Ana içeriğe atla

Zaman Zaman İçinde Günlükler Tarkovsky


"Son zamanlarda bana bir şey oluyor. Hayatımın en önemli filmini yapmaya hazır olduğum gün geldi sanki. Bunun kanıtı, her şeyden önce, benim kendime duyduğum güven ama bu tabii bir yanılsama olup tamamıyla felaketle sonuçlanabilir, ikinci olarak da kullanacağım malzemenin insanların dikkatini dağıtmayacak ve onları gerçekte önemli olan şeyden uzaklaştırmayacak olması. Buna ideal malzeme bile diyebilirim çünkü onu çok iyi hissediyor, biliyorum, onu farkındayım. Tek sorun, bunu başarabilecek miyim? Mükemmel bir şekilde oluşturulmuş bedene ruh katabilecek miyim?"



1970 - 1986

MARTİLOJİ
30 Nisan 1970


“Bütün gün mürekkep şişenizin önünde oturmaktan canınız sıkıldığında, aklınıza gelen her türlü acayip şeyi amaçsızca çalakalem kağıda dökerseniz yazdığınız şeylerin sizi deliye çevirmeye yeteceğini göreceksiniz.”
Yoşida Kenko, Bezginliğini giderici Notlar-XIV.Yüzyıl

Bir nedenden dolayı Yussov neden böyle pahalı bir hediye düşünüldüğünü öğrenmek istedi. İnsanlar çılgın: insanı imajları yitirmişler. S.9
Eğer sanat bir halkın ruhun temsil ediyorsa, o zaman bizim milletimiz, bizim ülkemiz can çekişiyor demektir.
“Gerçek oymacı ustası kör çakıyla çalışır. “
Kenko-Khosi, Bezginliği Giderici Notlar, XIV.Yüzyıl
“Eğer ruhumuzun efendisi olmuş olsaydı, o zaman şüphesiz yüreklerimiz bunca acıyla dolup taşmayacaktı. “
Kenko-Khosi, Bezginliği Giderici Notlar, XIV.Yüzyıl  S.11

Ruhumun mükemmelliğini arzulaman hiçbir insan değerli değildir; bir tarla faresi ya da tilki kadar önemsizdir.
Din insan tarafından güçlüyü tanımlamak için yaratılmış bir alandır. Fakat Leo-Çe, “Dünyadaki en güçlü şey ne görülebilir, ne duyulabilir ne de dokunabilir.” der.
İyi ahlak insanın içindedir. Toplumsal ahlak değerleriyse bize dışarıdan öğretilendir.







İyi ahlakın olduğu yerdeyse dış yaptırıma hiç gerek yoktur. S.13
Dünyanın üzerinde durduğu üç kaide olan din, felsefe ve sanat insan tarafından sembolik olarak sonsuzluk düşüncesini gösteren kurumlar olarak geliştirilmiştir.
İnsanlık böyle geniş kapsamlı daha başka bir şey bulamamıştır.
İnsan bunu içgüdüleriyle buldu.
H.G.Wells’in, insanların bilgi ağacından elmayı koparıp yemeye nasıl korktuklarını anlatan “Elma” adlı bir öyküsü var.
Hiç kimse böyle rüyasız bir uykuya dalamaz.
Aynı hayvanlar gibi yaşamanın amacı türünün devamını sağlamak olurdu.
İçlerinde özgürlük için savaşma gücü olmalı ki bu kesinlikle bize bağlı.
Ne olursa olsun, onlar hiçbir zaman ruhsal tembellik ve duyarsızlığa düşmemelidir. Çocuklara aşılanacak en önemli şeyler erdem ve onurdur. S.14
Hiç kimseye hiçbir şey borçlu olmamak ne korkunç ve onursuz bir şey. S.15





İnsanlar diğerlerine hükmedecek güçte değildirler.
Tanrı’nın her ruh içinde yaşadığı gerçeğine ve her ruhun da ebedi olup iyiyi içinde bulundurup biriktirme kapasitesi olmasına rağmen, yığınlarca insan, mahvetmekten başka bir şey yapamazlar. Çünkü bir ideal uğruna değil, sadece maddesel bir dava uğruna bir araya gelmişlerdir.
İnsanoğlu hep bedenini korumaya çalışmıştır.
Ve ruhunu korumaya yönelik hiçbir düşüncesi olmamıştır.
Ruh ve beden, duygu ve mantık bir daha asla tek bir bütün olamayacaklar. S.17
Öyle önemsiz, acınacak ve zayıf oluyor ki insanlar ‘ekmeği’ yalnızca ‘ekmeği’ düşündüklerinde, böyle düşünmenin onları yalnızca ölüme götüreceğini idrak bile edemiyorlar.
Modern insanın büyüklüğü karşı çıkışında yatar. S.18
İnsanlık o kadar acı çekti ki, artık insanın acı çekme duyusu köreldi.
Fakat Frehliç’in beni bir parça tanıdığını düşünüyorum ve benim sadece kendi yazdığım senaryoları çektiğimi bilmeli. S.19
Onlarla birlikteyken kendimi yetişkin biriymiş gibi hissetmiyorum.
Hepimiz birbirimizi seviyor ve birbirimizden çekinip korkuyoruz. Bazen bana tamamıyla yabancı insanlarla ilişki kurmak daha kolay geliyor.







Duygularını ifade eden insanlara dayanamıyorum, gerçek ve içten olanlara bile. S.20
Tek isteğim huzur içinde yalnız bırakılmak, belki de unutulmak.
Ben tek korkusu sevdikleri tarafından acı çektirilmek olan bir egoistim. Şimdi gidip Hesse okuyacağım. S.21
Yüksek ruhani bir düzeye ulaşmak şüphesiz bir bitki gibi sadece yaşamaktan çok daha zor.

