Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nerede o hakikat erleri, nerede? Yusuf Kaplan

İçinde yaşadığımızı sandığımız dünya, bizim, kendimiz olarak nefes alıp verebildiğimiz, kendimizi neysek o olarak ifade edebildiğimiz, gerçekten kendimiz olarak varolabildiğimiz ve çağa ruh üfleyebildiğimiz bir dünya mıdır; bizim dünyamız mıdır? Yoksa kendimizi içinde bulduğumuz, 'biz'i bizden uzaklaştıran, bizi kendimize yabancılaştıran bir 'yalan' dünya mı? Her çağın kendi gerçeği vardır. Bir de, her çağın kendi gerçeğini vareden gerçeklikleri. Çağ, kendi gerçeğinin / hakikatinin ifadesiyse; ağ da, o çağın gerçekliklerinin hem ifadesi hem de ifade edicisi; çağ'ın kendini gerçekleştirme yolculuğunda ürettiği ağların ve bağların, bağlamların ve bağlanmaların aracı. Bize 'gerçeklik bu!' denilerek dayatılan şey, zorla hâkim kılınmaya çalışılan bir ağ'dır aslında: İnsanın hakikatin izini sürmesinin önünde ayakbağı olan, idrak kapılarımızı kendine kapatan ve kendi gerçekliğiyle sınırlayan boğucu bir ağ! Bize gerçek diye sunulan şey, sadece mevcut, hâ...

Hayat ve ölüm: Kurban ve diriliş

Kurban, üç temel hayatî gerçeği bizzat yaşatarak öğretir insana: Hayatı, ölümü ve hakikati. Kurban, bize hayatın hakikatini de, ölümün hakikatini de, hakikatin hakikatini de, öncelikle ölüm gerçeği üzerinden hatırlatır. Çünkü ölümü anlayabildiğimiz zaman, hayatı anlayabiliriz ancak. ÖLÜMÜ ÖLDÜRMEK, HAYATI BİTİRMEKLE SONUÇLANIR Ölüm, bize hayatın ne olduğunu, nasıl bir 'şey' olduğunu öğretir: Hayat, geçicidir. Ölüm, haktır; biz istesek de, istemesek de emr-i Hak bir gün mutlaka vukû bulacaktır. Hayatı değerli kılan, hayata anlam katan, insanı da, hayatı da aşkınlaştıran yegâne 'hakikat', ölüm fikri ve gerçeğidir. Ölümün hakikatine erdiğimiz, erişebildiğimiz, ulaşabildiğimiz zaman hayatın değerini ve anlamını hakkıyla idrak edebiliriz. Ancak ölümün hakikatini derinlemesine kavrayabildiğimiz zaman, hayata, tabiata, bütün varlıklara hak ettikleri değeri verebilir, hayata anlam katabilir ve ruh üfleyebiliriz. İrfan sahibi ârif kişiler hâri...

Kurban başka tasadduk başkadır Hayrettin Karaman

Kendilerini modern zamanların din alimi sanan, başkalarını da geçmişte kalmış sayan bazı şahıslar 'Artık zaman ve şartlar değişti, eskileri tekrar etmek yerine yeni şeyler söylemek gerekir, şekle saplanmamak,özevemaksada bakmak lazımdır?' kabilinden sözler ediyorlar. Dini bilen onda değişmeyenlerin, kıyamete kadar değişmeyecek olanların bulunduğunu da, bazı şekillerin özden ayrılamayacağını da bilir. 'Zaman sana uymazsa sen zamana uy' diye bir özdeyiş vardır, ama bu söz her zaman, mekan, durum, alan için geçerli değildir. Din, zamana uymak için değil, zamanı kontrol etmek, zamanı kendine uygun hale getirmek için vardır. Dinin insan hayatında var etmek istediği değerler değişmez; bu değerleri taşıyan araçlar, ifade, ilişki biçimleri değişebilir. Bunların da hangilerinin ve nasıl değişeceği yine dinin sabit kaynaklarında gösterilmiş, öğretilmiştir. Din faizi, içkiyi, rüşveti, zulmü haram kılmıştır; zamanımızda bunlar yaygın hale geldi diye dinin kurallarını değiştir...

