğimiz başka, bambaşka yerlerdeyiz; buradayken bile.
Buradayken bile burada değiliz. Buradayız ama burada değiliz. Burada değiliz ama buradayız. Biz bizden gideli, burayı terk edeli, buradan gideli çok oldu... Artık kendimize gelme / tefekkür edebilme vakti geldi demektir, öyleyse...

Yusuf Kaplan

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...