“Hakikat yaşanmalı, öğrenmeli.” S.24






Yıkılmakta olan bir devletin müziği duygusallık ve hüzün doludur, hükümeti de tehlike içindedir.
Li Bu-Ve Bahar ve Güz
“Zincirleri kırıp sıçrama zamanı geldiğinde ben geriye değil, aşağıya değil fakat ileriye daha yüksek bir yere sıçrayacağım. Tek isteğim bu.
Hesse’nin Boncuk Oyunu’ndan
“Tutku, manevi bir enerji değil, ruh ile dış dünya arasında bir sürtüşme, anlaşmazlıktır.
Hesse S.25
“Bir insan eğer kendi ruhu özgür değilse, tüm dünyanın bağımsız olmasından ne fayda sağlayabilir?” S.27
Andruşka çok hoş. Bebekten çok meleğe benziyor. S.29
Son birkaç haftadır kendimi boş ve sıkıntılı hissediyorum. Ya hastayım ondan ya da uğraşların boşa gitmesinin getirdiği ağır bunalımdan. S.30

1971
Her çeşit günlük, arşiv ve ‘laboratuvar’ çalışmasından çok derinden etkileniyorum. Bunlar muhteşem bir katalizör örneği.
“Sosyalizmin en yüce fikri makineleşmesidir. İnsanı mekanik bir insana çevirir. Her şey için bir kural vardır. Yani insan kendi elinden alınmıştır, yaşayan ruhu götürülmüştür.
Her çeşit günlük, arşiv ve ‘laboratuvar’ çalışmasından çok derinden etkileniyorum. Bunlar muhteşem katalizör örneği.
İdealsiz yaşamak olanaksızdır ve kimse de yeni bir ideal bulamamıştır. Ne yazık ki eskisi de çöküştür; o da kilisedir.

İnsan tarihinin bir oyuncağı. S. 37



Şimdi biraz düzeliyor yüzü, o kadar mutlu ki insan sonsuza dek onu seyrederek yaşayabilir. S.38
Dikkatini hiçbir şey üzerinde yoğunlaştıramaz bir hali vardı. S.43
İyi insan ölür! Eee, tabii ahlaki değerlerin böyle alt üst olduğu bir dönemde bu normal. S.44
1972
En olağanüstü keşiflerin bizi zamanın varoluş alanı içinde beklediği inancı yıllardır içimi kemirip duruyor.
Filmin mesajı : “İnsanlığın, kendi pisliğini galaksinin bir ucundan öteki ucuna sürüklemesinde hiçbir anlam yok.” S.49
Yorgunum. Nisanda kırkıma basacağım. Fakat hayatımda rahat ve huzur yüzü görmedim. Özgürlük yerine Puşkin’in huzuru ve iradesi vardı. S.51
Bizim zaman hakkındaki bilgimiz, dünyadaki her türlü şey hakkındakinden daha az.
Lois Aragon çok sevdiği (ve görmek istediği) iki film olduğunu söylemiş. Biri Godard’ın Pierro le Fou’su, diğeri Andrei Rublev. Bu gazeteyi bulup makaleyi okumalıyım. S.52
Bunlar gerçek sanattan korkuyorlar. Bu da oldukça anlaşılır. S.53
“Biz birine Allah’ın ona bahşettiğinden daha fazla hoşluk yüklüyorsak duygusalız demektir.”                                                                                           R.T. Blice S.55


1973
Sanatçı mutlak hakikate galip gelmek için uğraşıp didinen bir varlıktır. Sanatçı bu hakikate karşı, kusursuz ve bütün bir şey yarattığı her sanat eserinde galip gelir.
Sinemadaki sembol, doğadaki ve gerçeklikteki sembol ile aynı. (tabii burada söz konusu olan detaylar değil, ama gizlenenler sorunsalı.)  S.63
“Bir ressamın aydınlanma anları ona bilinci yoluyla gelmemelidir.”
Onun keşifleri kendine bile gizemlidir.
Çünkü bu geçişi fark edecek zamanı yoktur.
İtalyan basının dahi diye söz ettiği bir yönetmenin işsiz olması tam anlamıyla çılgınlık ve suç. Dürüst olmak gerekirse bence bütün bunlar nasılsa iktidar sahibi olmuş seviyesiz insanların öç alma çabalarından öte bir şey değil.
Her şeyin ötesinde, sıradan ve seviyesiz insanlar sanatçılara dayanamazlar. S.64
Kimsenin sana ihtiyacı olmadığını anlamanın zamanı.






Keşke biri çıkıp benimle beş yıllık bir anlaşma imzalasa ve bu zaman içinde yapabileceğim kadar film yapmamı istese. Benim yapmayı istediğim filmleri ama.
Yoğun yaşam biçimimiz hepimize dar bir alanda tanımlanmış bir rol veriyor, buna bağlı olarak da ruhumuzdaki unsurları geliştirmeye yönelik yaratıcı eylemler de ancak o rolün sınırları içinde olabiliyor. Ruhumuzun bu sınırlı alan dışındaki bölgeleri de ziyan edilmiş oluyor. S.65
Aslında gerçek ne kadar çok gerçekse o kadar da olasılık dışıdır.
Lebedev, Budala
“… Asla  ikinci okun olmasın. İkinci atışına güvenirsen, birincide dikkatsiz olursun. Her zaman yalnızca tek şansın olduğunu düşün ve hedefini ilk ve tek okunla vur!”
Kenko-Khosi, Bezginliği Giderici Notlar, XIV.Yüzyıl




 “Bir şeyi yapıp yapmama konusunda düşünüyorsan kural olarak yapma daha iyi…”
Budist Jodo mezhebinin liderlerinin toplu yazılarından, 1287 / S.67
Festival Andrei Rublev ile açılmış. Seyirci oylamasında dördüncü olmuş. Baba ve diğerleri daha fazla oy toplamış.
Fakat Andrei Rublev uluslararası eleştirmenlerce yapılan oylamada birinci sırayı almış. Yani bu yüz altmış eleştirmenin hepsinin de Andrei Rublev’e ilk sırayı verdiğini gösterir. S.68



