Ana içeriğe atla

AB dönüşümüne, siz 150 yıl önce başlamışsınız Sezai Karakoç


 AB dönüşümüne, siz 150 yıl önce başlamışsınız

Sezai Karakoç

Yazar, şair ve düşünür Sezai Karakoç, toplumda büyük bir dönüşüm yaşandığını, daha önce buna gösterilen direnişin de demokrasiyle kırıldığını söyledi. Karakoç, AB'nin istediği dönüşüme, toplumun, daha onlar istemeden 150 yıl önce başladığını da belirtti 



Dünya Bülteni/ Haber Merkezi
Yazar ve düşünür Sezai Karakoç, başkanı olduğu Yüce Diriliş Partisi'nin İstanbul İl Başkanlığı'nda yaptığı sohbette toplumdaki dönüşümden bahsetti. Toplumun en sert dönüşüm taleplerine, inkılaplara sert bir direniş gösterdiğini kaydeden Karakoç, son zamanlarda bu direnişin kırılması için demokrasinin devreye sokulduğunu ifade etti.
Tanzimat döneminde toplumun hafif bir dönüşüm geçirdiğini belirten Karakoç, halkın bu dönemde Avrupalı bir görünüme geçtiğini söyledi. Meşrutiyetle beraber bu dönüşümün bir adım daha ileri giderek ruhen de gerçekleştiğini savunan Karakoç, cumhuriyetin ilanından sonra ise inkılaplarla beraber köklü bir değişim yaşandığını kaydetti.
"TOPLUM DÖNÜŞÜYOR"
Başka bir topluma ve medeniyete dönüşümün düşündürücü olduğunu belirten Karakoç, şu ifadeleri kullandı:
"Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet, daha sonraki bu Demokrasi denen dönem gibi bir dönem ve şimdi henüz belirsiz fakat ilk çizgilerini gösteren bir yeni dönem var.  Hani 2023, Cumhuriyet'in 100. yılı deniyor. Bundan sonra bir dönem bekleniyor, bir şey hazırlanıyor gibi ve onun ilk çizgileri görünüyor bunun. Belki ilk görünen şeyler, genellikle pozitif işaretler olur, fakat tabii bütünüyle düşünmek lazım. Dönüşüm denilen bu şeyin üzerinde, toplumun yazarları, düşünürleri, bilim adamlarının çok durması gerekir. Ama ne yazık ki, bu kelime söylenip geçiliyor. AK Parti de, yeni hızlı bir dönüşüm devrine girdik diyor. İlk etapta, hani toplumda, daha yakın geçmişte görülen olumsuzluklardan kurtulma anlamına gibi kullanılıyor. Diyelim ki, işte askerî vesayetten kurtuluyoruz, bilmem işte daha demokrasiye doğru gidiyoruz gibi pozitif yanlar var bu kelimede. Halbuki Avrupa Birliği'ne girmek isteyen bir siyaset ortamı da var, bizi Avrupa Birliği'ne sokmak istiyorlar, muhalefetiyle iktidarıyla, burada bir ihtilaf yok aralarında.  Yani daha somut söylersek, CHP de, MHP de, AK Parti de, bizim Avrupa Birliği'ne girmemizde ittifak halindeler. Bir takım farklarla söyleyebilirler belki, ama esasta aralarında bir ihtilaf yoktur. Bu Avrupa Birliği'ne girebilmek için de, tabi onların bize ileri sürdüğü şartlar var, bu şartları yerine getirme olayı var. Yani bu askerî vesayetten kurtulma da, şu da, bu da, ona dahildir. Ondan farklı bir şey değil yani, onun istediği bir şeydir.  Bunun toptan adı transformasyon veya işte bilmem dönüşümdür.
Halbuki biz işte Avrupa Birliği’ne girmek istiyoruz. Bize, üç şart beş şart ileri sürebilir. Fakat bize dönüşümü, transformasyonu, toplumun değişimini, dönüşümünü ileri süremezler. Ama bunu zaten sürmesine gerek yok adamların, şimdi ben onları kınamıyorum, bunu söylemelerine gerek yok. Çünkü siz zaten Tanzimat’ta buna girmişsiniz. Daha Avrupa Birliği falan lafı yokken ortada, Avrupa Birliği’nin sizden istediği dönüşümü, siz, onun, Avrupa Birliği sözünden 100 sene, 150 sene evvel onu yerine getirmeye başlamışsınız. Sonra Meşrutiyet, arkasından Cumhuriyet’te ise, bilmiyoruz ama, herhalde Avrupalıların, dahi tahayyül edemeyeceği, düşünemeyeceği kadar kökten bir dönüşüm değişim, devrim demişler, inkılap havasına girmişiz. Mesela işte yazımızı atmışız, Batı yazısını almışız. "
