Ana içeriğe atla

Sezai Karakoç: Zamanın sesi değil, 'ses'in 'zaman'ı:Yusuf Kaplan


Sezai Karakoç, bu dünyada yaşayan biri değil: Pergelini ötelere ayarlamış ayrıksı bir bilge. Elbette burada nefes alıp veriyor; ama iliklerine kadar içselleştirerek, hayat hâline, hakikat hâline getirerek alıp verdiği, ilettiği, hep ötelerin sesi ve nefesi.

Hayatı ve fikri, sanatı ve zikri, hep ötelerden sesleniyor bize: Ötelerin dünyasından her dem taze, hem dem yeni, hem dem yenilenen ve her dem yenileyen taptaze ruh üfleyen haberler getiriyor hepimize.
HAKİKAT ERİ, ÇAĞIN BİLGESİ VE DİRİLİŞ ÖNDERİ
Sezai Karakoç, 80. kez doğdu. Hakikat, 80. kez doğ/rul/du: Sezai Karakoç, hakikatin en hakikatli, en arı duru, en diriltici sesi ve nefesi çünkü günümüzde: O yüzden, onun soluduğu nefesi soluyabilmek, verdiği sese kulak kabartabilmek, Allah'ın bir lütfu bize.
Zira Sezai Karakoç, nebevî hakikati soluyan, vahyin dile geldiği, bizi kendimize getirdiği nebevî dili konuşan, nebevî dille yaşayan, yaşayan en büyük 'sanatçı-düşünür'ü çağrımızın, hakikatin diriltici çağrısına gebe 'çağımız'ın.
Nebevî sesin ve soluğun çağımızdan çekildiği bu dondurucu kış mevsiminde, Hak aşkıyla yanan, hakikat ateşinde pişen bir çağdaş zamanlar bilgesi; çağın aşılmaz sanılan ağlarını birer birer aşan bir hakikat eri; Kitab-ı Kâinât'ın bütün cömertliğiyle meyveye durması için Kitab-ı Hakikat'in 'bahçelerinden' devşirdiği hakikat meyvelerini bize cömertçe sunan bir diriliş önderi.
DÜŞÜNÜR-SANATÇI-AHLÂK ANITI
Sezai Karakoç kim? Düşünür mü, sanatçı mı, ahlâk anıtı mı? Sezai Karakoç, bunların hiç biri değil yalnızca. Hepsi.
Hem bu estetize, ayartıcı yokoluşlar çağında uykularımızı kaçıran, ufkumuzu açan, umudumuzu artıran, ufkumuza ufuk, umudumuza umut katan bir düşünür; hem bize hakikat deryasından diriltici, ruh üfleyici haberler getiren bir sanatçı; hem de esen sert rüzgârların önünde dimdik, bilgece durarak, bu savurucu rüzgârlara hayat bahşedici diriliş aşısı yapan bir ahlâk anıtı.
ÖNCÜLERİN ÖNCÜSÜ
Bir Nuh gibi, hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden hakikatin izini süren, insanlığı hakikatin hayat ve ruh bahşeden kurtarıcı gemisine çağıran; bir Eyüp sabrıyla hakikat sarayının taşlarını döşeyen; bir Musa metaneti ve bilgeliğiyle firavunların olmazlarını oldurtan, denizi ortadan yararak su üstünde hakikat şarkısını besteleyen; bir İbrahim dirayetiyle ve direnciyle insanın gözünü körelten, zihnini kötürümleştiren, ruhunu yok eden bütün putları yok etme mücadelesi veren ve nihayet, Efendimiz gibi, bütün zamanları seferber eden, bütün zamanların çocuğu olabilen, bütün zamanları kendi çocuğu kılabilen, bu dondurucu kış mevsiminin ortasında kanadı kırık bir kuş misali nefes alıp veremeye çalışan insanlığa rahmetin, merhametin ve hakikatin bütün susuzlukları giderici, bütün vicdansızlıklara son verici, bütün putları yere serici ruhunu dirilten bir öncü: Öncülerin öncüsü, Sezai Karakoç.
SEZAİ KARAKOÇ'TAN ÖNCE VE SEZAİ KARAKOÇ'TAN SONRA
O yüzden bütün insanlığa seslenebilecek hakikat medeniyeti fikrinin ilk sahih ve sahici kurucusu Sezai Karakoç'tur: Üstad Sezai Karakoç'tan önce, sadece Batılı kavramlarla ve perspektiflerle düşünmeye çalışan ama her çırpınışında bir kez daha düşen ve düşüren kişiler vardı sadece.