Bilgili insanın sergilediği kibir, sıradan basit insana duyulan hor görü… Herzen’de tespit ettiği bu özelliklere Fyodor Mihayloviç çok sinirlenirdi.
Bir keresinde hararetle bana, elinde gezi kitabıyla ünlü yerleri ve turistik mekanları gezmenin ona ne kadar sıradan ve bana geldiğini açıklamıştı. S. 69
Son zamanlarda bana bir şey oluyor. Bugün bu duygu özellikle çok güçlü ve belirgin, bu duyguyla doluyum. Hayatımın en önemli filmin yapmaya hazır olduğum an geldi sanki.
Bunun kanıtı, her şeyden önce, benim kendime duyduğum güven (ama bu tabii bir yanılsama olup tamamıyla – diyalektik bir biçimde – felaketle sonuçlanabilir) S. 71
“Bir oyuncunun en büyük günahı, canlandırması gereken insanı canlandıracağı yerde o insan olmasıdır.” S.72
Kimsenin sana ihtiyacı yok, kendi kültürüne tamamıyla yabancısın, onun için hiçbir şey yapmadın, sen hiçbir şeysin.
Kendimi çok kısıtlanmış hissediyorum. Ruhum içime sıkıştırılmış durumda, başka bir yaşam alanına ihtiyacım var. S.75

Kitaba özgü bir ‘okuma türü’ bulmalı. En önemlisi sanatçının yalnızlık trajedisi ve hakikati anlam için ödediği bedel. S.76
Thomas Mann bir taraftan sanatçı, sıradan bir insan. Diğer taraftan kesinlikle sıradan bir insan değil, yeteneğinin bedelini sürekli ruhuyla ödeyen biri.
Yetenek insana Tanrı tarafından hediye edilmiyor. Tanrı, insanı yetenek denen o yükü sırtında taşımaya mahkûm ediyor.
Hakikati arayan insanla onu önemsemeyen ya da hiç ilgilenmeyen insan arasındaki farkı anlamak önemli.





Belki de hiç gitmeyip oranın hayalimdeki görüntüsünü yitirmemeliyim. S.77
Kendimi hiç iyi hissetmiyorum. Her tarafım ağrıyor, sinirlerim laçka durumda. Yarın doktora gideceğim. S.79

ANDREİ TARKOVSKY
MARTİLOJİ
Başlık olarak yanlış ve fazla iddialı ama bırak orada durarak sana silinmez ve nafile değersizliğinin hatırlatıcısı olsun.
Başlangıç 1974
Yaşam ölümü de içinde taşır. S.87
Hem bir birey hem de bir sanatçı olarak kendimizi ona karşı sorumlu hissediyoruz. S.89
Korku, bir ölümsüzlük duygusu. S.90
Gittikçe yalnızlık fikrine alışıyorum, aynı uzaydaki bir astronot gibi. Aslında konumum ve çevrem – yaşamak zorunda bırakıldığım bu son derece garip, gerçek dışı dünya sanki hasta bir beynin ürünü, kötü bir fantezi. S.95

1975
Bir proje nasıl olgunlaşır?
Süreçlerin en gizemlisi ve görülemezi olduğu çok ortada. Bu bizde, bilinç altımızda, ruhumuzun duvarlarında bağımsızca kristalleşerek oluşur.
Neden Solaris her safhayı oybirliğiyle geçmesine rağmen bir devlet ödülü alamadı?
Ayna yabancı para getirecekti ama Yermaş’ın umurunda değil. Tek umursadığı, kıçının altındaki rahat koltuk, milli duyguların da canı cehenneme! S.100
Elime tutuşturulan bir not : “Bıraktığınız etki inanılmaz. Söyledikleriniz ve insanlara düşündürttüğünüz şeyler için teşekkürler. Korkutucu olsa bile…” S.102
Süreçlerin en gizemlisi ve görülemezi olduğu çok ortada. Bu bizde, bilinç altımızda, ruhumuzun duvarlarında bağımsızca kristalleşerek olur gider. Bunu eşsiz kılansa ruhun ta kendisidir. Gerçekte bilincin gözü tarafından algılanamayacak imin gizli oluşum sürecine ruh karar verir.
Bir düzlem adamın kendisi, hastalığı, mutsuzluğu, aşkı, ölümü olmalı.
Fanteziler onun evi, kalesi, sığınağı. O bu dünya için yaratılmamış. Bu dünyaya ihtiyacı yok. S.104
Kadını yargılayan herkes davetliydi ve ona iyi davranıp gülümseyerek kibar kibar konuşuyorlardı. Terbiyeli olmak mı bu? Yoksa ikiyüzlülük mü? Sahtekârlık mı? Ukalalık mı? Her neyse, ben adamdan hoşlandım. Tam bir çizmeli kedi. S.105
Yaşam çok kısa; alçakların ayakları altında sürünerek geçirilmemeli.”
Stendhal S.107







1976
Aşk nedir? Bilmiyorum. Aşkı bilmiyorum değil, onu nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum.

“Bir çalışmanın ulaşılmazlık derecesi onun ne kadar büyük bir yapıt olduğunu gösterir.
Geothe S.111
“Büyük bir adam, toplum için bir felakettir.” S.112
Yalanlar, ikiyüzlülük ve ölümle çevrilmiş her yanım… S.115
“Güç kanın sıkıştığı yerde yatar. Fakat bu gücün kan akıtanlarda değil de kanı akıtılanlarda olduğunu yalnızca üçkağıtçılar fark edemiyorlar.
Rus insanı yalnızca negatif haklara sahiptir. Ona pozitif bir şeyler verin de görün, nasıl tutucu olacağını. Yeter ki elinde koruyacak bir şey olsun.
Tutucu olmamasının tek nedeni koruyup saklayacak bir şeyi olmamasıdır. S.116
En kötü şeyler en iyi olanlardır.
Başkalarını aşağılayıp kendilerini şan şöhret bulutlarıyla sarıyorlar.
Ruhun asaleti, neye ne kadar saygı ve hürmet (yumuşaklık) gösterdiğiyle ölçülür. S.117

Biz birbirimizin ya değerini bilmiyoruz ya da abartıyoruz. Diğer insanların değerini hakkıyla biçebilenlerin sayısı çok az. S.118
Aşk nedir? Bilmiyorum. Aşkı bilmiyorum değil, onu nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum. S.119
‘Stalker’ kelimesi yürümekten geliyor, ağır ağır yürümek. S.122

1977
Yaşamlarımız hep yanlış. Bir bireyin topluma ihtiyacı yoktur, bireye ihtiyacı olan toplumdur. Toplum bir savunma mekanizması, bir çeşit oto korunmadır. Birey, sürüde yaşayan hayvan gibi değil, kendi yalnızlığında, doğaya, hayvanlara ve bitkilere yakın, onlarla ilişki halinde yaşamalı.

