Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Her Müslüman fıtraten İslamcı mıdır?

İslamcılık üzerinden AK Parti’yi eleştirmek üzere yola çıkan, bunu yaparken de İslamcılığı tanımlama gayreti içine girenler, İslamcılığı ve muhataplarını, bir kez daha aynı döngünün içine sokuyor. Öyle olmasa, “her Müslüman potansiyel, bittabi ve bizzarure İslamcıdır. Değilse bu Müslüman’ın ‘din algısı’nda sorun var demektir” cümleleri başka türlü bir izaha muhtaç. AHMET DEMİRHAN / Yazar İslamcılık, her ne kadar ‘politik’ bir kurgusu varmış gibi davransa da, bunu ne kendisine ne de kendisinin dışarısına anlatamadı. Anlatabilecek vasıtaları olmadığından değil, aslında bu vasıtaları fazla ‘dini’ ve ‘itikadi’ tasavvurlarla heba ettiğinden. Öyle ki İslamcılık içinde var olduğu söylenen ‘çoğul’ ve ‘pluralist’ bakış açıları bile, geleneksel olarak belirli bir süreklilik taşıdığı söylenebilen hareketler ve ‘meşrepler’ bir yana, bütün içerimleriyle nasıl bir toplum kurgusu oluşturulacağı konusundaki farklılaşmalardan değil, ‘dini’ ve ‘itikadi’ farklılıklardan oluştu ya da nedenleri ba...

İslâmcılık: Ruh, ayna, varoluş kaynağı

İslâmcılık: Ruh, ayna, varoluş kaynağı İslamcılık, hiç de sevimli bir sözcük değil. İdeoloji çağrışımı yaptırıyor insanda derhal. İslâmcılığın en büyük zaafı, siyasî bir ideoloji olarak takdim edilmesi ama bunun Müslüman toplumlarda, yaygın olarak, sorgusuz sualsiz kabullenilmesi. İslâm'ın siyasî bir ideoloji ya da proje olarak sunulması, İslâm'ın sadece konjonktürel malzeme olarak algılanmasına ve kullanılmasına yol açıyor her dönemde. İslâm'a en büyük darbeyi, İslâm'ı siyasî bir ideolojiye, kullanışlı konjonktürel projelere malzeme yaptığınız zaman vurursunuz. İslâmcılığın sunduğu en büyük yanılsama, sadece İslâmcıların Müslüman olduğunu zannetme tehlikesidir. İslâmcılık, siyasî bir ideoloji değil, topyekûn bir varoluş yolculuğudur. İslâmcılık, Müslüman toplumların, hem ruhu, hem de omurga hareketidir ve dünyanın da vicdanıdır: Sözgelişi, Filistin, yarım asırdır, insanın, insan olmanın onurunun nasıl korunabileceğinin en muhteşem anıtı olarak bunun biricik k...

İslâmcılık: Varoluş yolculuğumuz

İslâmcılık: Varoluş yolculuğumuz Müslüman toplumların bizzat İslâm'la kurdukları ilişki, İslâm üzerinden kurdukları doğrudan değil, dolaylı bir ilişki: Doğrudan olmadığı için de doğurgan olamıyor. Müslüman toplumlar, İslâm'la ilişkilerini, başkaları üzerinden, çağdaş seküler zeitgeist (zamanın ruhu) üzerinden kuruyorlar. Bir kendi'leri, kendi zeitgeist'ları yok çünkü. Batı-dışındaki bütün diğer dinlerin, medeniyetlerin, kültürlerin çocukları da kendileriyle ilişkilerini başkaları üzerinden kuruyorlar: İnsanlığın sorunu, tek bir zeitgeist'a mahkûm olması. Tek bir zeitgeist'ın hâkim olduğu başka bir zaman dilimi yaşanmadı tarihte. Oysa modernlikten önce, aynı zaman dilimi içinde farklı zeitgeist'lar birbirleriyle ilişki kurarak yaşabiliyorlardı. * * * İnsanlığın başına gelebilecek en büyük felâket budur: Dünyada sadece Batılı zeitgeist hükümfermâ ve başka zeitgeist'ların yaşamasına izin vermiyor. Sonuçta ortaya çağ körleşmesi olarak adlandırdığı...

