Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bir Algı Operasyonu Olarak İslamcılık / Siyasal İslam / Akif Emre

Bir Algı Operasyonu Olarak İslamcılık / Siyasal İslam Hatırlarsanız yakın dönemde daha çok kayıkçı kavgasına benzeyen bir 'İslamcılık' tartışması yaşanmıştı. Bir yanda 'İslamcılık öldü' diyenlerle, diğer yanda ölmediğini savunanların bu kavgada birleştikleri bir husus vardı. Buna göre İslamcılar tüm iddialarından vazgeçerek ya da tüm beklentilerini AKP'ye yükleyerek iktidar olmuş ve söyleyecek sözleri kalmamıştı. İktidar onları tarihe gömmüştü. İslamcılığın ölmediğini iddia edenlerden önemli bir kısmı, bu tezi kabul etmekle birlikte varılan sonuca itiraz ediyordu. İslamcılığın AKP'de ete kemiğe büründüğü ama ölmediği... Oysa tanımından tasavvuruna, tecrübesinden tarihine kadar hiçbir yönünü anlamaya girişmeden mahkum edilen bir kavram ve düşünce adına sürdürülen tartışmanın niteliği ve düzeyine bakılınca kavganın amacı bugünlerde daha iyi anlaşılıyor. Her tür ilkesizliğin mubah sayıldığı siyasal hesaplaşmada, Ak Parti'nin 'siyasal İslam'ı temsil ett...

Aliya: Yüzünde Gölgesi Olmayan Bilge / Akif Emre

Aliya: Yüzünde Gölgesi Olmayan Bilge Akif Emre Hayatımda hiçbir faninin cenaze namazını kılmak için bu kadar uzun süre beklemedim. Hiçbir Müslümanın cenazesine katılmak için bu kadar uzak yere gitmedim. Hayatımda hiç bu kadar uzun süre, gün boyu, sabahın erken saatinden neredeyse akşama kadar on binlerce kişinin bu kadar şiddetli yağmur altında topluca ıslandığına, rahmeti umarcasına beklediğine tanık olmadım. Bizzat kendim hiçbir zaman bu kadar şiddetli bir yağmurda ıslandığımı hatırlamıyorum. Saraybosna'da Aliya'yı uğurlamak için dağ köylerinden, uzak kasabalardan, diasporadan binlerce Müslüman meydanda toplanmıştı. Muhteşem bir yağmur yağıyordu. Yağmur rahmetti; bir kez daha tecelli etmişti. Sabahın erken saatlerinden itibaren o gün adeta gök delinmiş de rahmetini boşaltıyordu Saraybosna'ya. Hem fiziki anlamda hem manevi anlamda bir rahmet sağanağı vardı. Oysa biliyorum ki, Aliya'yı uğurlamaya gelenler arasında ona kırgın hatta kızgın olanlar, ...

Aliya nasıl anılmamalı? / Akif Emre

Aliya nasıl anılmamalı? Akif Emre Aliya göçeli beş yıl olmuş. 19 Ekim 2003'de kaybettiğimiz Aliya için Türkiye'de çeşitli anma toplantıları düzenleniyor. Bir faninin her yıl anılması, varsa eğer, bıraktığı mirasın hatırlanmasına, muhasebe yapılmasına vesile oluyorsa anlamı olabilir. Ayrıca belki rahmet dilekleriyle bir Fatiha gönderilmesinden öteye ona bir katkısı olamayacağı açıktır. Aksi takdirde, anılmaya değer görülen bir insanın ardından ağıtların yakılmasının bir tür pagan ayinine dönüşme tehlikesi her zaman için vardır. Hele anılan kişi bir Müslüman'sa, içi boş sözlerle yüceltilerek totemleştirilmesi, ritüel haline gelen törensel ayine dönüşmesi ona yapılacak en büyük haksızlık olur. Hele bu tür anmalarda anılandan çok kendini anlatarak ölenin ismi üzerinden kişisel konumları, siyasal tutumları meşrulaştırma ve pekiştirme gayretleri modern dünyada çok daha albenili ve organize biçimde icra ediliyor. Anılanı yücelterek kendini, kişisel konumunu sağlama al...