Gerçekten de DAHİ ile HAİN hiçbir koşulda uyuşamazlar. S. 125
Bir şeyde ne kadar çok erdem varsa o kadar çok da acı vardı, o yüzden, o, bilgiyi ve buna bağlı olarak da tasayı artırdı.
“…Hüzün kahkahalardan daha iyidir; çehrenin üzgün görünmesine rağmen kalp daha sağlamdır.” (VII,3)

(Dini bilgiler,1,13,14,18)




 “…Tanrı’nın dünyası iyi. Bir tek şey kötü, o da: Bizler. S.127
En önemli şey adil olmaktır, diğer her şey bunun ardından gelir. S.128
Bir bireyin topluma ihtiyacı yoktur, bireye ihtiyacı olan toplumdur. Toplum bir savunma mekanizması, bir çeşit oto korunmadır. Birey, sürüde yaşayan hayvan gibi değil, kendi yalnızlığında, doğaya, hayvanlara ve bitkilere yakın, onlarla ilişki halinde yaşamalı.
İnanmak ve sevmek için kendimizi her şeyden önce özgür ve bağımsız hissetmeliyiz. Bu önemsiz dünyayı reddedip başka bir şey için yaşamalıyız. S.130
“Müziğin tüm canlı tohumları Bach’ta bir araya gelmiştir, tıpkı dünyanın Tanrı’da olduğu gibi. Başka hiçbir yerde böylesine çok seslilik yoktur.” S.131
“Zayıflık muhteşem, güç önemsizdir. İnsan doğduğunda zayıf ve işlemeye müsait olur. Öldüğünde ise güçlü ve nasırlaşmış, taşlaşmıştır.”




Lao-Çe, Leskov’un Pamfalon Soytarısı, giriş bölümünden alıntı. S.132

1978
İnsan bunca uzun zamandır var olmasına rağmen hala en önemli şey olan varlığının anlamı konusunda emin değildir, şaşırtıcı olan budur işte.
Ona yanıt ver! Onu çağır! Görüyorsun ki acı içinde!
Ona burada ve şimdi nasıl seslenebilirim? Sonra ne düşünür? Artık benim Tanrı olduğuma inanmaz. Müdahalemi, bu kadar gözler önünde yapamam. S.136
Kırk altımda bir kalp krizi geçireceğimi hayal bile edemezdim. Diğer yandan da, eğer geçirmeseydim bu bir sürpriz olurdu. Ne yapalım. S.137
“Ruhumuz ister tek bir bütün olsun, isterse de paramparça… Yalvarırım mantıklı olun! ( bu içten feryadım için beni bağışlayın!)

Bırakın öykü öyküye kalsın, drama olaya, şiir de dizilere… Flaubert’in yaptığı gibi sözcükleri sevin. Araçlarda tutumlu ve sözcüklerde pinti olun, kendinizi gerçeğe adayın!
Klarisizm (duruculu) dediğim o ince ve katıksız netlik ve parlaklıktır.
Mihail Kuzmin
“Eğer şairi anlayacaksan, şairin ülkesine gitmen gerek.”
Geothe
Erkeklerin yüzde 41’i, kadınların yüzde 37’si uykularında konuşurlar. S.139
Hiçbir şey olması gerektiği gibi olmuyor.
Yaşamımız o diğer gerçek yaşamımızın düşlerinden biridir ve sonsuza dek, o tek, son ve hakiki yaşama – Tanrı’nın yaşamı – ulaşıncaya dek sürer.
Erken ölmek uykusunu almamış bir insanı uyandırmak gibidir. Yaşlanınca ölmek, yeterince uyuyup sağlıklı bir uykuyu tamamlayıp kendi lehine uyanmaktır. İntihar ise uyuduğunun farkına varıp kendi kendini uyandırarak bitirdiğin bir kabus. S.140
Bu çok açık çünkü varlığımızın özü, anlam, giz ve bizi sürükleyen iç enerji prensibi kavramlarında yatar. Bu uzun zamandır bilinir ama iyinin hep ulaşılmaz oluşu şaşırtıcıdır. Diğer yandan bu mükemmel bir anlayıştır. İnsan varlığı, kendi yaşamımızı anlayabilmemiz için sürekli iyilik yapmamızı gerektirir ve aynı zamanda da insanın evrensel gelişimine pozitif katkıda bulunmamızı sağlar.
İnsan bunca uzun zamandır var olmasına rağmen hala daha en önemli şey olan, varlığının anlamı konusunda emin değildir; şaşırtıcı olan budur işte. S.141

Bu yüzden iyiyle kötü arasındaki mücadele insanoğlu yeryüzünde var oldukça sürecektir. İnsanoğlu ne yapıp edip karşı kıyıya geçmelidir.
Bir süredir içimde gittikçe daha da belirginleşen bir duygu var, sanki trajik sınamalar ve kırılan umutlar dönemindeyim. Ve bu aynı zamanda içimdeki o dayanılmaz yaratma dürtüsü tarafından daha önce hiç olmadığı kadar sarıp sarmalandığım bir an.
İnsanoğlu geçmişte yapmış olduğu birçok hata yüzünden bugün bir çeşit sis bulutu içinde yaşamaya zorunlu kılınıyor. S.142

