Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Rota'yı bulduk da, 'istikamet' neresi? Yusuf Kaplan

Sezai Karakoç ve İsmet Özel: Semamızda sürgit parlayan iki eşsiz yıldız. Başka yıldızlarımız da var elbet, zaman zaman yanıp sönen! Üstad Sezai Karakoç, hakikatin bekçiliğini yapıyor: Katışıksız, arı duru, herkesi besleyen vahyin 'süt'ünden emiyor kana kana: Ve bütün çağlara ve çağrılara sesleniyor, tâ derinden, en derinden nefes alarak! İsmet Özel'se, 'ev'in bekçiliğini yapıyor: Hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmeden, 'toparlanın, gitmiyoruz' diyor: Bizi sürgit rahatsız ediyor, tedirgin ediyor, rahatımızdan ediyor, hakikate talip olmaya çağırarak. İsmet Özel'i 'Kemalist'likle suçlayan kişiler, 'ev'in kıymetini bilmeyen, yersiz yurtsuzlaşmayı, zihnî sömürgeleşmeyi marifet belleyen, bu yüzden de, aslında Kemalizm'in zokasını çoktan yutan kişiler! 'KAZI'YA, HAKİKAT'İN İZİNİ SÜRMEYE DEVAM! Bendeniz, kadîm tefekkür geleneğimizden beslenen, tasavvufun deryasında yüzmeye çalışan, duyargaları insanlığın bütün d...

Nâr ile Nûr arasında hakikat ve varoluş yolculuğu Yusuf Kaplan

İnsan düştü: İnsanı tutup kaldırmak, peygamberlere düştü her zaman. İnsan unuttu: Peygamberler hatırlattı unuttuklarını insana her ân. Dünyanın üzerinde karabulutlar, karabasanlar kolgezdi. Peygamberler geldi, bu karabasanları, umut ve lütuf rüzgârlarıyla dağıttı; karabulutları, rahmet yağmurlarına dönüştürdü. TARİH VE HAYAT: PEYGAMBERLER VE KALBİN RİTMLERİ Tarihin dönüşüm ânlarında, insanın, kendini bulma ve aşkınlaşma yolculuğunda hep peygamberler anahtar roller oyandılar, yapıtaşlarını onlar döşediler. İslâm tarih tasavvuru da, hayat tasavvuru da, kalp üzerinden tahayyül edilir: Tarih de, hayat da, kalp eksenlidir ve kalbin ritmleri gibi atar. Kalbin ritmlerinin oluşturduğu medcezir, hayatı da, insanı da, bütün varlıkları da diri tutar; herkese ve her şeye diriltici bir hayat sunar. Hz. İbrahim (a), insanın hakikat yolculuğunda, bütün köleleşme biçimlerini ve putları yıkan tevhid'in temel sütunlarını dikti. En büyük engellerin nerede gizli olduğunu, hakikat'in...

Kurban, insanı 'köleleşmek'ten ve 'putlar'dan kurtarmayı amaçlar Yusuf Kaplan

Bir insanın, durduk yere bir hayvanı katletmesi, olacak iş değil. Hele de başta kendi canı dâhil hiçbir şeyin kendisine ait olmadığına, her şeyin kendisine emanet olarak verildiğine, bu dünyanın geçici bir sınav yurdu olduğuna inanan bir müslümanın bir hayvanı öldürmeye kalkışması hiç olacak bir iş değil. O hâlde, İslâm'ın kurban ibadetinin gerekçesi ne? Bunun gerekçesi, sorduğum soruda gizli. Kurban'ın ibadet olmasında. KURBAN'IN GAYR-I MEŞRÛ GEREKÇELERİ! Günümüzde, kurbanı 'izah etmek' için iki gerekçe öne sürülüyor. Bunlardan birincisi, kurbanın varlık nedeninin, insanın 'vahşî' yanını bastırmak olduğu iddiası. İkincisi de, kurbanın, insanlık tarihinin başlangıcından itibaren bütün dinlerde, kültürlerde, medeniyetlerde de varolduğu hatırlatılarak, İslâm'ın kurban ibadetinin izah edilmeye çalışılması. Bu iki gerekçe de, İslâm'ın kurban ibadetini açıklamaya yetmez. Aksine, açıklanamaz hâle getirir. İSLÂM'DA 'İBADET', B...

