Ana içeriğe atla

Tasavvufun kaynağından postmodernizme doğru


Ian Almond, Derrida ile İbni Arabi'yi karşılaştırdığı Tasavvuf ve Yapısöküm kitabında iki farklı kaynaktan beslenen ve farklı çağlarda yaşamış iki düşünürü ele alıyor. Okuyucuya bir postmodernizmin kurucusu ile büyük bir mutasavvıfın nerede nasıl kesiştiklerini kavramlar üzerinden gözler önüne seriyor

.Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde Derrida dersleri veren Ian Almond'un İbn Arabî ve Derrida- Tasavvuf ve Yapısöküm başlıklı kitabı İbni Arabî ile Derrida arasında ilişkiler kurmaya çalışıyor. Kitabın girişinde Orhan Pamuk'un İbni Arabî'nin en büyük egzistansiyalist olduğuna ve Batı'dakilerin yediyüz yıl sonra felsefî meselelerini ondan çalıp çırptığına dair sözü naklediliyor. Ian Almond, Orhan Pamuk'un 'çalıp çırpmak' tabirini kabul etmiyorsa da İbni Arabî'nin ilgi çektiğini ifade ediyor. Yazara göre Derrida ile İbni Arabî düzenleri bozmaktadır: Tanrı dediğimiz şeyin her zaman Tanrı olmayabileceğini ve 'Hakikat' dediğimiz şeyin her zaman doğru olmayabileceğini kendi orjinal yollarıyla bize fark ettirirler. Ian Almond kitabın amacının kesinlikle tüm zamanların varoluşçusu ya da post- yapısalcısı olduğunu iddia etmediğini özellikle vurguluyor: 'Bu çalışmanın niyeti bir onüçüncü yüzyıl mutasavvıfını bir post modern teorisyene çevirmek olmadığı gibi Jacques Derrida'yı da 'İslâmîleştirmek' veya yazılarını İslâmî mistik bir forma dönüştürmek değildir.' Kitaptaki teze göre son dönem din ve teoloji bölümleri akademisyenleri kendi dini geleneklerindeki çeşitli örnekleri Derrida'nın yapısökümcü yazıları için yeniden keşfetmektedir. 

                                    TEOLOJİ TANRI'YI İTER

İbni Arabî'ye göre teoloji yapan herkes Tanrı'yı bir kenara itmektedir; Tanrı'ya bir sıradanlık ve öngörülebilirlik dayatarak O'nu yanlış yere koymaktadır. Hakk tekrar edilemez haldedir. Almond, bu noktada Futûhat'tan alıntı yapar ve 'Geçmiş, geri dönmez. Dönseydi, varlıkta herhangi bir şey tekrarlanmış olurdu' ifadesinin 'O her gün bir şe'n [iş, tasarruf] üzerinedir' [55:29] ayetiyle ilgisini gösterir. İbni Arabî'nin Hakk'ın sonsuzluğundan çok, onun tecellisinin sonsuzluğundan bahsettiğini, teolojistlerin ise bu tecellileri Hakk'ın kendisi ile karıştırdıklarına, Tanrı'nın sonsuz semantik zenginliğini bir ya da iki anlama indirgediklerine dair işaretini dikkate alır. Çünkü Derrida da metnin sonsuz semantik ihtimallerini incelemektedir. Yazar, Derrida ile İbn Arabî'nin göstergenin/Hakk'ın tekrar edilemezliği meselesinde birleştiklerini ifade eder. İbni Arabi'nin 'Hakk'ın hiçbir göstergeyi tekrarlamadığı' fikrine mukabil, Derrida da bir metnin hermenötik tekrar edilemezliği üzerinde durmaktadır. Derridacı metin 'kendisini ne hiçbir zaman iki kişiye bir tek şekilde ve ne de bir tek kişiye bir tek şekilde ve iki kere açığa vurmuyor' ise bu metnin kendisini tekrarının imkansızlığından dolayıdır. Derrida'nın 'sonsuz' [infinite] kelimesi yerine sıklıkla 'sonu olmayan' [non- finite] kelimesini tercih ettiğinden bahsedilir. Derrida'nın Gramatoloji kitabındaki 'sonsuzcu teoloji, söz- merkezcilik ve belli bir teknisizm arasındaki derin birliğe' karşı uyarısına işaret edilir. Tanrı'yı sonsuz kılmak, anlam ve mevcudiyet düşüncesine karşı gelemediği için hâlâ metafizik bir jesti sürdürmektedir. Bir 'olumlu sonsuzluk fikri', Tanrı'nın sahici düşünülemezliğini kabul etmez, onu sadece sonsuz şekilde tehir eder. Derrida, metninin bütün öngörülemezliğine anlamın aşırı çokluğu cenahından bakmaz. Buradaki reddedişin sebebi, metnin kendini tekrar etmeden onu farklılaştırmaya ve bükmeye izin veren metin altındaki boşluktur. Bu nedenle İbni Arabî'nin Fusus'taki Tanrı tanımı; Derrida'nın metni tanımlaması ile benzerdir. İbni Arabî'nin feyz kavramını kullanışı gibi Derrida da aynı metaforu (dêborder) kullanır. Derrida bir metindeki alternatif anlamların bağlarından taşmasını [saçılma- ışıma] ve metne hayat götürüyor oluşunu İbni Arabî'nin algıladığı gibi algılar.

                                         KAOS, DÜZENİ ÇAĞIRIR

Derrida, yazma fiilinin tarife gelmez anını analiz etmeyi denemektedir; o anda, işaret sayfada görülür görülmez, anlamların çeşitliliği metinden taşmakta ve onu dönüştürmektedir. Yeni, çeşitli yorumlara hayat vermektedir. Derrida'daki tanım, İbni Arabî'nin kutsalına, hayat verici hareketine ve seyâlanına benzetilir. Kaos ve belirsizlik, adeta bir çeşit düzeni ortaya çıkarıyor. Hiçbir göstergenin Hakk'ı yakalayamayacağı, hiçbir teolojik durumun önceden bilinemezi, Hakk'ın tecellisinin sonsuz çeşitliliğini hiçbir zaman düzenleyemeyeceği gibi Derrida da metnin kavranamaz diriliğinin ondan yapılmış her yorumu nasıl yardığını ve tehdit ettiğini göstermektedir. Derrida, yazının; anlamın bir vasıtası, asil bir mesajın mütevazi, taşıyıcısı, semantic bir aracı, sözün temsili dışında hiçbir şey olmamasını göstermektedir. Derrida'ya göre bu, bir özgürleştirmedir.Avrupa-İslâm felsefe kaynakları arasında tercümelerle aktarımlar uyanışlara neden olmuştu. Batı felsefesinin Müslüman ülkelere tercüme edilmesinden sonra Batı'da İslâm felsefesinin modern düşünürlerle kıyaslanmasının ilk elde sorunlu olduğu söylenebilir. Ancak H.Z. Ülken'in tercümelerin uyanış devirlerindeki etkisi hakkında ikazları da ciddiye alınacak değerde. İbni Arabî- Derrida arasındaki ilişkiye değinen kitabın Recep Alpyağıl'ın Cogito Dergisi 47-48. Sayısındaki 'Marrano Derrida, Morisko İbn Arabi' başlıklı yazısıyla birlikte okunması gerekir. Aralarındaki ilişki, Endülüs'te Hıristiyanlaştırmaya zorlanmış kimliklerin direnişini de temsil eden bir benzeşmeden ortaya çıkıyor.

İbn Arabî ve Derrida- Tasavvuf ve Yapısöküm 

Ian Almond 

Ayrıntı Yayınları 2012 176 sayfa











Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...