Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aliya nasıl anılmamalı? / Akif Emre

Aliya nasıl anılmamalı? Akif Emre Aliya göçeli beş yıl olmuş. 19 Ekim 2003'de kaybettiğimiz Aliya için Türkiye'de çeşitli anma toplantıları düzenleniyor. Bir faninin her yıl anılması, varsa eğer, bıraktığı mirasın hatırlanmasına, muhasebe yapılmasına vesile oluyorsa anlamı olabilir. Ayrıca belki rahmet dilekleriyle bir Fatiha gönderilmesinden öteye ona bir katkısı olamayacağı açıktır. Aksi takdirde, anılmaya değer görülen bir insanın ardından ağıtların yakılmasının bir tür pagan ayinine dönüşme tehlikesi her zaman için vardır. Hele anılan kişi bir Müslüman'sa, içi boş sözlerle yüceltilerek totemleştirilmesi, ritüel haline gelen törensel ayine dönüşmesi ona yapılacak en büyük haksızlık olur. Hele bu tür anmalarda anılandan çok kendini anlatarak ölenin ismi üzerinden kişisel konumları, siyasal tutumları meşrulaştırma ve pekiştirme gayretleri modern dünyada çok daha albenili ve organize biçimde icra ediliyor. Anılanı yücelterek kendini, kişisel konumunu sağlama al...

Paradigmaya Kafa Tutan Simitçi / Simitçinin Dönüşü / Akif Emre

Akif Emre Paradigmaya Kafa Tutan Simitçi / Simitçinin Dönüşü Her sabah köşede gelip geçeni umursamayan ama belli bir nezaket ölçüsünde izleyen duruşuyla tezgahının başında görürdüm. Kırık dökük küçük iskemlesine oturmuş tezgahta kalan simitleri düzeltir bulurdum hep. Gelip geçene satıcı gözüyle bakmaz, kendi halinde bir şeylerle oyalanır bulurdum hep.Tanıdık müşterilerinin gözünün içine bakarak "bu sabah da almıyor musunuz" baskısından kaçınmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Selam verdiğinizde sessiz bir nezaketle alır ama hiçbir zaman tipik simitçi tavrını takınmazdı. "Buyurun, taze simit" türü bir tezgahtarlık yaptığını hatırlamıyorum. Müşterisi yoksa o, şehrin en işlek caddesindeki köşe başında oturur eline tutuşturulmuş gibi tuttuğu gazetesini okur bulurdum. Bazen simit tezgahının başında bulamadığım olurdu. Beklemek zorunda kaldığım çok olmuştur. Koşarak gelir kendine özgü sessiz nezaketiyle "buyurun" derdi. Koşarak gelişi bir ...

Kunâla / Asaf Halet Çelebi

Kunâla Vakit geldi kunâla dünyayı göreli çok oldu tam kırk yılda seni buldum kunâla bu can tenden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir kerecik sevmek çok değil simsiyah saçların var kunâla kemiklerine yapışık etlerin var birgün dökülecek kunâla kuşu gibi gözlerin var birgün sönecek kunâla bu etlerin arkasında güzelliklerin var benden başka kimse bilmeyecek bu can içimde kuştur kunâla seni görünce titrer bu can gözümde mahabbettir kunâla seni görünce yanar bu can burnumda soluk olur kunâla uçar gider bu can benden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir tek seni sevmek çok değil   Asaf Halet Çelebi

Bir zamanlar İstanbul

Hilmi Şahenk'in 1940-1960 yılları arasında çektiği siyah-beyaz İstanbul fotoğrafları İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yılı anısına Babıali'nin usta foto muhabirlerinden Hilmi Şahenk'in 1940-1960 yılları arasında çektiği siyah-beyaz İstanbul fotoğraflarını Cemal Reşit Rey Konser Salonu Fuayesi'nde sergileyecek. İstanbul'un gözde semtleri Beşiktaş, Beyoğlu, Tarabya, Gümüşsuyu, Karaköy, Uncular, Sultanahmet, Eminönü ve Üsküdar'daki kent ve yaşam kültürünün objektife yansıtıldığı sergi, 6-13 Ekim tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Usta gazeteci Hilmi Şahenk'in objektifinden yansıyan nostaljik kareler, İstanbul'un farklı semtlerindeki doğal ve kültürel değişimi belgeliyor.