1979
Niteliği her zaman el üstünde taşırım.
Atlas’ın dünyayı omuzlarında taşıdığı gibi.
En önemli şey şu bize anlamak için değil, yalnızca hissetmek için verilmiş olan simgeye sıkı sıkı sarılmak. İnanç sahibi olmak, her şeye rağmen inanç sahibi olmak.
Bizim gereksinimimiz sevmek ve inanmak. İnanç, sevgi aracılığıyla bize bilmeyi iletir. S.147
İnsan ve Tanrı’sı hakkında ne büyük bir tutku ve sabırla yazıyor! Okunması gereken bir kitap.
Gittiğim yerde daha iyi olacağıma inanmalarını istiyorum. S.148
Bütün bunların senin olduğunu kabul ediyorum. Beni senin değerli kölen olmaktan alıkoyan şey benim kötülük ve günahlarımın ağırlığı ve alçak karanlığı. S.149
Mann, Tanrı’dan çok fazla şey “anlarken”, Dostoyevski Tanrı’ya inanmayı ister fakat beceremez; ilgili organ dumura uğramıştır.
Ve en büyük günahın gurur olduğunun farkına varır. Bir zamanlar kendinin ulu ruhani bir mertebeye eriştiğini düşlemişti ama şimdi o hiçbir şeydi. Hastalığı süresince onu ölümün bilgisi yiyip bitirmişti.
Onlara ne ad vereceğini görmek için… “Başlangıçta söz vardı” dedi mutsuz adam.
Sinemanın başlangıç noktası otantik bir belge olmalı. S.150




Tanrım, nasıl perişan bir haldeyim! İçim bulanıyor, kendimi asma noktasındayım. Çok yalnızım… ve bu duygu yalnızlığın ölüm olduğunu anladığın zaman daha da kötüleşiyor. Herkes bana ya ihanet etti ya da edecek. Ben yalnızım. Ruhumun her zerresi tek tek açılıyor ve ruhum korunmasız çünkü bu deliklerden içime ölüm yavaş yavaş işliyor. Yalnız olmak ne korkunç. Yaşamak istemiyorum. Korkuyorum. Hayatım çekilmez oldu.

Kendisi hastalıklara teşhis koyup (fotoğrafları kullanarak) iyileştiriyor. S.151
“Bazen bir kadın karşısında hissettiklerim gibi: bazen ona adeta taparım, bazen nefret, bir an sonra hayranlık duyarım, sonra gene küçümserim.” S.152
Eminim Lara çok memnun olacak. Ona daha önce hiç hediye vermedim. Bugün konuştuk. S.172
Fakat yaşam hakkında hiçbir şey bilmezken ölüm hakkında ne bilebiliriz ki? Ve ne zaman bir şey öğrensek, onu unutmamak için elimizden geleni yaparız. Tanrım, ona sonsuz huzur ver.
Şimdi kendimi oldukça savunmasız hissediyorum. Yeryüzündeki kimse beni onun sevdiği gibi sevmeyecek. Kefeni içinde hiç kendine benzemiyordu. Sevgili, sevgili annem! S.175
Yaşamımı çok kesin bir şekilde sıfırdan başlamak üzere değiştirmeli.
Eğer her şey olduğu gibi kalırsa para problemlerinin içinde boğulacağımı ve birçok düşman kazanacağımı söyledi. Eğer değiştirirsem. Şöhret gelecek. S.176
Kendisine hiçbir iş verilmiyor. Hiçbir geliri yok. Şüphesiz daha önce olanlardan bıktı. S.177
Zaman kavramının modern algılanışıyla ilgisi var mı? S.179
“Bireye kendi yaşamının anlamını açıklayarak ve kötülüğü neyin taşıdığını ve gerçek mutluluğunun nerede yattığını göstererek mutluluk vermesi nedeniyle ayrılır.”
L.N. Tolstoy, bir İngiliz gazetesinin editörüne yazılmış
Mektuptan, 15 Aralık 1894

“… Eğer bir insandan diğer bir insana nefret duygusu gönderilmişse ruh düzeyi yüksek olan bir kimse bunu belli bir renkte ince bir ışık bulutu olarak görecek ve nasıl insan kendini üzerine gelen fiziksel bir darbeden koruyabilirse o da kendini bu nefret duygusundan koruyabilecektir.”
Rudolf Steiner, Yüksek Dünyaların Bilgisine Erişme

“Kimse doğal olarak kötü olmadığı gibi, kötülüğün de doğası yok; çünkü Tanrı hiçbir şeyi kötü olarak yaratmadı. Kötülük dışarıdan gelir, yeni yollardan…”
St.Diadochus, Phottika Piskoposu, Philokalia III, sayfa 9
Mükemmellikten çok uzak olduğumu biliyorum, hatta kusur ve günahlara gömülmüş durumdayım. Kendi değersizliğimle nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum. Yaşamımın nasıl gelişeceğini görmek benim için çok zor. Yaşamım tarafından tuzağa düşürüldüm. S.186
Gözlemlemeyi unuttuk. Gözlemlemek yerine
her şeyi kalıplara göre yapıyoruz.

