Ana içeriğe atla

Devrimler, artık demokratik değil, dromokratik! Yusuf Kaplan


Müslüman toplumların en temel sorunu, hızla ve hazla sekülerleşiyor olmaları. Örneğin, son çeyrek asırdan bu yana, Türkiye'de, hızla ve hazla sekülerleşen kesimler, büyük ölçüde İslâmî kesimler.

İslâmî kesimlerin hızla ve hazla sekülerleşmeleri, piyasa'ya ve siyasa'ya hâkim olma, yani güç ve iktidar sahibi olma güdüsünü hayatlarının yegâne hedefi hâline getirmelerinin bir sonucu.
Çeyrek asırdan bu yana bu sürecin içine sürükleniyoruz; son on yıldan bu yana ise bu sürecin içinde debelenip duruyoruz.
SINAVI KAYBETTİK!
Türkiye, son çeyrek asırda hızla ve hazla tüketim toplumuna dönüştü. Türkiye'nin İslâmî kesimleri, piyasa ve siyasa'nın ayartıcı nimetlerine kavuştu.
28 Şubat süreci, İslâmî kesimleri ters köşeye yatırdı: Dünün en radikal İslâmcıları, bugünün en liberal 'haydut'ları! Dünün hızlı siyasa ve piyasa düşmanı İslâmcıları, bugünün en hızlı piyasa ve siyasa düşkünü kişileri: Dünün siyasa ve piyasa putları üzerinden güç devşirme kaygısı güden mücahitleri, bugünün devşirme müteahhitleri artık!
Bugün geldiğimiz noktada rotamızı bulduk; ama istikametimizi de yitirdik: Bizim dünyaya verebileceğimiz tek 'güç' kaynağımızı, ahlâkımızı, dürüstlüğümüzü, güvenilirliğimizi kaybettik.
Tüketim toplumunun 'tüketim dini' hâline dönüşen para, kariyer, siyasî güç gibi putları, bizi u/yuttu.
Sınavı kaybettik. En azından şimdilik. Ama ümitsiz değilim: Çölü gösterebiliyorsam, vahayı da görüyorum demektir âcizâne.
ARAP DÜNYASININ '11 EYLÜL'Ü!
Bunları, Arap dünyasındaki halk ayaklanmalarının nereye doğru sürüklenebileceğini göstermek için yazıyorum.
Önce şunu söylemem gerekiyor: Bendeniz, Arap dünyasındaki Müslümanların her ne sûretle olursa olsun, diktatörlüklerden kurtulma mücadelelerini sonuna kadar destekliyorum. Başka türlüsü düşünülebilir mi?
Yapmaya çalıştığım şey, bu hareketlerin, nereye sürüklenebileceklerine dikkat çekmek sadece.
28 Şubat süreci, Türkiye'nin 11 Eylülü'ydü. Türkiye'deki '11 Eylül süreci', Türkiye'deki İslâmî kesimlerin, terbiye edilmesi / ehlîleştirilmesi girişimiydi. Bize ölüm gösterildi ve sıtmaya razı edildik. Geldiğimiz nokta, yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, piyasa'nın ve siyasa'nın iplerini elimize geçirme kaygısı ve tüketim dininin kurbanları olma traji-komedisi!
'Arap Baharı' da Arap Dünyasının 11 Eylül'üdür. Sömürgeciler, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Arap dünyasından çekildiler. Yerlerine sosyalist ve nasyonalist uydularını yerleştirerek Arap halklarına ölümü gösterdiler. Arap 'bahar'ı denen olaylarla Arap dünyasını, sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar.
Bütün bunları söylerken, Amerika'yı, küresel sistemi -hâşâ- kutsuyor muyum? Elbette ki, hayır! Nasıl bir dünyada yaşadığımıza dikkat çekiyorum yalnızca.
Eski sömürgecilik biçimi bitti; şimdi merkezinde medyanın ve kültür endüstrisinin yer aldığı, bizi yalnızca 'tüketim dini'nin köleleri olmayan ve küresel sisteme eklemlenmeye çağıran, ayartıcı, hız ve haz vadeden pespaye bir seküler kültür dayatan yeni-sömürgecilik çağının ağlarına ve bağlarına mahkûm eden neo-paganizm çağına doğru sürükleniyor Arap dünyası da, hızla ve hazla!
İSLAMÎ HAREKETLERİ BİTİRME SÜRECİ Mİ?
Türkiye'de yaşanan sekülerleşme sürecinin Arap dünyasında da 1989'dan itibaren temellerinin atıldığını ve İslâmî söylemlerin piyasa ve siyasa'ya hâkim olma güdüsüyle hareket etmeye itildiklerine dikkat çekiyorum. Ve bu sürecin, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi Arap dünyasının rotasını bulmasına imkân tanıyacağı ama Arap halklarının istikametlerini yitirmelerine yol açabileceği endişesi taşıyorum.
Elbette ki, burada bir geçiş süreci yaşanıyor. Diktatörlüklerin devrilmesi, tarihin çöp sepetini boylaması, büyük bir başarıdır ama ilk adımdır. Her şey bitmiş değil; aksine, yeni başlıyor.
Bu nedenle, İslâmî hareketlerin piyasa ve siyasa üzerinden, iktidar ve güç verilerek bitirilmesi gibi tehlikeli bir süreç var kaşımızda. O yüzden çok dikkatli ve duyarlı olmak zorundayız. İslâmî hareketler mayınlı bir araziye sürükleniyor. Eğer mayınlı bir araziye sürüklendiğimizi göremezsek, 'serseri mayınlar'a dönüşeceğimizi hiçbir zaman göremeyiz.
ELVEDA DEMOKRASİ,
HOŞGELDİN DROMOKRASİ!
Arap dünyasındaki 'devrim'ler, demokratik yani siyasî devrimler değil; kültür endüstrisinin ürünlerini ve ikonlarını medya üzerinden tüketime sokarak kitleleri tüketim dininin kulları ve köleleri hâline getirmeyi vadeden hızı ve hazı putlaştıran dromokratik yani kültürel devrimlerdir.
İngiliz, Fransız ve Amerikan devrimleri, siyasî / demokratik devrimlerdi. 1989'dan sonraki süreçte, neo-liberal küresel sistem, önce Doğu Bloku ülkelerinde, son olarak da Arap dünyasında yeni bir devrim türü icat etti: Hızın ve hazın putlaştırıldığı, kitleleri küresel tüketim dininin kulları ve köleleri hâline getiren dromokratik devrimler bunlar. Görünüşte demokrasi vadeden ama gerçekte dromokrasi (hız ve haz dünyası) armağan eden 'devrimler'!
Burada her şeyimizi yok edecek, piyasa'nin ve siyasa'nın iplerini ellerimize vererek bizi 'tüketim dini'nin kulları ve köleleri hâline getirecek tehlikeli bir süreçle karşı karşıyayız. O yüzden dikkatli olmak zorundayız vesselâm.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...