Öncelikle bir konuda anlaşalım: Ülkemizdeki yoksulluk, yokluktan değil, hakkına razı olmayanların çokluğundan kaynaklanıyor.
Hakkına razı olmamak, ne yazık ki, haksızlık etmeyi de beraberinde getiriyor.
İşte bu noktada, kanaat, anahtar kelime olarak karşımıza çıkıyor.
Tüketim ekonomisini değil de, kanaat ekonomisini savunanlardan biriyim. Bir farkla: Sadece tükettiklerimizde değil, işlerimizde ve ilişkilerimizde de kanaatkâr olmalıyız.
Kanaat etmemek, yani elindekiyle yetinmeyip daha fazlasını istemek, şükür kapısını kapatıp nankörlük kapısını aralıyor.
Böyle insanlara ne verirseniz verin, değer dahil, yetmez oluyor.
Neruda'nın dediği gibi: İnsan, ulaşamadığı her şeyin delisi, ulaştığı her şeyin ise nankörüdür.
Kadim kaynaklarımızda, konuyla ilgili çok sayıda 'yasal uyarı' var. Şimdilik, üç örnekle yetinelim.
'Kanaat tükenmez bir hazinedir.'
'İnsan için çalıştığından başkası yoktur.'
'İnsanlara şükretmeyen, Allah'a da şükretmez.'
Atasözlerine girmiyorum bile. İlk aklıma gelen ise şu: Aza kanaat etmeyen, çoğu bulamaz.
Kanaat üzerine düşünmeye devam edelim.
Bir bakkala veya lokantaya 'kanaat' adını verebilirsiniz ve bu çok güzel olur. Nitekim ülkemizdeki birçok bakkal ve lokanta 'kanaat' adını taşır.
Buna karşılık, bir süpermarkete yahut dev alış-veriş merkezine 'kanaat' adını veremezsiniz. Çünkü onların peşinde oldukları, başka bir hazinedir. O hazine, rızıkla ilgili olsaydı eğer, 'süper' gibi kibir yüklü kelimeler kullanılmazdı.
Galiba durumumuz şu: Hem kanaattan bahsediyor, hem de alış-veriş merkezlerinden çıkmıyoruz.
Rilke, 'gül ey saf çelişki' diyordu. Bununla beraber, şunu da diyelim: Yoksulluk İçimizde.
Meselenin bir de 'sanat-edebiyat' cephesi var.
Özetle; sanatkâr, kanaatkâr olmalıdır.
Dünyevî şeyler, hem dikkatimizi, hem rikkatimizi dağıtır, dağıtmıştır.
Unutmayalım ki, bir sanatçı için, istikbal, rakamlarda değil, harflerdedir.
Son yıllarda, birtakım 'küçük' değişimler yaşıyoruz.
Derdimizi daha iyi anlatabilmek için, yan yana üç kelime yazalım: muhteriz, muhteris ve muhterik.
Kelimelerimizin sadece son harflerinde değişiklik var. İlk bakışta, önemsiz bir ayrıntı gibi duruyorlar. Bir de sözlük anlamlarına bakalım.
Muhteriz: Çekingen, sakıngan; çekinen, sakınan, ürkek. Muhteris: İhtiraslı, aşırı derecede arzulu, hırslı, tutkulu. Muhterik: Yanmış.
Evet. Küçük farklar, büyük anlamlar...
Bu kelimeler, bir harflik değişikliğin bile nasıl bir yıkıma yol açacağının en etkileyici örneklerinden.
Peki, bu konuyu niye açtım?
Galiba diyorum, kanaat kelimesindeki a harflerinden birini kaybettik. Ortaya, 'kanat en büyük hazinedir' gibi bir şey çıktı. Bu 'küçük' değişikliğin sonuçlarını ise isterseniz hiç yazmayalım.
Sadece şu: 'Kanaat eden aziz olur, hırslı olan zelil olur.'
Yorumlar
Yorum Gönder