Paradigmaya Kafa Tutan Simitçi / Simitçinin Dönüşü / Akif Emre

Akif Emre Paradigmaya Kafa Tutan Simitçi / Simitçinin Dönüşü Her sabah köşede gelip geçeni umursamayan ama belli bir nezaket ölçüsünde izleyen duruşuyla tezgahının başında görürdüm. Kırık dökük küçük iskemlesine oturmuş tezgahta kalan simitleri düzeltir bulurdum hep. Gelip geçene satıcı gözüyle bakmaz, kendi halinde bir şeylerle oyalanır bulurdum hep.Tanıdık müşterilerinin gözünün içine bakarak "bu sabah da almıyor musunuz" baskısından kaçınmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Selam verdiğinizde sessiz bir nezaketle alır ama hiçbir zaman tipik simitçi tavrını takınmazdı. "Buyurun, taze simit" türü bir tezgahtarlık yaptığını hatırlamıyorum. Müşterisi yoksa o, şehrin en işlek caddesindeki köşe başında oturur eline tutuşturulmuş gibi tuttuğu gazetesini okur bulurdum. Bazen simit tezgahının başında bulamadığım olurdu. Beklemek zorunda kaldığım çok olmuştur. Koşarak gelir kendine özgü sessiz nezaketiyle "buyurun" derdi. Koşarak gelişi bir ...

Kunâla / Asaf Halet Çelebi

Kunâla Vakit geldi kunâla dünyayı göreli çok oldu tam kırk yılda seni buldum kunâla bu can tenden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir kerecik sevmek çok değil simsiyah saçların var kunâla kemiklerine yapışık etlerin var birgün dökülecek kunâla kuşu gibi gözlerin var birgün sönecek kunâla bu etlerin arkasında güzelliklerin var benden başka kimse bilmeyecek bu can içimde kuştur kunâla seni görünce titrer bu can gözümde mahabbettir kunâla seni görünce yanar bu can burnumda soluk olur kunâla uçar gider bu can benden geçmeden bu dünyadan göçmeden bir tek seni sevmek çok değil   Asaf Halet Çelebi

Bir zamanlar İstanbul

Hilmi Şahenk'in 1940-1960 yılları arasında çektiği siyah-beyaz İstanbul fotoğrafları İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş., İstanbul'un düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yılı anısına Babıali'nin usta foto muhabirlerinden Hilmi Şahenk'in 1940-1960 yılları arasında çektiği siyah-beyaz İstanbul fotoğraflarını Cemal Reşit Rey Konser Salonu Fuayesi'nde sergileyecek. İstanbul'un gözde semtleri Beşiktaş, Beyoğlu, Tarabya, Gümüşsuyu, Karaköy, Uncular, Sultanahmet, Eminönü ve Üsküdar'daki kent ve yaşam kültürünün objektife yansıtıldığı sergi, 6-13 Ekim tarihleri arasında ziyarete açık olacak. Usta gazeteci Hilmi Şahenk'in objektifinden yansıyan nostaljik kareler, İstanbul'un farklı semtlerindeki doğal ve kültürel değişimi belgeliyor.

İbrahim Tüzer: İsmet Özel Kimsenin Kölesi Olmamıştır

İbrahim Tüzer: İsmet Özel Kimsenin Kölesi Olmamıştır   Söyleşi: Zahit Yakın  İsmet Özel, sizin hazırladığınız kitaba yazdığı takrizde, bu çalışmanın “söylediklerinin bir şeye taalluk” ettiğini gösterdiğini söylüyor. Biraz geniş olacak ama sizce İsmet Özel’in söyledikleri hem şiir hem de fikir tarihimizde neye tekabül, taalluk ediyor? Bir sanatkârın edebî eserleri tahlil edilirken ya da daha doğru bir ifadeyle, anlamlandırılırken, özellikle 80’lerin başına kadar sanatkârın bizatihi hayatından, şahsi yaşanmışlıklarından tamamen bağımsız hareket ediliyordu. Yapısalcılık ve metin merkezli okuma adı verilen bu tarz metin tahlillerinde, sanatkârın bilinçaltı, yaşantısı, devrin sosyolojisi ve bir edebî metnin oluşmasına imkân veren diğer hususlar göz ardı edilirdi. Fakat edebiyat teorisine yönelik algılar zenginleşip bir metnin daha nitelikli ve derinlikli nasıl inceleneceğine ilişkin farklı gayretler içerisine girildiğinde sanat eserinin arkasında duran sanatkârın hem psi...