Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Turgut Uyar

Sonnet Yalnızlık için Çekemezsin bir yere sineden başka. Biliyorum günler hep böyle geçecek. Ne akşamleyin komşu, ne bir akraba, Ne bir dost, oturup karşılıklı içecek… Yalnızlık sade şurada burada değil, Düşüncede, hatırada ve dilekte. Hangi taşı kaldırsan, nerde “of’” çeksen, Bir dudağı yerde, bir dudağı gökte… Bilmem rengi nasıldır, boyu ne kadar. Biçen her kimse yıllardır yanlış biçiyor. Bir elbise ki, alabildiğine dar… Nedir bir türlü sırrını anlamadık, Kimdir bizimle böyle şaka ediyor, Hangi cebini karıştırsan yalnızlık… Kimbilir I. Böyle, bu sazlı bahçe neresi? Nasıl da içiyorum, ölürcesine. Sahnede bir bezgin kadın, Bir gariplik vermiş sesine. O niçin şarkı söylüyor şimdi, Ben neye ağlıyorum? II. Elbet hep böyle geçmeyecek ömrüm, biliyorum Bu çeşit yaşamak, zor. Kimbilir Tanrım, kimbilir Hangi güzel yerde beni, Hangi ölesiye sevda bekliyor?

Büyük Kavrulmuş Turgut Uyar

  Büyük, kavrulmuş soy kırlar gelir aklıma hep, hep tükenince insan dayanıklığım Ağır bakır kalkanlarımızla, demir kargılarımızla döğüşüp döğüşüp geri çekilince Yorgun kollarımın en genç bir yerlerinde bir kan şeritleri akmaya ince ince Başlar yeni sulara kadar, hızla zamana, körlüğe kötülüğe kutsal tutsaklığım Nedir senden başka kurtardığımız bu dengesiz savaştan, bu yağmadan nedir Senden gayrı, ey, bir içimi genç ormanları yüzyıllığa bürüten diri su, senden Eskimeden, küçülmeden; mutluluktan, özgürlükten, kuşakları birbirine düğümleyen Bir kadını, bir sesi, bir suçu, bir şeyi en çok o şey yapan güç yalnız sendedir Seni arayan sular, seni kışlar, seni adamlar, seni sonunda bozulmuş ordularım Sanki ay dökülür diri balıklara, sanki gümüş şeyleri güneşler, güneşler ışıtır Yorgun kuşamlarımla, kanlarımla, gelirim, uzanır senin sabahlı gecene yatarım Bu donattığım savaş gemileri sana, dokuttuğum bu vurucu ipekliler seni anlatır Bu senin içindir, sabah ormanların...

Yol ne/resi, yolculuk nereye düşer? Yusuf Kaplan

'Ne'yim ben ve nerede'yim, neden buradayım, buraya nereden geldim ve nereye gidiyorum?' diye sormalı insan kendi kendine. Her zaman ve her yerde. Ne ki, çağımızın insanı bu soruları soramayacak kadar yersiz ve yurtsuz: Yer'inden ve hakikatinden uzak çünkü: Kendi'nden. EMANET VE YOL ALMAK İnsan, yol almak için yaratılmıştır: İnsanın emaneti yerine getirebilmesi, şairin derin bir idrakle dile getirdiği gibi, 'yola çıkmaya hüküm giymesiyle' mümkün. İnsanın 'yolda' olması, yol almasının garantisidir çünkü. O yüzdendir ki, insanın yaratılış programı, hayat ile ölüm arasında sürekli bir yolculuk vaat eder insana. Doğumundan ölümüne kadar yol alabilecek ölçülerle 'donatılmıştır' insanın varoluş haritası. Ama insan, bu vaadi yerine getiremez çoklukla. İnsan, bu vaadi idrak edemediği, kendinde gizlenen ölçüleri göremediği için, kendine gelemez, kendini de, Rabbini de bilemez. Ve yönünü de yitirir, yön fikrini de. Buysa, insanın kendi...

Zaman'sız mekâna kapatılmak ve yol almak! : Yusuf Kaplan

Zaman'sız mekâna kapatılmak ve yol almak!  Kendimizle yüzleşemediğimiz ve hesaplaşamadığımız sürece, bu dünyaya bir şey söyleyemeyiz. Kendimizle yüzleşebilmenin ve hesaplaşabilmenin yolu, çağla yüzleşmekten ve hesaplaşmaktan geçer. Çağ bir ağa dönüştüğü, bütün insanlığı ağlarına ve bağlarına kapattığı için çağı tanımadan, çağrımızı da tanıyamayız. İnsanlık tarihinde ilk kez yaşanan, benim insanlığın semantik intiharına (=hayatın ve hakikatin anlamını, insanın ise 'kendi'ni ve 'dil'ini yitirmesine) yol açtığını söylediğim ve çağ körleşmesi olarak tarif ettiğim böylesine büyük, küresel bir varoluş kriziyle, 'evsizleşme', 'yersiz-yurtsuzlaşma', 'yer'inden ve hakikat'inden edilme veya uzaklaştırılma sorunuyla karşı karşıya insanlık. Tarihte ilk defa. O yüzden çağı tanıyamadığımız sürece çağrımızı çağın idrak biçimleriyle ve zihin kalıplarıyla çağa yamamaktan da, çağrımızın çağını kurmasını sürgit ertelemekten de kurtulamayız, diyorum....

