Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Paganlaşma, etnik ‘barbarlaşma’ ve İslâmcılık / Yusuf Kaplan

Yazının sonunda söyleyeceğim şeyi, başında söylüyorum: Türkiye’de yaşanan terör hâdiseleri de, bölgemizde yaşanan pagan ve barbar nitelikler kazanan mezhebî, kabîlevî ve etnik çatışmalar da, aslında yeni bir doğum sancısının habercileridir. Yeter ki, bakmasını bilelim. Bakmasını bilemeyenler, başkalarının bakışlarına ve oyunlarına ‘yem’ olmaktan kurtulamazlar. Dünyanın etnik bakımdan, kültürel bakımdan ve sosyolojik bakımdan en karmaşık bölgesini tam beş asır barış ve kardeşlik yurdu hâline getiren bir medeniyetin kurucuları, koruyucuları ve çocukları olduğumuzu yeniden hatırlayabilir ve ona göre geleceğimizi kendi ellerimize alacak güçlü ve çok boyutlu bir ittihad-ı islâm fikri üzerinden yeniden esaslı bir medeniyet yolculuğuna soyunabilirsek, bu kaos ve kargaşa ortamının, tıpkı Selçuklu döneminde olduğu gibi, yeni bir medeniyet ufkunun ve şafağının atması için önümüze konulan bir imkân ve imtihan vesilesi olduğunu kavramakta zorlanmayız. Bu imtihanı ya kazanacağız ve yeni bir d...

Kitapseverler ve kitap delileri / Beşir Ayvazoğlu

  Necip Âsım Yazıksız'ın Kitap isimli bir kitabı vardır. İlk defa yıllar önce kitap meraklısı bir dostumda gördüğüm bu kitabı çok sevmiştim. Aslında peşine düştüğüm her kitaba sonunda sahip olmuşumdur; ama Necip Âsım Bey'in 1311 (1893) yılında İstanbul'da basılan bu güzel kitabını yeterince kovalamadığım için kütüphanemde hâlâ eski harfli baskısı yok. Yakın zamanlara Türker Acaroğlu tarafından sadeleştirilerek yeni harflere aktarılan İletişim Yayınları baskısını kullanıyordum. Belki hatırlayanlar vardır; İletişim Yayınları, bu kitabı, kuruluşunun 10. yılı münasebetiyle 1993 yılında armağan olarak basmış ve o yıl TÜYAP Kitap Fuarı'nda cüz'i bir fiyatla satışa sunmuştu. Boyutları, kapağı, kâğıdı, sayfa düzeniyle özel ve özenilmiş bir kitaptı. Fakat bu güzel baskı, Türker Acaroğlu'ndan asla beklenmeyecek okuma hatalarıyla doluydu. Eski metinlerle az çok ilgilenmiş olanların orijinaliyle karşılaştırmaya ihtiyaç hissetmeden fark edebilecekleri vahim hatalarla......

İslamlaşmanın Dili / Lütfi Bergen

İslamcılık düşüncesinin 1850’li yıllardan daha geriye götürülememesinin kökeninde Tanzimat reformları yatıyor. Tanzimat   reformları Osmanlı Devlet geleneğinde yeni bir bürokrasi zihniyetinin oluşumu sonucunu doğurdu; etkisi iki alanda oldu. Bunlardan biri gayrımüslim tebaanın bürokraside yükselmesidir. İkincisi ise klasik Osmanlı bürokratik yapısının merkezi ve güçlü yeni bir bürokratik zümre tarafından tasfiyesidir. Bu iki değişim vektörü de halk ile bağlantı kuramadığı, tepeden inmeci reformlarla hareket ettiği oranda tepkisellikle karşılaşmıştır. İslamcılık bu tepki dalgasında yükselmekteydi. Müslüman aydınlar 1839 Tanzimat Fermanı sonrası Osmanlı’nın içine girdiği “devleti kurtarma” refleksini Müslümanlar ile gayrımüslimler arasında eşitlik sağlayarak çözme düşüncesinin getirdiği krizden (buhrandan) doğdular. Bu kriz, Osmanlı’nın yeniden yapılanması sırasında ortaya çıkan kadroların çatışmasını ifade ediyordu. 1839 sonrasında tebaa anlayışından vatandaşlık statüsüne geçili...

