Yusuf Kaplan
Okumak kadar hayati bir konu, neyin nasıl okunacağıdır şüphesiz. Bu konuda bir bilinç edinmeden, sırf okumayı amaç edinerek girişilen okumalar, okuyanı bütüncül anlamlara ulaştırmaktan uzak olacaktır. Bu anlamda, iyi bir okur olabilmenin şartlarını Yusuf Kaplan’a sorduk. Aldığımız cevap, usulü gözeterek yapılacak okumaların bizi götüreceği yere dair.
Her yazar, “iyi okuyucu” değildir
Neyi, niçin ve nasıl okumak gerektiğine bihakkın karar verilmeden yapılan okumalar, bilgilenmeye ve anlayabilmeye değil, yalnızca kafa karışıklığının artmasına yarar.
Her yazar, “iyi okuyucu” değildir. Eğer yazarlar okumasını biliyor olsalardı, bu kadar çok yazar olmazdı. O yüzden okumak, yazmaktan daha zordur.
Yazar, üslup sahibi, dil sahibi ve fikir sahibiyse, yani “cümle kurabiliyorsa”, o yazarın iyi bir okuyucu olduğuna hükmedebiliriz.
Okumak, “kazı” işidir; mimarî bir çabadır. Mimar, hem imar eden, hem de kendinden önce imar edilen “bina”ları tamir eden kişidir. İmar işi de, tamir işi de, neyi, niçin ve nasıl yapmanız gerektiğini bilmenizi icap ettirir.
Dolayısıyla iyi bir okuyucu, iyi bir “mimar”dır aslında: İyi bir mimar, hem Tanrı’ya, kâinâta ve insana, hem de uğraştığı alanın bilgisine, diğer alanlarla ilgisine, ilişkisine, malzemelerine, akımlarına, kurucu ve öncü temsilcilerine dâir esaslı bir fikre sahip kişidir.
Okuma, genel’den özel’e doğru yapılmalıdır
Bu gözlemlere dayanarak iyi okuyucu olabilmenin olmazsa olmaz şartlarını şöyle sıralayabiliriz:
1-Okuma, genel’den özel’e doğru yapılmalıdır. Bir filmi, bir şiiri, bir fikri, bir olgu’yu bihakkın anlayabilmek için, öncelikle, tarih felsefesi, medeniyetler tarihi, düşünce tarihi, estetik / sanat / edebiyat tarihi ve teorileri, ilgili alanın veya kişinin temel özellikleri, özgün ve sorunlu yanları iyi bilinmelidir ki, filmin, şiirin, fikrin, olgu’nun ne anlama geldiği, neye tekabül ettiği, artıları ve eksileri belirginleştirilebilsin ve “yeni”, ufuk açıcı şeyler söylenebilsin.
Usûl, bize asıllar hakkında bütüncül bir tasavvur sunar
2-Bir alan hakkında yapılacak okumaya önce usul’den başlanmalıdır. Tefsir usûlü okumadan, okunacak tefsir’den azamî ölçüde istifade edilemez. Usûl, bize asıllar hakkında bütüncül bir tasavvur sunar. Bütüncül bir tasavvurdan yoksun okumalar, sadece bütünü parçalar, iz sürmeyi imkânsızlaştırır. Oysa aslolan iz sürebilmektir: Hakikatin izini sürebilmek: Bunun için okuma bir ribat’tır: Ribat, irtibatları bulabilmeyi, rabıta kurabilmeyi mümkün kılar: Okuyucunun çıktığı yolculukta mesafe katmesini, sürgit kendini keşfetmesini, erdemlerini ve zaaflarını fark etmesini sağlar. Okumaktan maksat, bir gönüle girmektir çünkü. Kendini bilmeyenin Rabbini bilebilmesi, dolayısıyla bir gönüle girebilmesi mümkün mü?
4-Bir alanla ilgili okumalara, o alanın ilkelerini, meselelerini, yöntemlerini, gâyelerini izah eden giriş metinlerinden başlanmalıdır. Meselâ İbn Arabi okumasına, Fütuhat’tan ya da Füsus’tan başlandığında hiçbir yere varılmaz. Hem özelde tasavvufa ilişkin giriş kitapları, hem İslâm düşüncesine ilişkin genel giriş kitapları, hem de düşünce tarihine ilişkin birkaç kitap okunduğu zaman İbn Arabi’nin metinleri okunabilir ve bu metinler “çoğaltılabilir”.
