Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zaman'sız mekâna kapatılmak ve yol almak! : Yusuf Kaplan

Zaman'sız mekâna kapatılmak ve yol almak!  Kendimizle yüzleşemediğimiz ve hesaplaşamadığımız sürece, bu dünyaya bir şey söyleyemeyiz. Kendimizle yüzleşebilmenin ve hesaplaşabilmenin yolu, çağla yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçer. Çağ bir ağa dönüştüğü, bütün insanlığı ağlarına ve bağlarına kapattığı için çağı tanımadan, çağrımızı da tanıyamayız. İnsanlık tarihinde ilk kez yaşanan, benim insanlığın semantik intiharına (=hayatın ve hakikatin anlamını, insanın ise 'kendi'ni ve 'dil'ini yitirmesine) yol açtığını söylediğim ve çağ körleşmesi olarak tarif ettiğim böylesine büyük, küresel bir varoluş kriziyle, 'evsizleşme', 'yersiz-yurtsuzlaşma', 'yer'inden ve hakikat'inden edilme veya uzaklaştırılma sorunuyla karşı karşıya insanlık. Tarihte ilk defa. O yüzden çağı tanıyamadığımız sürece çağrımızı çağın idrak biçimleriyle ve zihin kalıplarıyla çağa yamamaktan da, çağrımızın çağını kurmasını sürgit ertelemekten de kurtulamayız, diyorum....

Mahallesiz şehirler Akif Emre

Modern şehirler kurmak adına çarpık şehirleşmelere kurban ettik kaç nesli. Geleneksel insan ve çevre anlayışına uygun mekanların yerine tabiata, insana, değer yargılarımıza başkaldıran, bizi bize yabancılaştıran şehirler kurduk. İnsana, tabiata ve yaratıcıya yabancılaşmış şehirlerde, öykünülen Batı tipi modern hayat alanları kurulamadığı gibi yüzlerce yılın imbiğinden geçmiş taş ve ahşabın, estetik ve değerin, birey ve toplumun ilişkisini şekillendiren şehirlerimiz, mahallemiz, sokağımız da elden gitti… Tarihe, sokağa, ferde, komşuluğa yabancılaştık. Ne sağlamlığı tesis eden, ne estetiği somutlaştıran, ne insanı önceleyen, ne de trafik sorununu çözen şehirleşmemiz tam bir kaos ortamı oluşturdu. Bu şehir ilişkisinden ne birey çıkar ne cemaat… Yer sarsılsa altında kalacağımız bu çürük ve her anlamda mesnetsiz, temelsiz, referansız şehirlerden ancak onları yıkarak kurtulabileceğimizi anladık; yahut yıktıkça güzelleşecek bir çirkinlik modernleşmesi ürettik.. Bu şehirlerden ilk kaça...

Erzurum’da Sonu Kullanma Tarihi” serlevhalı bir konferans verdi.

TÜRK DÜŞMANLIĞI İLE İSLÂM DÜŞMANLIĞI MÜTERADİFTİR İstiklal Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel 24 Kasım 2012 Cumartesi günü Erzurum’da, İstiklâl Marşı Derneği ve TİYO Yayıncılık tarafından müştereken tertip edilen “Sonu Kullanma Tarihi” serlevhalı bir konferans verdi. Genel Başkan İsmet Özel konuşmasına girizgah olarak şunları ifade etti:  “Terakki ettikçe arınan bir mahlûktur insan. Daha temiz bir yere ulaşmak istiyorsanız mutlaka bulunduğunuz yerden daha yukarı bir yere çıkacaksınız. Bulunduğunuz yerden biraz daha yukarı çıkmanız için malumat edinmeniz lazım. Karıncaların hayatı hakkında çok şey bilirseniz bu sizi yükseltir mi? Evet yükseltir. Ama sizi en çok yükseltecek olan insanın insanla olan münasebetindeki hassasiyet, dürüstlük, doğrudanlıktır. Biz bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülke acaba yaşanmaya değer bir ülke midir? Bunlar aramızdaki münasebetlerin ortaya çıkaracağı, bu münasebetlerin cevabı hazırlayacağı şeylerdir.  Bu ülke bir ülke midir? Yoksa biz, bize ...

Şifa Bulmak İçin Okuyun İsmet Özel

Şiirle onun inşa kısmına emek vererek meşgul oldum, olmaktan hâlâ zevk almaktayım; neden? Şiirlerimin yalnızca mübdii olmayışımdan belki. Onların aynı zamanda tutkun bir kariiyim de. Şiir okuyuşum ve yazışım nimete şükranımın vesilesidir. Okumak ve yazmak suretiyle minnete ve şükrana gark oluyorum. Zira yaratılmış oluşuma hamd etmemi kolaylaştırsın diye bana şiir çok genç yaşımda bir tekinlik olarak verildi. Yazmayı şiir dışına cüretkârlıkla taşırdım; ama nesir olarak yazılarımın şiirin tesir sahası haricinde durmaları şartına riayet ettim. Yazdıklarım paralelinde konuşmalar yapmaktan da geri durmadım. Neden yaptım bütün bunları? Gözüm bir tür yıldızlık mevkiinde mi idi? Hayır, yazmak bahsinde her yaptığımı üzerime farz olduğuna kanaat getirdiğim kadarıyla yaptım. Bana şiirin yanı sıra çok genç yaşımda bir tekinlik olarak verilen siyasî bağlanma inayeti ilerlemiş yaşıma rağmen uhdemde kaldı. Nazımda ve nesirde lâfımın, takipçisi, aynı lâfın bekçisiydim. Boş lâf değildi[r] onlar. He...