Medeniyet fikri, ilke kez Sezai Karakoç'la birlikte, Yaratıcı tasavvuru ekseninde, bütün hayatı ve varlığı kucaklayan, bütün insanlığa vahyin varedici, hakikatten haberdâr edici doyumsuz hakikat yolcuğunu muştulayan asıl kaynağına, asil menbaına, durmadan akan, herkesi ve heryeri sulayan pınarına kavuştu ve bize hakikatli ama aynı anda hem sade hem de derûnî bir hakikat fikri, insan/lık fikri, millet fikri, devlet fikri, sanat ve hayat düşüncesi ve ufku armağan etti bize.
O yüzden bir 'Sezai Karakoç'tan önce', bir de 'Sezai Karakoç'tan sonra' var artık.
HAKİKAT ŞARKISININ BESTECİSİ
O yüzden, bütün insanlığın düşünce ve sanat, ahlâk ve hakikat tarihinde en münbit ve en muhkem yolculuğu o yaptı çağımızda. Ve bizi en derin, en temel ve ilk kaynakla o buluşturdu, bizi komşu yaptı ona.
O yüzden hem bize, hem de başka dünyalara seslenebilecek kanatlandırıcı dili o kurdu. Çağrısı çağını kuracak çağlayanı, çağlaya çağlaya akan nehri andıran muazzam ve muazzez nebevî dili o inşa etti ve armağan etti bize.
O yüzden Sezai Karakoç'un düşüncesi gibi, şiiri ve estetiği de, hep ötelere ayarlı, mülk âleminin yok edici duvarlarını, boğucu sınırlarını ve derin nefes almayı zorlaştırıcı sınırlamalarını aşarak melekût âleminden devşirilmiş derûnî ve sarıp sarmalayıcı, derin nefes aldığı için, hepimize çağları aşan bir ses bahşeden hakikatin şarkısını besteledi.
SEMBOL NE, İMGE NEREYE DÜŞER?
O yüzden Sezai Karakoç'un şiiri, imaj şiiri değildir. Sembolün şiiridir. Hakikatin ipuçlarının, izdüşümlerinin şifrelendiği, gizlendiği, beslendiği, bestelendiği her dâim keşfedilmeyi bekleyen, yeniden keşfedilebilen sembolün şiiri.
İmaj, şiirin düşmanıdır. İmaj, yüzeydir sadece: Hakikatin üstünü örten kabuk. O yüzden şiiri öldürür imaj. Sadece şiiri değil, hayatı da, hakikati de.
İmaj, zamanın sesidir sadece. Sembolse, sesin zamanı.
İşte bu nedenle, Sezai Karakoç, sanatıyla, düşüncesiyle ve ahlâkıyla yalnızca zamanın sesi değildir; aynı zamanda ve daha çok da zamanları aşan sesin aşkın nefesi, hakikatin diriltici, ruh bahşedici derûnî sesinin zamanı'dır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Tıklama beni, gıdıklanıyorum:İsmet Özel

İnsan hayatında kapitalizmin ve sosyalizmin tuttuğu yer Yahudi milletinin müktesebatından ibaret değildir. Bu kaziyeye işaret olsun diye kitabımın adını “Of Not Being A Jew” koydum. İki beyit: “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz  Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” Bakılan şeyin lâftan ibaret olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. “Marifet iltifata tâbidir  Müşterisiz meta zayidir” Küfre yaltaklanma etkinliklerini marifet diye yutturanların Türkiyesinde yaşıyoruz. Müslüman demek meşguliyetiyle ihya olan veya ihya olmayacağı şeyle meşgul olmayan insan demektir. Bu meyanda, Müslüman olarak sizin, büyük bir sanat eseri ile yüzyüze gelmeniz, büyük bir sanatçıdan haberdar olmanız anlamına gelir. Ne mühim olanın sanat eseri olduğu ve fakat sanatçının ihmal edilebileceği iddia edilebilir ve ne de sanatçının erişilmez bir üstünlüğe erdiği ve fakat onun eserlerinde büyüklüğünün fark edilmediği söylenebilir. Bu durum siyasette aynıyla yaşanır: Devletteki büyüklük devlet adamının yüklenmi...