Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nebevî tasavvur ve Peygamberimizin hayatiyeti Yusuf Kaplan

Yakıcı gerçek şu ki, hayatımızda, hayatımızın şekillenmesinde, akışının belirlenmesinde Efendimiz'in (sav) yeri, rolü ve işlevi hemen hemen hiç yok gibi. Eğer Efendimiz'in hayatımızda bir belirleyiciliği olmuş olsaydı; İslâm, her bakımdan hayatımız olurdu ve biz tarihte yaşadığımız en şiddetli fetret dönemini, en büyük medeniyet buhranını yaşıyor olmazdık. Oysa İmam İbn Teymiyye, bize bu noktada rehberlik edecek, zihin ve ufuk açıcı enfes bir tespitte bulunur ve şöyle der: 'İslâm'ın bir bütün olarak ve kâmil mânâda idrak edilebilmesi çabasında, Efendimiz'in konumu, Kur'ân-ı Kerîm'den önce gelir.' Demek ki çok hayatî mesele var önümüzde halletmemiz gereken. Bu yakıcı mesele, İslâm'ı hayatımız kılabilmemiz için Efendimiz'in hayatımızda ontolojik bir varlık olarak belirleyici bir konuma yükseltilebilmesidir. Can alıcı soru şu burada: İyi de nasıl? EFENDİMİZ, HAYATIMIZDA ONTOLOJİK BİR VARLIK OLAMADIĞI İÇİN İSLAM HAYATIMIZ OLAMIYOR Aç...

Kadınla Erkeğin Rol Karmaşası Sema Maraşlı

Kadınla Erkeğin Rol Karmaşası  (Ocak 21st, 2013) Bu devirde modernliğin ölçüsü; içi doldurulmamış boş bir söylemle de olsa kadın haklarını savunmak, gericiliğin ölçüsü de kadına asli vazifelerini hatırlatmak oldu. Geçen hafta sosyolog yazar Ali Bulaç beyefendi (Zaman Gazetesi 14 Ocak 2013) kadının çalışması ve kadın fıtratının bozulmasının etkisi ile ilgili yazdığı yazı sebebiyle kelimenin tam anlamı ile taşa tutuldu. Hatta Habertürk Gazetesi: “Bu kafayla çok kadın ölür!” diyerek manşet attı ve Ali Bulaç’ ı kadına yönelik şiddeti körüklemekle suçladı. Bizim başörtülü kadın yazarlarımız da geri kalmadı elbette onlar da hemen saldırıya geçtiler. Kime? Habertürk’e mi? Hayır. Ali Bulaç’a. Öncelikle Habertürk Gazetesi gibi gazete ve internet sayfalarında boy boy çıplak kadın fotoğrafları sergileyen, kadın bedenini erkeklere peşkeş çekerek para kazanmaya çalışan gazetelerin kadın hakları savunması trajikomik bir durumdur. Kadına yapılan en büyük şiddet bedeni üzerine yapılansa bu ga...

Hegel okumanın tam zamanı

Hegel, modernliği, düşüncesinin nesnesi yapan ilk filozoftu. Bugün, felsefe ve siyaset bilimindeki düşünce Hegel’siz ilerleyemiyor. Türkiye’de de, Hegel ilgisi, felsefi bir bağlamdan çok ideolojik bir kökene dayanır. Hegel, felsefecilerden çok solun sahiplendiği bir filozof olagelmiştir. Solun, Hegel’i sahiplenişi, de, Hegel’in kendi özgün düşüncesine önem vermenin bir neticesi olmaktan çok, solun  kendi ideolojik kökenlerine gösterdiği merak, ilgi ve saygının bir sonucuydu ve bu bağlamda da, Hegel, materyalist Marx’ın idealist atası anlamına geliyordu. Hegel’i yeniden okumanın bugün en olanaklı yolu, sanırım onun biyografisini okumakla başlamak. Marquez’in, Simon Bolivar’ın, Hannah Arendt’in, Kant’ın, Musil’in, Darwin’in, Bediüzzaman’ın, Rousseau’nun biyografilerinin kısa zamanda birkaç baskı yapmış olması gerekmez mi? Rimbaud’yu anmayan, onu örnek göstermeyen şair mi var Türk şiiri ortamında veya son yıllarda ...

‘Varlık ve hiçlik’ ve ‘saçmalık’ için Sartre rehberi!

                                        ‘Varlık ve hiçlik’ ve ‘saçmalık’ Sartre’a göre insan sürekli kaygı içindedir zira tamamıyla anlamsız bir dünyaya, neredeyse istediği her anlamı verebilecek sınırsız bir seçme özgürlüğüne sahiptir fakat seçimlerinin hiçbir anlamı yoktur. Aydınlanma her şeyi akla indirgemeye çalışmış olsa da, akıl çoğu şeyi açıklayamamaktadır. Bir insanın günlük davranışları ve eylemlerini Hegelci bir rasyonellik yerine varoluşçu bir irrasyonellik daha iyi betimlemektedir. Jean Paul Sartre da “saçma” bulduğu dünyayı anlatırken, samanın irrasyonel olması nedeniyle zorunlu olarak irrasyonel anlatıları kullanmıştır. ‘Varlık ve hiçlik’, aklın kategorilerine göre değil, varlığın kategorilerine göre yazılmıştır ve kişinin dünyayı algılaması buna uygun olarak içten dışa doğru değil, dıştan içe doğrudur. Sartre yalnızca felsefe kitapları yazmadı ve felsefesini...

Hece'den Muhammed İkbal özel sayısı

Hece dergisinin yeni çıkan “Boyun Eğmeyen Ateşin Dili” başlığıyla yayımladığı Muhammed İkbal özel sayısı oldukça önemli bir çalışma olarak anılmaya değer  Asım Öz / Dünya Büteni - Kültür Servisi Wilfred Cantwell Smith, modern dünyada Müslümanların büyük ve temel açmazının, Müslümanların tarihinde yanlış giden bir şey olduğu şeklindeki kanaatleri olduğunu ifade eder ve modern dünyada ikamet eden Müslümanların esas sorununun, bu tarihin yeniden hayat verici bir biçimde nasıl kurulabileceği hususundaki arayışlarında yattığını kaydeder. Pek uzun bir tarihi olan bu duyuş, dünyanın değişik bölgelerindeki Müslümanları ve elan da bizleri meşgul etmekte, İslâmi yaklaşımlarımızı bir şekilde etkisini hissettirmektedir. Müslümanların Batı sömürgeciliği ile ilk karşılaştığı coğrafyalardan biri olması bakımından Hintli Müslümanların tecrübesi ayrıca üzerinde durulmayı hak etmektedir. Sözgelimi Medine Vesikasının bir siyasal çıkış ve korunma önerisi olarak hatırlanması burada yaşayan Müslü...