Mütefekkir ne/rede, entelektüel nereye düşer? Yusuf Kaplan

Mütefekkir ne/rede, entelektüel nereye düşer?  Entelektüel, çağ adamıdır, çağının adamı. Çağının vicdanı. Çağrısı, çağıyla sınırlıdır ama. Çünkü entelektüel, çağının ağları ve bağları, bağlamları ve kavramları içinden konuşur yalnızca; çağının ağları ve bağlamları içinden konuşlanır. Çağrısı, çağının sınırlarını aşamaz zira. Müteffekkir, bir çağın adamı değil, bütün çağların adamıdır; bütün çağların vicdanı. Mütefekkirin duyargaları bütün çağlara ve bütün çağrılara açıktır. O yüzden mütefekkir bütün çağlara konuşur, bütün çağlarla konuşur ve bütün çağlar ona konuşur ve onunla konuşur. Çağrısı, çağ açacak ve çağ aşacak yılmaz bir küheylan, dinmez bir çağlayandır çünkü. * * * Entelektüel, aklıyla yürür; mütefekkirse kalbiyle, 'akleden kalbiyle'. Entelektüel yalnızca satır'lardakini görür, görebilir; mütefekkirse sadır'lardakini de görür ve gösterir görebilen gözlere, kalplere, akıllara, vicdanlara. * * * Entelektüelin aleti, akıldır; mütefekkirinkiyse k...

Türkiye’de toplum mühendisliği yapanların sosyal zekâsı yok

Türkiye’de toplum mühendisliği yapanların sosyal zekâsı yok Gülsüm Ekinci, Psikoloji alanında çalışan, ruh sağlığı, toplum psikiyatrisi konusunda özel çalışmalar yapan Prof. Dr. Medaim Yanık'la konuştu  Gülsüm Ekinci/ Dünya Bülteni Kişisel eğilimlerimiz içinde yaşadığımız adına "toplum" denen kalabalığı nasıl etkiliyor? Peki ya toplumun bir psikolojisi var mı, varsa bireyin bu toplu psikolojiden nasibi ne oluyor? Kısacası "toplumsal psikoloji" nedir, ne değildir konulu bir röportaj yapalım istedik. Uzun yıllardır psikoloji alanında çalışan, ruh sağlığı, toplum psikiyatrisi konusunda özel çalışmalar ortaya koyan Prof. Dr. Medaim Yanık'la dunyabulteni.net okuyucuları için konuştuk. Gülsüm Ekinci: Sosyal medyanın birey ve toplum üzerindeki yansımaları nelerdir? Medaim Yanık: Önce şunu söylemem lâzım sosyal medyanın toplumsal grupların ruh haline, insanların ruh haline bir etkisi olduğu söylenebilir fakat bu etki belirleyici bir etki değildir. ...

İslamcılığın Tarihi, Mirası ve Krizi

İslamcılığın Tarihi, Mirası ve Krizi Küre Yayınları Anlayış dergisinde yayımlanan söyleşileri “Türkiye Söyleşileri” adıyla kitaplaştırmaya devam ediyor. Bu diziden çıkan kitaplardan biri Cumhuriyet, Milliyetçilik ve İslamcılık adını taşıyor.   Asım Öz / Dünya Bülteni / Kültür Servisi Tanzimat’la birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nu çöküşten kurtarmayı ve dağılmakta olan toplumsal düzeni toparlamayı hedefleyen düşünce akımları ortaya çıktı. Genel olarak  Batıcılık, Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük şeklinde kategorize edilen bu akımlar  Cumhuriyet’in kurulmasıyla  birlikte önemli bir kırılma yaşadılar.  Cumhuriyet’i kuran ve Kemalist ideolojiyi şekillendiren kadro Batıcılık doğrultusunda milliyetçiliği esas alan bir siyasal proje ortaya koydu. Bu süreçte İslam’a yeni kurulan düzene “payanda” olma  konumu  biçildi. Çok partili hayata geçişten sonraki görece serbestlik ortamında önce dindarlık şeklinde ortaya çıkan Müslümanlığın kamusa...

İslamcıların üç nesli

İslamcıların üç nesli İslamcıların üç ana dönemde üç nesil olarak birbirlerini takip ettiklerini düşünüyorum: Birinci nesil İslamcılar 1850-1924; ikinci nesil İslamcılar 1950-2000 yılları arasında rol oynadılar. 21. yüzyılın ilk yıllarından başlamak üzere üçüncü nesil İslamcılar yakın tarih sahnesine çıkmış bulunuyorlar. Söz konusu kronolojinin kendine özgü bir mantığı var, uzun uzadıya anlatmanın yeri burası değil. Yakında yayınlanacak "İslamcıların Üç Nesli" adlı kitapta bunu anlatmaya çalışacağım, inşallah Anlaşılır olması bakımından her neslin diğeriyle ilişkisini ve kendi içindeki fikri ve politik konumunu ortaya koyabilmek için bazı kriterlere ihtiyacımız var. Ben söz konusu kriterleri "referans çerçevesi; politik tema-yönelim; önderlik profili" şeklinde belirleyebileceğimizi düşünüyorum. Buna göre: 1850-1924 yılları arasında rol oynamış bulunan birinci nesil İslamcıların referans çerçevesi "Kur'an ve Sünnet'e dönüş"tür. Bu...