Ev Nedir? Modernlik Kurgusu Olarak Kadın / Lütfi Bergen

Göçebe devirde Türkler tek odalı kıl hücrelerde yaşamaktaydılar. Bu göçebeliğin tabii bir sonucudur. Türk yerleşmesinin temeli odadır. Oda, müstakil bir hanedir. Oda kavramı “otağ” kavramı ile ilintilidir. Eski Türklerde çadırlara   Yurt   ve hükümdarın “yurdu”na da otağ adı verilirdi. Türk hükümdarın adı Han’dır. Ancak Türk hakanları eşlerini kendilerine eşit görürlerdi.   Hakan karısı için “Benim Han’ım” derdi. Böylece otağ’daki Han karısı Katan/Hatun adını almıştır. Kagan/Han-Hanım, Han (Kan)- Hatan (Katan- Hatun) otağın hükümdarlarıdır. Eski toplumun yurd’u tek odalıdır. Bu ev’dir. Eski dilde ev; iv/ yiv/ bina/ derz kelimeleri ile karşılanmıştır. İv: “Yol ya da tarla kenarlarında olan doğal set; Taşların ortasındaki yarık; Çıkıntı, diş” anlamlarına gelir. Yiv: “ince oyuk yol; antik mimaride sütun gövdesi üzerine açılmış yarım daire kesitli düşey oluklar; silah teknolojisinde merminin dönerek çıkmasını sağlamayan namlu yuvası; Saçı ayırma yeri.” Eski yerleşim düzenin...

İlmin Ümmeti Ümmetin Âlimini Çağırır

Kimin nesi, nerenin neyiyiz? Yerimizi bilelim. Bu zahmete girebilmemiz için bize hafıza verildi. Önce kim olursak olalım hatıra getirmemiz gereken, başımıza modernlik adı verilen bir belânın sarılıp sarılmadığıdır. Modernlik ders çıkarmamız için Allah’ın bizi uğrattığı bir felâket değil midir? Bu suale hangi sebeple olursa olsun, “Evet, öyledir” diye cevap veren mümtazlardan biri isek, hemen bilmemiz gerekiyor ki, mensubiyetleri “modernlik belâ değildir” diyenler taifesinde olanlar can düşmanlarımızdır. “Benim bu işlere aklım ermez” diyenler her kimler ise, onlar da, düşmanlarımızın köleleridir. O halde en kestirme kavrayışla modernliğin özüne nüfuza yeltenelim: İşini kapitalizm kelimesini ağzına almaksızın yürütme uyanıklığı gösterenlerin tercih ettiği kelime modernliktir. Başımıza modernlik adı verilen bir belâ sarıldı. Modernlik bizi içine ne evrilmek, ne de devrilmek suretiyle aldı. Modernliğin tuzağına düşmemiz, zahmetli bir gelişme(!)nin sonucu olarak değil; birilerinin el ...

Siyah bayram, kara leke! / Yusuf Kaplan

Siyah bayram, kara leke! Tek bir mümini bile rencide edebileceği korkusuyla İslâmcılık yazılarını bayramda yazmaMaya karar vermiştim. Ama gece 02.00'de, Zaman gazetesinin bayramın birinci günkü nüshasını internetten gözden geçirip, İslâmcılık'la ilgili milyonlarca müslümanı rencide edecek, kalbini kıracak, boynunu bükecek 3-4 yazı okudum ve ağzımın tadı fena halde kaçtı... Bayramın birinci gününde, ortada fol yok, yumurta yokken, Müslümanları rencide edecek meşum bir işe Müslümanlar nasıl imza atabilirler havsalam almıyor! Gayretullah'a dokunacak işler bunlar! Böyle bir günde, masum, suçsuz, kimsesiz Müslümanların dünyasını nasıl karartır, âh'larını nasıl alabiliriz! Fesübhanallah! *** Mümtazer Türköne, şu bayram gününde, -özür dilerim ama- gerçekten feraset ve basiret yoksunu bir yazı kaleme almış: "Kökü Dışarıda Bir İdeoloji" başlıklı ürpertici bir yazı yazmış. Bilal Sambur'un "İslâm, İslamizmden Ayrılmalı" yazısının da ondan geri kal...

Tartışma bitti, defter yeniden açılıyor / Ali Bulaç

Denir ki "medya çağı"nda önemi ne olursa olsun, bir konu 23 günden fazla gündemde kalmaz, yaklaşık üç haftadan sonra ilgi azalır. İslamcılık Ramazan boyunca (dört hafta) gündemde kaldı. Tartışmaya değerli entelektüeller, köşe yazarları, akademisyenler katıldı, her geçen gün biraz daha tartışma genişledi. Hamdolsun, her Ramazan'da yapılmak istendiği gibi "Nasıl oruç tutulmaz?" diyebileceğimiz şeytani tuzaklara, insanların içine kuşku, vesvese, şüphe düşürmek isteyen hannaslara kimse iltifat etmedi, faydalı bir konuyu konuştuk. Ufuk Yayınları bu tartışmayı kitaplaştırıyor, inşallah ben de gelen eleştirilere yeri geldikçe cevap vermeye çalışacağım. "Müslüman veya İslamcı" olup da belden aşağı vuranları, edebe riayet etmeyenleri, entelektüel meczupları, asabi mütecavizleri ve laik olup kibar üslup kullanmayanları muhatap almayacağım. Kadın olsun erkek olsun, böyleleri allame-i cihan olsa muhatap alınmayı hak etmiyor. Bu konu kesinlikle entelektüe...