İnsan düştü: İnsanı tutup kaldırmak, peygamberlere düştü her zaman. İnsan unuttu: Peygamberler hatırlattı unuttuklarını insana her ân.
Dünyanın üzerinde karabulutlar, karabasanlar kolgezdi. Peygamberler geldi, bu karabasanları, umut ve lütuf rüzgârlarıyla dağıttı; karabulutları, rahmet yağmurlarına dönüştürdü.
TARİH VE HAYAT: PEYGAMBERLER VE KALBİN RİTMLERİ
Tarihin dönüşüm ânlarında, insanın, kendini bulma ve aşkınlaşma yolculuğunda hep peygamberler anahtar roller oyandılar, yapıtaşlarını onlar döşediler.
İslâm tarih tasavvuru da, hayat tasavvuru da, kalp üzerinden tahayyül edilir: Tarih de, hayat da, kalp eksenlidir ve kalbin ritmleri gibi atar.
Kalbin ritmlerinin oluşturduğu medcezir, hayatı da, insanı da, bütün varlıkları da diri tutar; herkese ve her şeye diriltici bir hayat sunar.
Hz. İbrahim (a), insanın hakikat yolculuğunda, bütün köleleşme biçimlerini ve putları yıkan tevhid'in temel sütunlarını dikti. En büyük engellerin nerede gizli olduğunu, hakikat'in arınmış, aşkınlaşmış kalbin ritmleriyle şekillenen hanif ümmet'te tezahür edebileceğini bütün insanlığa ve varlığa gösterdi.
TABİATI UNUTAN İNSAN, TABİATI DA, İNSANI DA YUTAR!
İnsan, hayvanlarla ve bitkilerle beslenen ve varlığını idame ettiren bir varlık.
Bir yandan hayvan ve bitkiyle beslenip de, öte yandan hem tabiatı yerle bir etmek, hem de hayvanları insanın ruhu bile duymadan bir düğmeye basarak mekanik olarak katletmek, insana da, hayvana da, bitkiye de rahmet nazarıyla bakılmasının yollarını bütünüyle kapatır.
Tabiatın yitirilmesi, gayr-ı tabiîleşmenin tohumlarını ekmekten başka bir felâketle sonuçlanmaz. İnsanın fıtratını / özünü koruyabilmesinin şartlarından biri, tabiatı koruyabilmesinden, tabiatın varoluş yolculuğuna, 'acısına', mücadelesine iştirak edebilmesinden geçer.
Tabiatı unutan insan, hem tabiatı, hem de insanı yutan bir canavara dönüşmekten kurtulamaz.
HAC VE KURBANIN HAKİKATİ
Kurban, hayatın, tabiatın ve hakikatin hakikatinin üstünün kalın bir şalla örtüldüğü, Müslümanların bir yokoluş serüveni yaşadıkları, İslâm'la nasıl ilişki kurabilecekleri konusunda büyük bir zihnî körleşmeyle malul oldukları bir karabasan mevsiminde anlaşılması en zor ibadetlerden biri.
Oysa kurban ibadetine, bir bütün olarak bakmak, Hac ibadetiyle birlikte yaklaşmak, kurban'ın hakikatine bihakkın yakınlaşabilmemizi kolaylaştırabilir.
Hac mevsimi, mümin kişinin, Rabbine yönelmesi, kefene bürünerek, dünyevî her şeyi terk etmesi yolculuğudur. Tastamam bir arınma, aşkınlaşma, kendi üstüne, dünya üstüne, varlıklar üstüne düşünme, kendisiyle hesaplaşma, bunun için de hakikatle her düzlemde, hakka'l-yakîn yani duyarak, yaşayarak, iliklerine kadar hissederek bütünleşme yolculuğudur.
Hac'daki müminler fiilen Rabbimizin huzuruna yönelirken, Hac'da olmayan müminler, kendilerinin bir parçası olan varlıklar üzerinden kurban ibadetiyle Rabbimiz'le yakınlaşırlar.
NR İLE NÛR ARASINDA?
TOPRAK, SU VE MEYVE
Ayette, kurbanın kanının da, etinin de aslâ Rabbimize ulaşmayacağı, ancak bizim takvamızın, O'na tastamam teslim olarak yönelmemizin, acı, rahmet, özveri yolculuğumuzun meyvelerinin bir anlam ifade ettiği vurgulanır özenle.
Bu hakikat ve varoluş yolcuğunun yalnız başına değil, 'baba', 'anne' ve 'çocuk' üzerinden sembolik olarak bütün insanlığı ihata ve ifade eden bir yolculuk olarak gerçekleştirilmesi son derece anlamlı.
Hz. İbrahim, sabrın, tevazunun, teslimiyetin ve hakikatin varoluş, vücûda geliş kaynağının sembolü, 'TOPRAK'tır. Hz. Hacer, arınmanın, temizlenmenin, en sert kayalıkları aşarak beslemenin ve 'süt'ün sembolü 'SU'dur. Hz. İsmail ise, hakikati şeksiz şüphesiz tasdikin, kadere tam teslimiyetin sembolü ve ürünü 'MEYVE'dir.
Üçü de, inanılmaz zorluklara göğüs gererek Rablerine teslim oldukları için, nâr / 'ateş' ile nûr / 'ışık' yani karanlık ile aydınlık, şirk ile tevhid, düşüş ile diriliş, zorluk ile sekînet arasında yaptıkları bu zorlu hakikat ve varoluş yolculuklarıyla insanlığın idrak kapılarını sonuna kadar açacak bir yolun haritasını çıkarmaya muvaffak olmuşlardır.
O yüzden, Rabbimizin Celal sıfatı, Hz. İbrahim'de; Cemâl sıfatı, Hz. Hacer'de; Kemâl sıfatı ise Hz. İsmail'de tecellî etmiştir.
HAKİKAT SARAYININ SÜTUNLARI: 'BİLİŞ', 'OLUŞ' VE 'VAROLUŞ'
Hakikat, Hz. İbrahim'le hayat bulmuş, Hz. Hacer'de hayat olmuş, Hz. İsmail'de bütün insanlığa ve varlığa hayat sunacak bir hakikat sarayının temelleri atılmıştır.
Hz. İbrahim, 'biliş'in; Hz. Hacer, 'oluş'un; Hz. İsmail ise 'varoluş'un arketipleridir.
O yüzden, Hz. İbrahim, Hz. Hacer ve Hz. İsmail'in birlikte gerçekleştirdikleri yolculuk, insanları her türlü puttan, esaretten, kölelikten kurtarma, çölleşen, çoraklaşan dünyada insana hakikatin ebedî suyundan içirme, tattırma ve susuzluğunu giderme yolculuğudur.
Özetle? Nâr ile Nûr arasında gerçekleştirilen bir hakikat ve varoluş yolculuğu.
Yorumlar
Yorum Gönder