Cündioğlu, bizi nerede/n ve ne/re/ye 'çağırıyor'? Yusuf Kaplan

Dücane Cündioğlu, parlak bir zihin. Bizim kuşağımızın en imajinatif düşünürlerinden biri. Mimarlık, sanat ve sinema kitaplarını kendim yazmış gibi sevindim ve ayakta alkışlıyorum. Bu yazıda, Dücane Cündioğlu kardeşimin yazdıklarını ve söylediklerini nezih ve düzeyli bir dille tartışacağım. Eleştiriyi nimet olarak bilen biri olarak yapacağım bunu. Yazacaklarım, önünü kesmeye matuf şeyler değil elbette; (öyle şey olur mu?); aksine hasbelkader önünü açmaya dönük şeyler -olacak. Zira sonuçta hepimiz, 'hakikat sarayı'nın inşasına hasbelkader katkıda bulunmaya çalışan fânî insanlarız. YOL ALABİLMEK İÇİN… Bugün, burada değil, demiştim ve eklemiştim: Ama dün, buradaydı; yarın da burada olabilir, eğer biz yine ve yeniden burada olabilirsek… Nietzsche ile bu kadar haşir-neşir olmamın nedenlerinden biri burada / bu tespitte gizli. Nietzsche, yaşarken, yaşadığı çağ'da değildi esas itibariyle: Elbette ki, yaşadığı çağın çocuğuydu; çağını, çağının sorunlarını iliklerine k...

'Bilgi'nin Sırrı İbn Arabî

'Bilginin sırrı, diğer isimleri değil, 'Allah' ismini bilenlerin hakikatidir. 'Allah' ismini bilmenin sırrı, kendisine aidiyeti yönünden bir hakikatin hükmüyle zıtları birleştirmektir. Aynı şey, kendisine nispet edilen zıddı bulunan her şey için geçerlidir. Bu sır, ancak içinde onu bulanın ve kendisiyle nitelenenin anlayabileceği bir sırdır. Böylelikle kendisi hakkında verdiği bir hükmün (gereği olan durumun) zıddıyla kendisi hakkında hüküm verir. İkinci hükmü de, zıddının hükmüyle -yoksa başka bir nispet veya izafet yönünden değil- verir. Bu nedenle, Allah (zıtlara göre hüküm vermeyi) bilginin sırrı yapmıştır.' 'Bilgi, delilden meydana gelen bütün bilgilerdir. Çünkü bilgi (ilm), alamet kelimesinden türetilmiştir. Bu nedenle, eşyayı bilmek Allah'a izafe edilmiştir. Çünkü Allah, kendisini bilmiş, böylelikle de âlemi bilmiştir. Öyleyse Allah, âlemin varlığına delil ve alâmettir. Aynı şekilde, âlem de, kendisini bilirken Allah'a alâmettir. Bu durum,...

Kent Dindarlığında İslâm’ın Kaybı Bedri Gencer

Bedri Gencer Kent Dindarlığında İslâm’ın Kaybı I-II Modernleşme sürecinde İslâmî kimliğin dönüşümü, entelektüel gündemin demirbaş konusunu oluşturmaktadır. Mehmet Altan (2010), gündeme getirdiği “kent dindarlığı” teziyle bu konunun farklı bir yönüne dikkat çekti. Onun empatik bir perspektiften yaptığı gözleme göre Türkiye’de kent dindarlığı yok olmak üzeredir. Cumhuriyet inkılâplarıyla tekke ve zaviyelerin kapatılması dinî yaşayışın estetik-kültürel boyutunu yok etmiş, bu boşluktan doğan kaba, köylü bir Müslümanlık, İslâm’ın medenî imajını bozmuştur. Cumhuriyeti güya tehdit eden siyasal İslâm tehlikesi, zamanla kentleri de kuşatan bu kaba Müslümanlıktan doğmuştur. Dolayısıyla asıl tehdit, siyasal İslâm’ın devlete arz ettiği değil, bu kaba Müslümanlığın topluma ve ülkeye arz ettiği tehdittir. Burada niyetimiz, Altan’ın teziyle gündeme gelen bu konuyu işlemselleştirilecek temel kavramlar sayesinde çok-boyutlu bir analize tâbi tutmaktır. Çok-boyutluluktan kastımız, değişimi ...