Ana içeriğe atla

Aliya: Yüzünde Gölgesi Olmayan Bilge / Akif Emre

Aliya: Yüzünde Gölgesi Olmayan Bilge
Akif Emre
Hayatımda hiçbir faninin cenaze namazını kılmak için bu kadar uzun süre beklemedim.
Hiçbir Müslümanın cenazesine katılmak için bu kadar uzak yere gitmedim.
Hayatımda hiç bu kadar uzun süre, gün boyu, sabahın erken saatinden neredeyse akşama kadar on binlerce kişinin bu kadar şiddetli yağmur altında topluca ıslandığına, rahmeti umarcasına beklediğine tanık olmadım.
Bizzat kendim hiçbir zaman bu kadar şiddetli bir yağmurda ıslandığımı hatırlamıyorum.
Saraybosna'da Aliya'yı uğurlamak için dağ köylerinden, uzak kasabalardan, diasporadan binlerce Müslüman meydanda toplanmıştı. Muhteşem bir yağmur yağıyordu. Yağmur rahmetti; bir kez daha tecelli etmişti.
Sabahın erken saatlerinden itibaren o gün adeta gök delinmiş de rahmetini boşaltıyordu Saraybosna'ya. Hem fiziki anlamda hem manevi anlamda bir rahmet sağanağı vardı.
Oysa biliyorum ki, Aliya'yı uğurlamaya gelenler arasında ona kırgın hatta kızgın olanlar, 'baba' diyen büyük kesimin yanında onu eleştirenler, beklediklerini bulamayanlar da vardı. Önemli bir kısmı onun dünya görüşünü paylaşmayan, hatta tam zıddı siyasal görüşlerden gelen Boşnaklardı.
O gün adeta 'rengarenk yağmurlar yağmıştı' da hepimizin Boşnak saçları ıslanmıştı.
Kovaçi şehitliğine defnedilirken adeta dağlar, vadiler insan seliyle çepeçevre kuşatılmış, helallik istenirken Saraybosna dağları yankılanıyordu: 'Halal olsun halal olsun!' Ne çok Türkçe, ne çok bizden, ne çok Boşnakça, ne çok müslümancaydı bu helalleşme…
Hayattayken onunla mücadele edenler bile son gününde ona sahip çıkmıştı. Yağmur altında saatlerce bekleyen o kalabalığı, Boşnak sadakatini gördüğümde 'Boşnaklar Aliya'ya sahip çıktı' diye mırıldandığımı hatırlıyorum.
Farklı dünya görüşlerinden olanlar dahil olmak üzere Boşnak siyasi rakiplerinin Aliya'ya sahip çıkmalarının nedeni sadece sembol bir isme duydukları ihtiyaç olabilir mi? Bir tür ulusal idole…? Bu gözle bakmadıklarını, hatta bu konuda 'saygıda kusur ediyorlar' denilebilecek kadar Boşnakların ileri gittiklerini biliyoruz.
Aliya'ya gösterilen bu vefa nedendi?
O günü hiç unutmayacağım.
Caminin avlusunda beklerken savaşın, acıların hüznü hepimizin üstünde ağır bir yük olarak adeta omuzlarımızı çökertiyordu. Caminin duvarları delik deşik, hazeresindeki fesli, sarıklı mezar taşları paramparça olmuştu. Caminin duvarlarını tutan tek payandaydı sanki ayakta kalan sarıklı fesli taşlar.
Birden cami avlusundan içeri girdiğini gördüm.
Aydınlık, evet, tek kelimeyle aydınlık bir çehre. Derin bakışları acı ve hüzünle birlikte bilgeliğin ışıltısını yansıtıyordu.
O çehreyi o gün orada gördüğümde içimden geçenleri bugünkü gibi hatırlıyorum: Bu adamın çehresinde gölge yok!
Evet, Aliya çehresinde gölgesi olmayan bir liderdi.
Ne ise o!
Bilge, Müslüman, özgürlük savaşçısı, sadece tarihe tanıklık eden değil tarih yazan bir lider…
İhanetlerin kol gezdiği, çepeçevre kuşatılıp yalnız bırakıldıkları o günlerde Boşnakların dürüstlüğünden, kendilerine ihanet etmeyeceğinden emin oldukları bir isim kalmıştı. Ve o, hiçbir zaman siyaseten bile olsa gerçeği çarpıtmadı. Halkına umut aşılarken sahte vaatlerde bulunmadı. Onlarda olan ve maddi karşılığı kimsede bulunmayan değerlerinden başka bir şeyi işaret etmedi. Kazandı, başaramadıklarını da halkıyla dürüstçe paylaştı.
Aliya'nın vefatının beşinci yılında, 'Aliya nasıl anılmamalı' başlıklı bir yazı yazmıştım. İçi boşaltılmış bir lider kültüne dönüştürmeden, eserleri ve eylemi üzerinden konuşmak gerektiğinin altını çizen bir yazıydı. Ne yazık ki, özellikle Türkiye'de bu son on yıl içinde Aliya'nın da adeta bir marka olarak, anlamı boşaltılmış seremonilerin objesi haline gelme tehlikesi var. Daha gösterişli, daha bol söylevli anmalar… Onu anmak zorundayız ama anlamını boşaltmadan, idolleştirmeden. Ve de onun üzerinden kendimizi anlatmadan…
Belki de ilk kez kişisel gözlemimden yola çıkarak Aliya portresi çizmeye çalışmamın nedeni, onun toplumu ve kendine karşı sergilediği ahlaki duruşun boyutunu gösterebilmek. Belki onun düşüncelerinden, bilgeliğinden, eylemlerinden, liderliğinden önce Müslüman bir insan olarak gölgesiz kişiliğinden, çehresine gölge düşmemiş şahsiyetinden kendimize dersler çıkarırız.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İsmet Özel’in Erbain Den Alıntılar