Prof. Dr. Bedri Gencer İle İslam Da Modernleşme Sürecini Konuştuk

Prof. Dr. Bedri Gencer: Şeriatsız hakikat, namazsız niyaz dönemini yaşıyoruz Prof. Gencer: Sosyal hayata derinden nüfuz eden modernleşmenin sonucu olarak sekülerleşme, dini telakkiyi etkiliyor. Bu dönüşüm, inandığı gibi yaşamayanların yaşadığına inanmaya başlaması demek. Türkiye toplumunun din ile olan ilişkisinin ne olduğu, nereye evrildiği ve akıbetin ne olacağına ilişkin merak her düzeyde varlığını koruyor. Ardı ardına bilimsel çalışmalar, sosyolojik sondajlar yapılıyor, ortaya çıkan sonuçlar üzerinden toplum masaya yatırılıyor ve farklı açılardan başka başka niyetlerle didik didik ediliyor. İlginç olan şu ki, yapılan analizler hemen her “meşrep” için de elverişli. Evet ama toplumdan alınan “parçalar” bütündeki değişimi anlamak için yeterli mi? Bugünü anlamak için bütün hikayeyi bilmek gerekmiyor mu? Üç dini de etkileyen modernizm hangi şartlarda ortaya çıktı, her birini nasıl etkiledi? İbrahimi dinlerin modernizm, sekülerizm tecrübesi nerelerde benzeşiyor, nerelerde...

Film Edebiyat İlişkisi ve ‘Uzun Hikâye’ Enver Gülşen

Film sanatının edebiyatla girdiği ilişki çoğu zaman sorunlu bir ilişkidir. Üstelik bu ilişki genellikle sinemanın aleyhine işleyen ve film sanatının imkânlarını unutturup tüketen bir işlev görmüştür. Edebiyat, binlerce yıldır oluşturulan kimi alışkanlıklar ve gelenekler üzerine bina edildiği için, film sanatı, edebiyatla genellikle kompleksli ve geriden gelerek ilişkiye girer. Kompleksin ilk unsuru, edebiyatın, biçim ve içerik açısından kökleşmiş kimi geleneklere sahip olmasına rağmen, film sanatının çok yeni bir sanat olması ve kendi biçim ve içerik yöntemlerine sahip olmadığının düşünülmesidir. Ancak edebiyatla film sanatı arasında kurulan ilişki, yönetmen açısından sadece kompleksle açıklanabilecek bir durum arz etmez. Edebiyatın “kökleşmiş” biçiminin, sinemaya olduğu gibi aktarılması, film yönetmeni için “başarısı garanti” bir yöntem olduğu için tercih edilir. Edebiyatın bir kapsam ve biçim alanı vardır. Film sanatının da, edebiyatın ve diğer birçok sanatın alanlarını da kaps...

Hüseyin Vassaf'ın 'Hicaz Hatıraları Akif Emre

Bir sufiden Hicaz sosyolojisi  Hacca sayılı günler kaldı. Gidememiş olsak da gönül ritimlerimiz oraya ayarlı; sevgilinin evine... Hac bir mahşer denemesi mi, yoksa şeytana, tağuta, nefse karşı bir isyan gösterisi mi? Hac, aşığın pervane olup dönmesi, döndükçe yanması, yandıkça arınması mı? Belki hepsi... Sonsuza açılan sonsuz sayıda kapıların birleştiği kapı; Kabe... Peygamber sevgisinin bereketlendirdiği iklim Medine... Yani 'civilitas'a karşı tevhidin inşa ettiği medeniyetin yurdu. Kâbe'nin etrafı artık hayâsızca dikilen gökdelenlerle çevrili... İslam tarihinin maddi tezahürleri yerle bir edildi. Bugün İslam tarihini yazmak isteyenler ancak literatürdeki anlatıyı aktarmakla yetinecekler. İslam'ın doğuşuna tanıklık eden maddi unsurlar yerle bir edildi. Oysa çok yakın zamana kadar bu unsurların önemli kısmının varlıkları korunmuştu. Bugün Afrika'da İslam adına ilk iş olarak türbeleri yıkmakla işe başlayan bir din anlayışının kurumsallaşmış hakimiyeti altında...