Ana içeriğe atla

Yol ne/resi, yolculuk nereye düşer? Yusuf Kaplan


'Ne'yim ben ve nerede'yim, neden buradayım, buraya nereden geldim ve nereye gidiyorum?' diye sormalı insan kendi kendine. Her zaman ve her yerde.

Ne ki, çağımızın insanı bu soruları soramayacak kadar yersiz ve yurtsuz: Yer'inden ve hakikatinden uzak çünkü: Kendi'nden.
EMANET VE YOL ALMAK
İnsan, yol almak için yaratılmıştır: İnsanın emaneti yerine getirebilmesi, şairin derin bir idrakle dile getirdiği gibi, 'yola çıkmaya hüküm giymesiyle' mümkün. İnsanın 'yolda' olması, yol almasının garantisidir çünkü.
O yüzdendir ki, insanın yaratılış programı, hayat ile ölüm arasında sürekli bir yolculuk vaat eder insana. Doğumundan ölümüne kadar yol alabilecek ölçülerle 'donatılmıştır' insanın varoluş haritası.
Ama insan, bu vaadi yerine getiremez çoklukla. İnsan, bu vaadi idrak edemediği, kendinde gizlenen ölçüleri göremediği için, kendine gelemez, kendini de, Rabbini de bilemez. Ve yönünü de yitirir, yön fikrini de.
Buysa, insanın kendi'ni yitirmesiyle ve hayatı bitirmesiyle sonuçlanır. Kendi hakikatini. Kendi'nde şifrelenen, dercedilen, özetlenen hakikatin izini.
ÇAĞDAŞ İNSAN, NEDEN
YOLDA KALDI?
Oysa hakikat, ancak hakikatli bir yolculuk'la tecellî eder ve insanı insan eder. O yüzden hakikat, insandan hakkıyla gerçekleştirilecek bir yolculuk talep eder. İnsan, hakikati hak edebilecek bir yolculuğa çıkabildiği zaman idrak kapıları açılır ve önünde uçsuz bucaksız bir koridor uzanır. Kanatlanır. Hakikat merdivenlerini ancak o zaman tırmanır. Ve hayatın bütün zorluklarına ancak o zaman katlanır.
İnsan, kendinde özetlenen hakikatin izini, izlerini yitirdiği zaman idrak kapıları kapanır. Görme yetileri sakatlanır. Duyma yetileri kaybolur. Hayatı ve hakikati idrak edememe, görememe, duyamama başlıca özellikleri olur.
İşte o zaman, insan, yol fikrini yitirir, yolculuk fikrini de daha yaşarken bitirir.
Çağımızda insan, yol fikrini yitirdiği, yolculuk fikrini de bitirdiği için, yol alan bir varlık değil, yolda kalan bir varlığa dönüşmüştür.
O yüzden, insanın 'öldüğünü' söyleyebiliriz rahatlıkla; yürümüyor insan, yürüyemiyor. Sürükleniyor. Sürgit sürgün yiyor: Kendini kendinden, kendi hakikatinden, kendi hakikatinin kaynağı Rabbinden sürgün ediyor: Her attığı adım, sürgününü süresiz uzatıyor insanın. Kendinden uzaklaştırıyor.
KALKIŞ NOKTASI VE
VARIŞ NOKTASI
Her yol'un, çıkılan her yolculuğun bir kalkış noktası, bir de varış noktası vardır.
Çağımızda insanın bir kalkış noktası ve bir varış noktası fikri ve idraki var mı peki?
Kalkış noktası ve varış noktası olmayan bir insanın varlığından, varolabildiğinden, varlığını sürdürebildiğinden, kısacası, yol alabildiğinden sözedebilir miyiz?
Kalkış noktası ve varış noktası olmayan, yol ve yolculuk fikrini yitiren insan, kendi dünyasına, beninin ve bedeninin ayartıcı ve insanı diğer insanlara, dünyaya ve tabiata karşı duyarsızlaştırıcı daraltıcı ve boğucu daracık dünyasına kapanmaktan kurtulamaz. Kendi arzularına ve hırslarına, kendi benine ve bedenine tapınmaktan.
Ayrıca yolsuzluk da, yolsuzlaşmak da, aslında insanı insanlığından eden, insanı hakikatten sürgün eden, insanı da hayatı da bitiren yolunu yitirmesinin ve yönünü kaybetmesinin kaçınılmaz bir sonucu değil midir insanın?
İZ'İN GİZ'İ: BEN'DEKİ BİZ İDRAKİ
İnsan, âlemin özü ve özetiyse, âlemin bütün izleri insanda gizliyse, insan kendinde gizlenen bu hakikatin izini sürebildiği zaman, hem kendi hakikatinin, hem de bizatihî hakikatin gizini çözebilir.
Bütün bu iz sürme ve giz çözme çabaları, bizi yol ve yolculuk fikrine götürür. Hakikatin insanda / yani 'ben'de gizli olduğu gerçeğini biz ancak 'ben'in dışına çıkabildiğimiz zaman görebiliriz: Ben'in dışındaki diğer 'ben'leri, yani 'biz'i görebildiğimiz, biz'le ve biz'de buluşabildiğimiz, biz fikri'ne ulaşabildiğimiz zaman yani.
Ben'deki iz, biz'de izlenebilir ancak. Ben'in izdüşümü biz'de, biz'in izleri de 'ben'de gizli çünkü.
Sadece ben'e kapandığım zaman, görebileceğim tek şey 'beden'dir. Ben'in beden'den kurtulması, biz'deki yansımasının görülebilmesinde; biz'in biz'liğinin fark edilebilmesi ise ben'in içine doğru sürülecek izsürme yolculuğunda gizli.
Özetle… Ben'in diğer ben'lerle buluşması: Ben'in beden'den ve beden'in ten hapishanesinden kurtulabilmesinin yegâne şartı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...