Çözülmüş Bir Sırrın Üzüntüsü Sözlerimin anlamı beni ürkütüyor böylesine hazırlıklı değilim daha. Bilmek. Bu da ürkütüyor. Gene de biliyorum: Kapanmaz yağmurun açtığı yaralar çocuklarda. Üç Frenk Havası 1. Capriccio Alum Gülünç bir ölümle öldü deniyor Max Stirner için çünkü mahvına sebeb nihayet bir sinektir ama Fanya Kaplan nasıl öldü diye sorarsak sanırım işimiz fazlasıyla ciddileşir. *** 2.Alum Cantabile Ben ne büyük bir dalgınlıkla bakmış olmalıyım ki hayata görmedim orda çinko damlar ve plastik sürahilerin tanrısını yerime yadırgadım yerim olmadı zaten kendi mezarımdan başka çılğının biri sanılmaktan sakınmaya vaktim olmadı durmadanbeyaz bir aygırla taşardım derin göllerden bir gebe kısrakla kaçardım derin ormanlara güneşin zekasıyla doymak isterdim kaba solgun kağıtlar sunardı şehrin insanı ban Tahrik yürek elbet acıyor esvap deği...

İsmet Özel

Yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?Yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?-Yaşama!-Ya bileydim?Yazar: MıydımHiç: Şiir . Münacaat Bu yaşa erdirdin beni,gençtim almadın canımı ölmedim genç olarak ,ölmedim beni leylak büklümlerinin içten ve dışardan sarmaladığı günlerde bir zamandı heves etti m gölgemi enginde yatan o berrak sayfada gezindirsem diye ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende. Vakti vardıysa aşkın,onu beklemeliydi genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti demedim dilimin ucuna gelen her ne ise vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. Hata yapmak  fırsatını Adem’e veren sendin bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana gençtim ve ben neden hata payı yok diyordum hayatımda gergin bedenim toprağa binlerce fışkını saplar idi haykırınca çeviklik katardım gökyüzüne bir düşü düşlere dalmaksızın kavrayarak bulutu kapsayarak açmadan buluta içtekini tanıdım Ademo...

Hatırı Sayılır Sözler

Hatırı sayılır sözler   Aşk ruhların çeşitli yaratıkların arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesi demektir. İbnihazm * Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hak ettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar. Bunu yapmış olmakla da tarihteki en hastalıklı adlandırmayı gerçekleştirdiler. İsmet Özel * Açlık yıllarında ölenleri açlık öldürmez onları alışmış oldukları tokluk öldürür İbni Haldun * Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak sanattır. Goethe * Düşünce özgürlüğünün olmaması, insanların düşüncelerini söyleyememesi değildir. Düşünce özgürlüğünün olmaması insanların düşünememesidir. Jean-Paul Sartre * Yaratan'ın karşısına bunca büyük yapıtı okumamış olarak çıkmak düşüncesi beni çileden çıkarıyor. Oliver Wendell Holmes * Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığın andır... Mayakovsky * Yürü, hür maviliğin bittiği son hadde kadar! / İnsan,  âl...