Mahallesiz şehirler Akif Emre

Modern şehirler kurmak adına çarpık şehirleşmelere kurban ettik kaç nesli. Geleneksel insan ve çevre anlayışına uygun mekanların yerine tabiata, insana, değer yargılarımıza başkaldıran, bizi bize yabancılaştıran şehirler kurduk. İnsana, tabiata ve yaratıcıya yabancılaşmış şehirlerde, öykünülen Batı tipi modern hayat alanları kurulamadığı gibi yüzlerce yılın imbiğinden geçmiş taş ve ahşabın, estetik ve değerin, birey ve toplumun ilişkisini şekillendiren şehirlerimiz, mahallemiz, sokağımız da elden gitti… Tarihe, sokağa, ferde, komşuluğa yabancılaştık. Ne sağlamlığı tesis eden, ne estetiği somutlaştıran, ne insanı önceleyen, ne de trafik sorununu çözen şehirleşmemiz tam bir kaos ortamı oluşturdu. Bu şehir ilişkisinden ne birey çıkar ne cemaat… Yer sarsılsa altında kalacağımız bu çürük ve her anlamda mesnetsiz, temelsiz, referansız şehirlerden ancak onları yıkarak kurtulabileceğimizi anladık; yahut yıktıkça güzelleşecek bir çirkinlik modernleşmesi ürettik.. Bu şehirlerden ilk kaça...

Erzurum’da Sonu Kullanma Tarihi” serlevhalı bir konferans verdi.

TÜRK DÜŞMANLIĞI İLE İSLÂM DÜŞMANLIĞI MÜTERADİFTİR İstiklal Marşı Derneği Genel Başkanı Şair İsmet Özel 24 Kasım 2012 Cumartesi günü Erzurum’da, İstiklâl Marşı Derneği ve TİYO Yayıncılık tarafından müştereken tertip edilen “Sonu Kullanma Tarihi” serlevhalı bir konferans verdi. Genel Başkan İsmet Özel konuşmasına girizgah olarak şunları ifade etti:  “Terakki ettikçe arınan bir mahlûktur insan. Daha temiz bir yere ulaşmak istiyorsanız mutlaka bulunduğunuz yerden daha yukarı bir yere çıkacaksınız. Bulunduğunuz yerden biraz daha yukarı çıkmanız için malumat edinmeniz lazım. Karıncaların hayatı hakkında çok şey bilirseniz bu sizi yükseltir mi? Evet yükseltir. Ama sizi en çok yükseltecek olan insanın insanla olan münasebetindeki hassasiyet, dürüstlük, doğrudanlıktır. Biz bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülke acaba yaşanmaya değer bir ülke midir? Bunlar aramızdaki münasebetlerin ortaya çıkaracağı, bu münasebetlerin cevabı hazırlayacağı şeylerdir.  Bu ülke bir ülke midir? Yoksa biz, bize ...

Şifa Bulmak İçin Okuyun İsmet Özel

Şiirle onun inşa kısmına emek vererek meşgul oldum, olmaktan hâlâ zevk almaktayım; neden? Şiirlerimin yalnızca mübdii olmayışımdan belki. Onların aynı zamanda tutkun bir kariiyim de. Şiir okuyuşum ve yazışım nimete şükranımın vesilesidir. Okumak ve yazmak suretiyle minnete ve şükrana gark oluyorum. Zira yaratılmış oluşuma hamd etmemi kolaylaştırsın diye bana şiir çok genç yaşımda bir tekinlik olarak verildi. Yazmayı şiir dışına cüretkârlıkla taşırdım; ama nesir olarak yazılarımın şiirin tesir sahası haricinde durmaları şartına riayet ettim. Yazdıklarım paralelinde konuşmalar yapmaktan da geri durmadım. Neden yaptım bütün bunları? Gözüm bir tür yıldızlık mevkiinde mi idi? Hayır, yazmak bahsinde her yaptığımı üzerime farz olduğuna kanaat getirdiğim kadarıyla yaptım. Bana şiirin yanı sıra çok genç yaşımda bir tekinlik olarak verilen siyasî bağlanma inayeti ilerlemiş yaşıma rağmen uhdemde kaldı. Nazımda ve nesirde lâfımın, takipçisi, aynı lâfın bekçisiydim. Boş lâf değildi[r] onlar. He...