İbrahim Tüzer: İsmet Özel Kimsenin Kölesi Olmamıştır

İbrahim Tüzer: İsmet Özel Kimsenin Kölesi Olmamıştır   Söyleşi: Zahit Yakın  İsmet Özel, sizin hazırladığınız kitaba yazdığı takrizde, bu çalışmanın “söylediklerinin bir şeye taalluk” ettiğini gösterdiğini söylüyor. Biraz geniş olacak ama sizce İsmet Özel’in söyledikleri hem şiir hem de fikir tarihimizde neye tekabül, taalluk ediyor? Bir sanatkârın edebî eserleri tahlil edilirken ya da daha doğru bir ifadeyle, anlamlandırılırken, özellikle 80’lerin başına kadar sanatkârın bizatihi hayatından, şahsi yaşanmışlıklarından tamamen bağımsız hareket ediliyordu. Yapısalcılık ve metin merkezli okuma adı verilen bu tarz metin tahlillerinde, sanatkârın bilinçaltı, yaşantısı, devrin sosyolojisi ve bir edebî metnin oluşmasına imkân veren diğer hususlar göz ardı edilirdi. Fakat edebiyat teorisine yönelik algılar zenginleşip bir metnin daha nitelikli ve derinlikli nasıl inceleneceğine ilişkin farklı gayretler içerisine girildiğinde sanat eserinin arkasında duran sanatkârın hem psi...

Ellerimizin Büyük Boşluğu: Mevlana İdris Zengin

Ellerimizin Büyük Boşluğu Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık Alıp başımızı sana gelmek istiyoruz Sana gelmek Sana gelmek, orada kalmak istiyoruz Çok unuttuk hatırlamak istiyoruz Başımızın okşanmasını gözyaşımızın silinmesini,kolumuza girilmesini istiyoruz Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz Rüzgarın sesini, ırmağın sesini Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, olduğu bir dünyayı yeniden isterken Seni istiyoruz aslında.Bunu söyleyemiyoruz Her yer gece, çok gece Ve biz meleklerini istiyoruz Rabbim Çok yenildik yetmez mi ? Bir bankanın önünde, bir koltuğun altında, bir ziyafetin ortasında, bir günahın tenhasında Büyütüp durduk siyahı Gece gece gece Her yağmur tanesini bir melek indirirken yeryüzüne Her yalanı yüz şeytan taşıyor olabilir mi Bilmiyoruz Çünkü Bilincimiz içerken binlerce yılın karmaşık şurubunu Kameraya bakıp kalabalık şeyler söylemek ve gülümsemekle meşgulüz şuan Sonra oturup düşüneceğiz bütün bu olanlar...

Oksidentalizm, Batı'nın dışında bir gözün Batı'yı araştırmasıdır: Abdullah Metin: Röportaj

"Oksidentalizm, İki Doğu İki Batı" kitabının yazarı Abdullah Metin'le kitabı üzerinden oksidentalizmi konuştuk   Asım Öz/ Dünya Bülteni - Kültür Servisi Oryantalizm ve oksidentalizm dünyayı algılama, anlama, açıklama ve tanımlamada iki farklı bakış açısıdır. Temel olarak oryantalizm Batı'nın Doğu algısı, oksidentalizm Doğu'nun Batı algısıdır. Karşılıklı bu algılama sadece bir düşünceden/tasavvurdan ibaret olmayıp, eylemi de beraberinde getirir. Batı'nın, zayıf ve kendini yönetemeyen Doğu algısı işgal ve sömürüyle sonuçlanırken; Doğu'nun, güçlü ve disiplinli Batı algısı efendiye itaate sebep olur. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Doğu kendi gücünü keşfetmeye başlarken, bu değişim oryantalizmden yüzyıllar sonra oksidentalizmin ortaya çıkış zeminini hazırlar. Batı, sömürgeciliğinin keşif kolu olan oryantalizm vasıtasıyla elde ettiği bilgi ile Doğu üzerinde iktidarını kurar. 20. yüzyılda fiziksel işgal yerini zihinsel işgale bırakırken, iktidar da f...