Steril muhafazakarlığın kurbanları Akif Emre

Kurban Bayramı bizim coğrafyamızın en şenlikli gösterisidir. Allah için kurban kesmenin anlamı, hikmeti, metafiziği ne olursa olsun dışa yansıyış biçimi tam bir şenliktir. Dinin fert planında olanca derinliğiyle birlikte insan dışı mahluku, bir hayvanı da katarak toplumsala yansıtılarak hayatımızın şenliklenmesi, şenlendirilmesi, yani bayrama dönüşmesi... Kurbanın sosyalleşmeye, sosyoekonomik fedakarlığa, paylaşıma (tüm bu boyutlarıyla beraber) indirgemeden feda etmeyi, kurban olamayı ve kurban etmeyi içeren hikmetiyle alabildiğine bireyin manevi yıkanmasına işaret eder. Kurban etmeyenin kurban olacağı bir meselesi olabilir mi? Bunca hikmetine rağmen 'insan teki'nin ve toplum planındaki ilişkilerin şenliklenebilmesi bayram oluşun hikmetiyle birebir alakalı. Akan kanın mikrokosmos planında insan tekine telkin ettiği insanilik, bir can kurban etmenin kendi iç dünyasına akseden içiçe hikmet ve ibret parıltılarına dönüşmez mi... Kurban/lık kesmeyen, kan akıtmayan bireylerin p...

Nerede o hakikat erleri, nerede? Yusuf Kaplan

İçinde yaşadığımızı sandığımız dünya, bizim, kendimiz olarak nefes alıp verebildiğimiz, kendimizi neysek o olarak ifade edebildiğimiz, gerçekten kendimiz olarak varolabildiğimiz ve çağa ruh üfleyebildiğimiz bir dünya mıdır; bizim dünyamız mıdır? Yoksa kendimizi içinde bulduğumuz, 'biz'i bizden uzaklaştıran, bizi kendimize yabancılaştıran bir 'yalan' dünya mı? Her çağın kendi gerçeği vardır. Bir de, her çağın kendi gerçeğini vareden gerçeklikleri. Çağ, kendi gerçeğinin / hakikatinin ifadesiyse; ağ da, o çağın gerçekliklerinin hem ifadesi hem de ifade edicisi; çağ'ın kendini gerçekleştirme yolculuğunda ürettiği ağların ve bağların, bağlamların ve bağlanmaların aracı. Bize 'gerçeklik bu!' denilerek dayatılan şey, zorla hâkim kılınmaya çalışılan bir ağ'dır aslında: İnsanın hakikatin izini sürmesinin önünde ayakbağı olan, idrak kapılarımızı kendine kapatan ve kendi gerçekliğiyle sınırlayan boğucu bir ağ! Bize gerçek diye sunulan şey, sadece mevcut, hâ...

Hayat ve ölüm: Kurban ve diriliş

Kurban, üç temel hayatî gerçeği bizzat yaşatarak öğretir insana: Hayatı, ölümü ve hakikati. Kurban, bize hayatın hakikatini de, ölümün hakikatini de, hakikatin hakikatini de, öncelikle ölüm gerçeği üzerinden hatırlatır. Çünkü ölümü anlayabildiğimiz zaman, hayatı anlayabiliriz ancak. ÖLÜMÜ ÖLDÜRMEK, HAYATI BİTİRMEKLE SONUÇLANIR Ölüm, bize hayatın ne olduğunu, nasıl bir 'şey' olduğunu öğretir: Hayat, geçicidir. Ölüm, haktır; biz istesek de, istemesek de emr-i Hak bir gün mutlaka vukû bulacaktır. Hayatı değerli kılan, hayata anlam katan, insanı da, hayatı da aşkınlaştıran yegâne 'hakikat', ölüm fikri ve gerçeğidir. Ölümün hakikatine erdiğimiz, erişebildiğimiz, ulaşabildiğimiz zaman hayatın değerini ve anlamını hakkıyla idrak edebiliriz. Ancak ölümün hakikatini derinlemesine kavrayabildiğimiz zaman, hayata, tabiata, bütün varlıklara hak ettikleri değeri verebilir, hayata anlam katabilir ve ruh üfleyebiliriz. İrfan sahibi ârif kişiler hâri...

Kurban başka tasadduk başkadır Hayrettin Karaman

Kendilerini modern zamanların din alimi sanan, başkalarını da geçmişte kalmış sayan bazı şahıslar 'Artık zaman ve şartlar değişti, eskileri tekrar etmek yerine yeni şeyler söylemek gerekir, şekle saplanmamak,özevemaksada bakmak lazımdır?' kabilinden sözler ediyorlar. Dini bilen onda değişmeyenlerin, kıyamete kadar değişmeyecek olanların bulunduğunu da, bazı şekillerin özden ayrılamayacağını da bilir. 'Zaman sana uymazsa sen zamana uy' diye bir özdeyiş vardır, ama bu söz her zaman, mekan, durum, alan için geçerli değildir. Din, zamana uymak için değil, zamanı kontrol etmek, zamanı kendine uygun hale getirmek için vardır. Dinin insan hayatında var etmek istediği değerler değişmez; bu değerleri taşıyan araçlar, ifade, ilişki biçimleri değişebilir. Bunların da hangilerinin ve nasıl değişeceği yine dinin sabit kaynaklarında gösterilmiş, öğretilmiştir. Din faizi, içkiyi, rüşveti, zulmü haram kılmıştır; zamanımızda bunlar yaygın hale geldi diye dinin kurallarını değiştir...