Ana içeriğe atla

Huzur Evi Mustafa Kutlu


Eğer sevdiklerin yanında değil, sağlığın da yerinde değilse ihtiyarlık bir çileye dönüşür. İnsan yaşlanınca çocuk gibi olur; güçsüz, güvensiz, yardıma muhtaç ve nazlı.

Büyük ailenin varlığını sürdürdüğü yıllarda yaşlılar evlatlarının, torunlarının, sevdiklerinin yanında son günlerini geçirir, çok iyi muamele görür, saygıda kusur edilmez ve onlar da huzur içinde son nefeslerini verirdi.
Türkiye'de hâlâ nüfusun yüzde otuzu köylü, yüzde otuzu da şehre gelmiş köylüdür. Bu sebeple 'büyük aile'nin tamamen ortadan kalktığı söylenemez.
Gelenek bir şekilde sürmektedir. Aile küçülse de yaşlanan ana-babaya bir şekilde bakılır. Onları 'huzur evleri'ne terketmek vefasızlık, insafsızlık, sevgisizlik olarak değerlendirilir.
Ancak şehirlerde çalışan anne, çalışan baba işe gidince yaşlılar evde yalnız kalır. Bazıları torun bakar, zordur ama böylece hâlâ işe yaradıklarını gösterirler. Ana-baba için de bir güven kaynağıdır bu.
Ama yine de her iki tarafın içi rahat değildir. Eşini, evini kaybetmiş ihtiyar, oğlunun veya kızının yanına sığınmışsa (eskiden bu kelimeyi kullanmak fevkalade ayıp sayılırdı. Ne demek sığınmak) hayatın akışı, zamanın ruhu, yeni hayat tarzı içinde kendini bir 'yük' gibi algılar. Çocuklarının işi-gücü, arkadaşları, buluşmaları, eğlenmeleri, tatile çıkmaları vb. sırasında kendisinin bir 'engel' teşkil edeceğini düşünür. Ki gerçek de böyledir. Yaşlı adam artık 'huzursuz'dur.
Gençler de bu 'yaşlı'ya gereken ihtimamı gösteremediklerinden, onu kırmaktan çekindiklerinden, onu ne yapacaklarını bilemediklerinden dolayı gergin, yani 'huzursuz'durlar.
İşte tam bu sırada 'huzur evi' devreye girer. Huzur evinin devreye girmesi, insanın devreden çıkması demektir. Ananızı-babanızı bir 'kurum'a emanet ediyorsunuz ve içiniz rahat değil.
Oysa bu 'batılı hayat tarzı'nın kurumsallaşmanın getirdiği bir organizasyon, bir çaredir. Ki biz de yavaş yavaş buna alışıyoruz.
Batı'da aile bağları iyice gevşediğinden son yıllarda karı-koca dahi ayrı ayrı evlerde oturmayı; 'kendi hayatlarını yaşamayı' tercih ediyormuş. Çoğu boşanıyor zaten. Çocuklar ya kreşte, yahut yatılı okuldadır.
Geçen yıllarda hatırlarsanız çok sıcak bir yaz geçirmiştik. O yaz sadece Fransa'da 15.000 yaşlı, yalnız yaşayan insan öldü.
Ölümleri tatilde olan çocuklarına, yakınlarına bildirildiğinde şu cevap geldi: 'Morga kaldırın, biz tatilden sonra ilgileniriz'.
Otuz yıldır Almanya'da yaşayan bir mühendis arkadaş, Avrupalıların tatile çıkarken 'ayak bağı' olur diye çocuklarını yanlarında götürmediklerini anlattı.
Teknolojik-medeniyetin doğurduğu zihniyet, 'birey, birey... Bireyin mutluluğu' diye bağrına ses sonunda bireyi umutsuz bir yalnızlığa itiverdi.
Kurumlar ne kadar konforlu olursa olsun bir 'insan'ın yerini tutamıyor.
Bu uzun 'giriş'i ülkemizde yapılan bir uygulamaya dikkat çekmek için yaptım.
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin geçenlerde Türkiye'nin ilk 'yaşlı yaşam evi'nin açılışını yaptı.
Fatma Şahin 2014'e kadar huzur evlerindeki koğuş sistemine tamamen son vereceklerini, yaşlıların artık ev ortamında yaşayacaklarını söyledi. 'Yaşlı yaşam evi'nde bir sosyal çalışmacı ve dört bakım elemanı görevli olarak çalışacak. Dört oda ve bir salondan oluşan ve güvenliği olan site içindeki apartman dairesinin hemen yanında aile hekimliği ile birlikte bir ambulans hizmet için bekleyecek.
Bakan Şahin 'Yaşamla bağını koparmış ölümü bekleyen yaşlılar istemiyoruz. Aktif, sağlıklı, sosyal hayatın içinde, kendi kuşağı ile dayanışma ve uyum sağlayan, gözlerinin içi gülen yaşlılar istiyoruz' demiş.
Güzel, dikkate değer bir uygulama.
Bir noktaya dikkat etmeli.
Yaşlıların oturmuş alışkanlıkları, zevkleri, huyları vardır. Hemen kırılır veya huzursuz olurlar. Bazıları fevkalade inatçıdır. Bu sebeple aynı evi paylaşacak fertlerin seçiminde dikkatli olmak lazımdır.
Eğer koğuş nizamındaki bir huzur evinden seçilerek daireye taşınacak fertler söz konusu ise, öncelikle bu fertlerin koğuşta anlaştığı, uyuştuğu arkadaşları tercih edilmelidir.
Hastanede, hapishanede, askerde, yatılı okulda tatbik edilen 'koğuş nizamı' bazı yaşlıları sosyalleşmek bir yana daha da yalnızlaştırabilir. Bu açıdan 'yaşlı yaşam evi' deneyimi daha insancıl gözüküyor.
Umarız başarılı olur ve giderek bizim toplumda da artık yakınları tarafından ne yazık ki bir 'yük' gibi gözüken ihtiyarlar son günlerini huzur içinde geçirir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...