Hz. Peygamberle çağdaş olamadığımız sürece, içinde yaşadığımız çağın ağlarından ve bağlarından kurtulamayız
5-Ümmîleşmeden yapılacak okumalar, bizi çağın ağlarına ve bağlarına, kavramlarına ve bağlamlarına mahkûm etmekle sonuçlanır. İyi ve imajinatif bir okuyucu olabilmenin belki de en temel şartı budur: Doğrudan Kur’ân okuyarak, hadis okuyarak, İslâmî ilimlere ilişkin metinler okuyarak Kur’ân’ı, hadisleri, İslâmî ilimleri anlayabilmek çağımızda imkânsızdır. Böyle bir okuma, çağımızda tek bir zeitgeist, yani tek bir duyma, düşünme, algılama ve yaşama biçimi hâkim olduğu için ve bizim bilinç dünyamızı da, daha da vahimi bilinçötesi dünyamızı da şekillendirdiği için, çağın algılama biçimlerini Kur’ân’a, hadislere ve İslâmî ilimlere giydirmemiz ve Kur’ân’ı, hadisleri ve İslâmî ilimleri çağın algılama biçimlerine YAMAMAmız kaçınılmazlaşır.
Ümmîleşerek okuma çabası, bütün medeniyetleri, düşünce geleneklerini, sanat ve hayat tasavvurlarını özlü bir şekilde gözden geçirecek bir okuma sürecinden sonra gerçekleştirilecek bir okuma çabasıyla imkân dâhiline girer. Çağı aşacak, başka çağlara ve çağrılara ulaşacak böylesi bir okuma çabası, bizim çağrımızı neyse o olarak idrak edebilmemizi, çağrımızın çağını -çağın ağlarına ve bağlarına takılmadan- kurabilmesini sağlayacak koridorları açabilmemizi sağlayacaktır.
Aksi takdirde biz Kur’ân’dan ilham aldığımızı sansak bile, asrın idrakini terk etmediğimiz ve İslâm’ın idrakini neyse o olarak özümseyip içselleştiremediğimiz sürece, İslâm’ın idrakinin çağımıza bir şey söyleyebilmesi de, bizim İslâm’ın idrakiyle konuşabilmemiz de imkânsızlaşır. Başka bir deyişle Hz. Peygamberle çağdaş olamadığımız sürece, içinde yaşadığımız çağın ağlarından ve bağlarından kurtulamayız.
Hz. Peygamberle çağdaş olabilmenin yolu, bir varış noktası, bir de kalkış noktası belirlemekten ve sadece varış noktasını değil, kalkış noktasını da Hz. Peygamber’e endeksleyebilmekten veönce oradan buraya, sonra buradan oraya gidebilmemizi sağlayabilecek köprüleri inşa edebilmekten; bunun yolu ise, çağın ağlarından ve bağlarından kurtulabilmekten geçer. Bunun için bütün çağlarla ve çağrılarla (medeniyet ve düşünce yolculuklarıyla) buluşmak, ondan sonra İslâm’ın kaynaklarına yönelmek ve son olarak da çağla yüzleşmek ve hesaplaşmak gerekir.
İyi okuyucu, metni çoğaltan, sadece tüketen / okuyan değil, aynı zamanda yeniden-üreten / çoğaltan / kendine mal eden okuyucudur
6-Bir de bir kitabı okurken, mutlaka özümseyerek okumak şarttır. Bunun için, kitabı, özellikle kitaptaki özgün kavramlaştırmaları, “cümleleri” bize mal edecek şekilde altını çizerek, paragraf yanlarına bize ait kavramlaştırmalarla “tanımlama” notları (başlıkları, arabaşlıkları) düşerek ve her bölümün sonuna metni kendi dilimizle özetleyerek okumak ve sonra da okuduğumuz bölümde altını çizdiğimiz yerleri, sayfa kenarlarına düştüğümüz tanımlamaları / kavramlaştırmaları ve yaptığımız birkaç paragraflık ya da maddelik özetlemeyi mutlaka yeniden gözden geçirmek şarttır.
İyi okuyucu, metni çoğaltan, sadece tüketen / okuyan değil, aynı zamanda yeniden-üreten / çoğaltan / kendine mal eden okuyucudur.
Serdar Arslan sordu
Dünya Bizim 18 Ekim 2012 Perşembe
Yorumlar
Yorum Gönder