1980





 “… Şairler diğer insanlardan üstünler çünkü onlar insanları anlıyorlar…..” S.194
Zaten herkesi memnun etmeyi görevimin bir parçası olarak hiç görmedim. S.198
İnsan gerçek içsel zorlamalarla değil de ‘iyi bir dava’ uğruna konuşmaya kalkarsa böyle olur işte. Bir daha herhangi bir yetkilinin ricası üzerine kesinlikle böyle bir konuşma yapmayacağıma yemin ediyorum. S.200
Yetmiş yaşında. Edebi ününü hak etmeyen ve bunu da şimdi yalnızlıkla ödeyen bir adam izlenimi bıraktı bende. S.212
Gözlemlemeyi unuttuk. Gözlemlemek yerine her şeyi kalıplara uydurmaya çalışıyoruz. S.217
Evrensel yok oluşa karşı direnç gösterecek tek şey sevgi ve güzelliktir. Dünyayı bir tek sevginin kurtaracağına inanıyorum.
Ruhun yaşamının yerine para ve diğer aldatıcı araçlar geçiyor.  S.220
     İnsanın iyiliği kısmi ve geçici olmamalı, ona hiçbir şeye mal olmayan ve bilinçsizce yaptığı, sürekli bir akıcılıkta olmalı. Hayır işleri birçok günahı gizler… Ben kendimden daha kötü bir adam ne gördüm ne de göreceğim.
Henry Thoreau, Walden
Tanrı’yla birleştiğimiz anda bu özgürlüğü bir daha hiç kullanamayacağız, bizden geri alınacak.
Bu yaşama, korkunç olmakla birlikte bir anlam yüklendiğinde olağanüstü özgür olabilen bu yaşama duyduğu özlem onu yiyip bitiriyordu. S.221
Bir sanatçı, eserinden atmak zorunda olduğun yerler hakkında karar vermek ve atılan bu yerlerin yapay ya da sahte görünmeyeceğinden emin olabilmek için hem bilgiye hem de gözlem gücüne gereksinim duyar. S.222
    Karanlık gölgeli ve dipsiz olması gibi. O yüzden dâhilerin yapıtları kristal misali berraklıklarına rağmen, bizleri bazen derinliklerine çekecek ve bize derinliklerdeki berraklığın tanımın yaptıracaklardır… Ve işte hepsi bu; bizden kaçan ve anlaşılması zor olan, o derinlilerin dibinde yatanlardır.
Andrey Bely, Sanatın Trajedisi
“Dostoyevski ve Tolstoy”
“Dünyamız, günahkar düşüncenin gölgesinde kararmış aslen yüce ruhlara ait olan bir ıstırap yeridir.”
Dostoyevski’nin sözlerinden
“Sanat, görüntünün mutlak doğruluk ve ürünün de mutlak etkinlik olduğu ruh için dini bir gerekliliktir, birinin diğerlerine dönüşmesidir.
Andrey Bely, “Dostoyevski ve Tolstoy”

1981
Hakikat kendi içinde değil, onun yönteminde yatar. O yoldur.
Bana ihtiyaç var mı? Eğer yoksa, bu ‘yetenekle’ donatılmam neden? S.229
“… Ne kadar çok erdem varsa o kadar çok keder var; ve o; bilgiyi artırarak acıyı artırdı.”
Dini Vaazlar
“Ve aslında felsefe gelişmiş bir şiir sanatıdır.”
Zaten ilkler de kendileriydi, şairler, kendi alanları içinde felsefe yapanlar. Platon çözülemeyen bir şairden başka bir şey değildi.”
Montaigne, II, Bölüm XII S.232
Tanrım, bu hiç başka bir ülkede oluyor mu? Yetkililer bir karı kocayı yurtdışına beraber seyahat etmekten men ediyorlar mı?
Lara benim çalışmalarımı, iş ilişkilerimi yürüten insan. S.233
“… Uyanık halimiz uyur halimizden daha kör. Erdemimiz deliliğimizden daha yetersiz. Fantezilerimizin ederi kararlarımızınkinden daha fazla.”
Montaigne, Denemeler
“… Duygularımız, bilmedikleri bir şey konusunda görünene aldanıp yalan söylüyorlar. Fakat o halde gerçeklikte var olan nedir? O onsuz olandır, yani başlangıcı ve sonu olmayan ve zaman içinde hiçbir değişime uğramayacak olandır. Zaman içinde bir şey sürekli hareket eder.
Montaigne, Denemeler S.237
“Ani ölüm insanın yaşamındaki en büyük mutluluktur.”
Pliny
Özgürlük demek haysiyete saygı gösterebilmek demektir, hem kendi içinde hem de başkaları içindeki haysiyeti. S.238
Yaşamıyorum. Aylardır bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum… Tanrım bana yardım et!
Çevren nefret, aptallık, bencillik ve yıkımla sarılıysa nasıl yaşayabilirsin, neyi hedeflersin, ne dersin? Eğer evin yıkıntılar arasındaysa, nereye kaçarsın, kendini nasıl kurtarırsın, huzuru nerede ararsın? S.239
Annemin mezarını terk etmeden… Tabii bu annemin sayesinde olmuştu. Bundan en ufak bir kuşkum yok. Benim sevgili, iyi annem… benim canım… teşekkür ederim. Kendimi sana karşı ne kadar da suçlu hissediyorum.
Bilincin tek işlevi sürekli kurmacalar üretmektir. Gerçek bilgi ise ancak kalp ve ruhta başarılan, yerine getirilendir. S.240
“Ruh kontrolünü kaybedince, bakarız ama girmeyiz, ama duymayız, yeriz ama yediğimizin tadını almayız.”
Henry David Thoreau, Walden, Zi Ze’den alıntı
“İnsan ile hayvan arasındaki fark öyle çok büyük değil, sıradan insanlar onu çabucak yitirirler, asilerse büyük bir dikkatle korurlar.”



.
Henry David Thoreau, Walden, Zi Ze’den alıntı S.241

“Eğer bir insan arkadaşlarına ayak uyduramıyorsa bu belki de o başka bir davulcunun sesini duyuyor demektir.”
Henry David Thoreau, Walden S.242
Yardımseverlik ve sosyalleşebilmek.
Seneca
“Aynı nehre iki kez giremeyiz.
Heraklites S.243
Hakikat kendi içinde var olmaz, tayin edici olan, hakikate ulaşmayı sağlayan yöntemdir, ona giden yoldur. Yol.
Kaç aydır yaşamıyorum; sadece bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum… Tanrım, yardım et! S.245
Tanrım, bu ne keder! Kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim! S.246
1982
Tutkulu, samimi ve dingin bir inanca sahip olmak kadar zor bir şey yoktur.