LATİN HARFLERİNE GEÇİŞ, KÖKÜMÜZDEN KOPARILMA HADİSESİDİR
Daha ortada Avrupa Birliği yokken batılıların istediği dönüşümün 100 – 150 yıl evvel gerçekleştirilmeye başlandığını belirten Karakoç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Avrupalıların, dahi tahayyül edemeyeceği, düşünemeyeceği kadar kökten bir dönüşüm değişim, devrim demişler, inkılap havasına girmişiz. Mesela işte yazımızı atmışız, Batı yazısını almışız. Şimdi Batı rakamlarını almışız ve Batı yazısını almışız. Batı rakamlarıyla Batı yazısı arasında fark var. Nasıl mı? Aslında o rakamlar, Batılıların. Yazı, Latin yazısı. O yazı ve rakamlar da Roma'dan alınmadır.  Fakat Roma rakamlarıyla işi yürütememişler. Kalkmışlar onu terk etmişler ve Müslümanların rakamlarını almışlardır. Yani bizim şu anda kullandığımız rakamlar da, değişmiş bir şekilde bizim rakamlardır. Rakamlarda fazla sorun yok. Çünkü onların kullandığı rakam bizim rakamlardır. Hafif değiştirmişler. Yoksa Romen rakamları ile zaten ne matematik yapılabilir, ne cebir, ne de başka bir şey. Onun için Müslümanlardan almışlar.  Kahve, kafe gibi. Şimdi biz Avrupalılardan kafeyi geri aldık. Kafe diyoruz kahveye. Halbuki, zaten onların kafe dedikleri şey, bizim kahvedir, bizden almışlar kelimeyi. Bu bir türlü garabet ifade eder.
Ama yazı, Latin yazısı, tamamen bir dönüşüm olayıdır. Kökten, kendi kökünden, kendisinin mensup olduğu büyük camiadan, İslâm camiasından koparma hadisesidir. Yani Cumhuriyet devrimlerini yapanlar, inkılabını yapanlar, doğrudan doğruya Türkiye'yi, Türk halkını, neyse buradaki halkı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti halkını kastediyorum,  kökenlerinin hepsi Türk olmayabilir, bu halkı, Müslüman camiadan, ki biz ona İslâm Milleti diyoruz, ondan koparıp, İslam coğrafyasından koparıp, Batı'nın bir uydusu yapmak için o devrimler, tam bir dönüşüm, dönüştürme dedikleri, transformasyon dedikleri olaydır. Yani bunu, tabi gizli görüşmelerde, liste halinde verdikleri de söyleniyor. Fakat buna gerek yoktu. Esasen, maalesef, o zamanki aydınlarımız ve idarecilerimiz, belki de 1. Dünya Savaşı'nın dehşetinin tesiri altında kalarak, bunu gönüllü yapmışlardır. Kraldan ziyade kralcı olarak, bizim toplumumuzu bu dönüştürme hadisesine sokmuşlardır. Sonradan, 2. Dünya Savaşı'nın sonucunda ve onun havasında, bunda bir takım revizyonlar yapılması gerekmiş, bu dönüşümün aynı şekilde devam etmesi mümkün görülmemiş ve bu sefer yeni gelen, batıdaki yeni idareciler, yeni iktidarlar, bizden daha değişik, daha önce yapılanın başka versiyonlarını, işte demokrasi denilen versiyonlarını uygulamayı istemişlerdir. Onu da, biz işte tabi yine yüzümüze gözümüze bulaştıra bulaştıra, devam ettirdik. Kaç darbe yapıldı arada falan, işte sözde demokrasi."
HALK İNKILÂPLARA KENDİNİ KAPATINCA BU SORUN DEMOKRASİYLE ÇÖZÜLDÜ
Halkın sert inkılaplara bile direndiğini, bu sorunun da demokrasi ile biraz çözüldüğünü anlatan Karakoç şunları söyledi:
"Şimdi 2000 yılından itibaren batı, işte Avrupa ve tabi Amerika, bütünüyle Batı, bizde yeni bir dönüşüm versiyonunu sahneye koydu. Bu nedir, henüz beyaz bir sayfa gibi görünüyor. Pek belli değil, görünmüyor ama burada, daha kökten bir değişim, yavaş yavaş, sessiz ve biraz da, bayağı üzerinde çalışılarak, toplumumuzu bir daha İslâm Dünyası'na, İslam alemine dönmeyecek bir şekle sokmak, insanımızı değiştirmek, ruhumuzu değiştirmek amaçlanıyor. Bunu yapamadılar çünkü. Yani en katı, en sert inkılapları yaptıkları zaman, halk içine kapandı ve kendini kapattı. Bilinçaltından olsun, şu veya bu şekilde olsun, bir nevi direnişe geçti. Ve işte onu, demokrasi deneyimiyle biraz çözdüler. Halka bir takım haklar vererek biraz çözdüler, konuşma, biraz eleştiri, biraz başka şeyler gibi. Fakat tabi bu, hem Batı için yeterli olmadı, hem bizim için mutlu bir gidiş olmadı. Arada darbelerle yeniden bizi dizayn etmek istediler."
İslam aleminde, dönüştürülmeye en çok maruz kalmış olan toplumun bizim toplumumuz olduğunu belirten Karakoç, Halbuki dünyada, en dönüştürülemeyecek toplumun, bizim toplumumuz olması gerektiğini kaydetti. Dönüşümün ilk olarak fatih Sultan Mehmet'e teklif edildiğini belirten Karakoç, Batılıların Fatih'e "Hristiyan olursan bütün Avrupa arkanda olur" dediğini hatırlattı. Fatih'ten sonra da devletin milletle kaynaşarak Batı'ya karşı direndiğini belirten Karakoç, bugün bu direnişin kırıldığını söyledi.
KENDİMİZE ÖZGÜ MEDYAMIZ OLMALI
Direnişin yeniden tesis edilmesi gerektiğini kaydeden Karakoç, bunun için kendimize özgü bir medyamız olması gerektiğini söyledi. Sinema sektörüne de ciddi yatırımların yapılması gerektiğini vurgulayan Karakoç, gerçek bir Kanuni filminin tüm dünyada ilgiyle karşılanacağını söyledi.
Medyanın da önemini vurgulayan Karakoç, "kanalların bu şekilde oluşu gerçekten çok üzücü, çünkü dönüştürüyor toplumu, kimse farkında değil. En önce çocukları dönüştürüyorlar, o çizgi filmler, çocuk programları, hepsi çocuğu daha yeni yeni gelişirken hep Batı tipine çeviriyor" dedi.
Karakoç, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bizim geçmişimizde sayısız eser vardır, türkülerimiz, masallarımız, sayısız eserlerimiz var, klasiklerimiz var. Bunların hepsinin medyaya dönüşmesi lazımdır. Yani kendi kendimize dönmemiz, kendimizi yenilememiz ve İslam alemi ile bütünleşip, İslam aleminin de bu kendisini ayağa kaldırma çabasına katkıda bulunmamız, böylece yeni bir çağ açılması şarttır. Yoksa İslam aleminin bu durumu, doğrusu utanılacak bir durumdur. Doğu'nun, Batı'nın ve Rusların karşısında bizim bu şekilde bir nevi esaret, kölelik devrine doğru gidişimiz, veya kendimizden sıyrılıp Batı'nın bir uydusu haline gelmemiz, ülkelerimizin de işgal edilmesi, bir nevi, parça parça -daha sonra belki bütünüyle işgal edilecek- bir duruma düşmesi, bizim için utanılacak bir şeydir. Onun için bir nevi hadiseler, bence bir alarm sesini, duyacak kulaklara duyuruyor. Ama kimileri de bu medya yüzünden bir nevi sağırlaşmış durumda. Uyanmalıyız ve diriliş hareketi muhtevasına kavuşmalı. İçi dolmalı. Şimdi içi o kadar dolu değil, ana hatları var. Yani temeller atılmış fakat içini doldurmamız lazım. Daha somut hale gelmemiz, güç bulmamız, tarihin içinde yeni bir hareket olarak belirmemiz lazım. Kurtuluş burada, yoksa ne yazık ki eğer bu olmazsa, gelecek iyi bir manzara çizmiyor."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...