Şu aptal kadın gerçek duygu nedir, anlayacak kapasitede kesinlikle değildi. Babam yıllardır onu bağrına bastığı için şimdi Tanrı tarafından cezalandırılıyor işte. S.251
Seryoşa ne harika bir adam! Ne ince ve cömert. Onunla aynı dönemde yaşadığım için memnunum.
O sadece işinde dahi değil, her şeyde dahi, o kendine özgür bir insan!
Tanrıyı tanımak içini kişiliğini değiştirmeye gerek yok. Sen manevi gerekleri yerine getirmeye başlamaya karar verdiğin zaman, hemen o an kendini gösteren adil ve ciddi bir bakışa sahip olacaksın. S.253
Şaşa Sakurov ne kadar ince bir adam. Onun gibi bunca yetenekle donanmış biri için Moskova’da değil de Leningrad’da olmak ne kadar zor olmalı. S.254
Ve aynı zamanda öylesine iyi, öylesine merhametli ki kalbi sıkışıyor, adeta acı çekiyor. Ona baktığım zaman sık sık kendimden utanıyorum. Hepsi boş gurur gösterisi ve ruh bezginliği.
“Dilinin efendisi ol. Günahların katlanmasın istiyorsan sözlerini üçe dörde katlama. Sen diline hakim oldukça Tanrı ruhunu koruyacaktır. Tanrı gözünde bütün günahlar nefret doludur. Fakat en kötü günah yürekteki gururdur.
Aziz Anthonius – Rahiplerin Yaşamları
Kendi yapmadığın hiçbir şeyi kimseye ne öner ne de öğret.
Aziz Anthonius – Rahiplerin Yaşamları S.256
“Konuşmaya başlamadan önce ne söyleyeceğini düşün. Sadece gerekli ve düzgün olanı söyle. Mantığınla övünüp başkalarından daha fazla bildiğini düşünme.
Rahip İsaac S.257
‘Gelin, itaatin meyvesini tadın’ der.
Rahiplerin Yaşamları S.258
“Öyle bir etrafıma bakındım. Ruhum insanoğlunun çektiği acılarla yaralıydı.”
Radişev, Petersburg’dan Moskova’ya Yolculuk

“Bazı mutsuz insanlar, yüzleriyle, ruhların aralıklarından süzülen gözleriyle ne de güzel oluyorlar.”
Bunin, Lika S.260
Tutkulu, samimi ve dingin bir inanca sahip olmak kadar zor bir şey yoktur. S.262
“… İnsanlar temel kötülüklerle kuşatılmış ve yaşamlarındaki düzensizliklerin kaynağı hükümetin eylemleri. Bunun en çarpıcı örneği. S.263
“Muhteşem sanat hep güncel olandır. Sofokles, kendi ülkelerinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne sererek binlerce insanı ağlattığı için mahkûm edildi.
Viktor Şklovski, Lev Tolstoy
Ruhun özü kendinin bilincidir. Ruh ölümle değişebilir ama bilinç, yani ruh, ölmez.
L.Tolstoy, Şklovski’nin kitabı


Ruhunun bilincine varmak ölümsüz olmak demek değildir. S.266
‘Keşke insanlar dünyayı kurtarmak yerine kendilerini kurtarmak isteseler, keşke özgürleştirmek yerine kendilerini özgürleştirmek isteseler; işte o zaman dünyanın kurtuluşu ve insanlığın bağımsızlığı adına çok şey yapmış olurlardı.’
V.Şklovski, Lev Tolstoy
İnsan Tanrı’sız nasıl yaşar? Ancak kendisi Tanrı olarak ki bu da mümkün değil.. S.267
“Tolstoy Turgenyev’in kendisine ithal edilmiş bir çeşmeyi hatırlattığını söylerdi. Her an kuruyup kalmasından endişe edilen bir kaynak.”
V.Şklovski, Lev Tolstoy S.268
Hemen hemen tüm sosyal ve bireysel sorunlar insanların kendilerini sevmemelerinden ve kişisel olarak kendilerine yeterince saygı duymamalarından kaynaklanıyor. İnsanlar başkalarının otoritelerine inanmaya her zaman daha fazla hazırlar. S.270








 “Yaşamda en muhteşem şey Tanrıyı kendin deneyimlerinden bilmek.
Dr.Ralph L. Byron, Onkolojist – ABD
“Vücudunun nasıl yapılmış olduğuna bir bak. 30 trilyon hücremiz var. Her biri 10.000 tane sürekli aktif kimyasal reaksiyonda bulunuyor. Bu bedenin bir Tanrı tarafından yapılmış olduğuna değil de şans eseri olmuş olduğuna inanmak için çok daha büyük bir inanca sahip olmak gerek.”
Dr.Ralph L. Byron, Onkolojist – ABD
Eğer bilim üzerine çalışmak dinsel inancı yok ederse, bu işte bir düzeltme yapılması şarttır. Bu ya yanlış bir inançtır ya da daha kesin olmak gerekirse yanlış bir dindir.
Van Mersel, Deneysel Zooloji Profesörü,
Leiden Üniversitesi, Hollanda
“Bilim ne kadar gizem çözerse çözsün, bunun daha fazlasıyla karşılanacaktır.”
Lincoln Barnett, Amerikalı Bilim Adamı
“Bilim fiziksel dünyada ne kadar çok keşifte bulunursa, biz de o kadar yalnız inançla çözümlenebilecek sonuçlarla karşılaşırız.”
Einstein S.273
Bilim adamının şimdi Tanrıya inanmak için elli yıl önce olduğundan çok daha fazla nedeni var, çünkü şimdi bilimin sınırlarının farkında.
Autrum, Münich, Doğa bilimcisi
“Doğanın, bilim tarafından da onaylanmış, en temel kanunlarından biri fiziksel dünyada her şeyin bir nedeninin olduğudur. Bu yüzden de yaratıcısız bir yaradılış düşünmek kesinlikle imkansızdır.”
Von Braun, ABD S.274
“Birçok insanın  yaptığı en büyük hata bilimsel yöntemin hakikate giden yolda güvenilir olduğunu düşünmektir.”
Wood, Bilim Adamı, ABD S.275

1983
Kötü bir gün. Berbat düşünceler. Korkuyorum.
Ne yapacağımı bilmiyorum, kayboldum!
Ne Rusya’da yaşayabiliyorum ne de burada.
Sık sık, sanatsal yaratıcılığı bir ruh durumu sayan insanların ne kadar haklı olduklarını düşünüyorum son zamanlarda. Neden? Belki de bu, insanın Yaradan’ı taklit etme çabası. Fakat bunu yapmalı mı? Hizmet ettiğimiz Yaradan’ı taklit etmek gülünç değil mi?
Kötü bir gün. Berbat düşünceler. Korkuyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum, kayboldum! Rusya’da yaşayamam ama burada da yaşayamam. S.280
Fakat ben yorgunum, bittim tükendim; oturacak yerimiz yok. Çalışmalı ve bir karara varmalıyız. Bir şeyler yapmak zorundayız ama ben hiçbir şey yapmıyorum. Bir şey bekliyorum da ne beklediğimi ben de bilmiyorum. S.281

1984
Dün gece korkunç derecede üzücü bir rüya gördüm.
Yine Rusya’nın kuzeyinde (sanırım) bir yerde bir göl görüyorum,
Tanyeri ağrıyor ve gölün bana uzak kıyısında inanılmaz güzellikteki
Katedralleri ve duvarlarıyla iki Ortodoks manastırı yükseliyor.
Ve büyük bir üzüntü hissettim! Büyük bir acı!
Çok yorgunum. Vücudumun her santimetrekaresi ağrıyor. S.285
1985
Tek önemli şey ZAMAN içinde ZAMAN bulmak…
Bu muazzam zor, fakat yapılmak zorunda!






İsveçliler tembel ve yavaş, tek dertleri kurallara ve düzenlemelere uymak. S.291
Yaptığı hiçbir şeyi kendine mal etmiyor ve çok doğal davranıyor.
Bu meseleyi fazla düşünmeden, dünyadaki tüm ince duyguların yapılan tek bir iyilikten daha değersiz olduğunu anladım.
Çünkü verene bakmak verilen hediyeye bakmak kadar muhteşem bir haz veriyor. Yaşamımda ilk kez gerçek desteği yaşadım ve bu bana gelecek için ümit verdi.
“Dürüst insanlar hiç zengin olamazlar, zengin insanlar da dürüst.”
Lao-Çe
“Kendi yapabileceğin hiçbir şeyi başkasından istemeye hiçbir zaman gerek duyma.”
Lev Tolstoy S.292
Tek önemli şey ZAMAN içinde ZAMAN bulmak… Bu muazzam zor fakat yapılmak zorunda! S.293



Kendimi ölü gibi hissediyorum. S.296
Yaşlandıkça insanları daha gizemli buluyorum. Benim dikkatimden kolayca kaçıyorlarmış gibi gözüküyorlar. Bu benim değerlendirme sistemimin çökmesi ve insanları yargılama kapasitemi kaybetmem demek. S.297

1986
Dün yürüyüşe çıktım ve içimden gelen nedenin belirsiz ani bir dürtüye uyarak ayakkabılarımı çıkarıp yalınayak soğuk toprak üzerinde yürüdüm…


Anlamakta güçlük çektikleri tek şey bu kadar ünlü bir yönetmenin nasıl bu kadar fakir olduğu. S.301
Ama şu an hiçbir şey için gücüm kalmış durumda değil, işte bütün sorun burada.
Sovyet sinemalarında yasaklanan ünlü filmleri yeniden gösterilmeye başlandı. Şimdi çalışmalarını, filmlerini kutlamak ve incelemek üzere SSCB’de hem ulusal hem de uluslar arası seminerler düzenlenmektedir. S.302
Asıl olandır. Eğer bir sanatçı yaşamda asıl olanı aramaktan vazgeçmişse, bunun onun sanatı üzerine etkisi kötü olacaktır. Sanatçının amacı asıl olanı aramak olmalı.

Rosellini bugün sinemanın sadece eğlendirmeye yönelik yapılması karşısında dehşete düşmüş.
Ben hiçbir kareyi inşa etmem ve sinemanın, hep sadece hayatın kendisinin imgeleriyle özdeşleştirildiği ölçüde varlığını koruyabileceğini düşünürüm.
Ritim, hayatın kendi ritmi olsun diye. S.303
Renkli filmin seyircinin ilgisini çekmek için kullanılan ticari bir buluştan başka bir şey olmadığını düşünüyorum.
Siyah beyaz film ilginin en önemli olan şeyde toplanmasını sağlar. S.304
Bir insana nasıl şair olmak öğretilemezse, ona sinematografi sanatı da öğretilemez. Bu bir meslek olarak iki ayda öğretilebilir. S.306
İçsel sorun tüm filmin merkezine oturmuş durumda.
Bu ikilik, toplumda ve insanın bireysel hayatında sürekli ve yoğun bir içsel çatışma şeklinde kendini gösterir. Bana kalırsa bu çatışma ve acilen spiritüel bir ideal bulma hali ve dolandırıcılık, insanlık kendini tamamen spiritüelliğe verecek kadar özgürleştirene dek devam edecek. S.309
İzleyici filmin içeriğinden ne kadar uzak olursa, aslında ona o kadar yakındır. İnsanların sinemadan beklediği ya da onda görmek istediği, yaşamlarının tekrarı değil devamıdır.
Seyircinin filmi terk edip gitmediğini, oturup seyrettiğini duyunca yetkililerden biri, normal insanlar bu filmi terk edip gider diye bir fikir beyan etmiş. Eylülde film daha yaygın bir biçimde gösterime girecek. S.313
Aslında bir şeylerin olması zorunluluğu kavramı sanatta geçerli değil. Hangi sanat biçimi olursa olsun bir sanat eseri kendi ilkelerine göre ve kendi iç dinamiğine göre inşa edilir. S.314
İmge yaşamın içinde karmaşık bir şey olarak karşımıza çıkabilir. Onu yazarın bile çözmesi zorken seyirci hiç çözemez. Puşkin’in “Benim üzüntüm ışıltı” sözü bir sembol değil ama bir imge. Tolstoy’un ölmek üzere olan kahramanı İvan İlyiç kendini ince bağırsağa hapsolmuş hisseder ve dışarı çıkamaz.  S.315

Andrei Tarkovsky ZAMAN ZAMAN İÇİNDE GÜNLÜKLER,

Yorumlar