Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Tıklama Beni, Gıdıklanıyorum

İnsan hayatında kapitalizmin ve sosyalizmin tuttuğu yer Yahudi milletinin müktesebatından ibaret değildir. Bu kaziyeye işaret olsun diye kitabımın adını “Of Not Being A Jew” koydum. İki beyit: “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz  Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” Bakılan şeyin lâftan ibaret olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. “Marifet iltifata tâbidir  Müşterisiz meta zayidir” Küfre yaltaklanma etkinliklerini marifet diye yutturanların Türkiyesinde yaşıyoruz. Müslüman demek meşguliyetiyle ihya olan veya ihya olmayacağı şeyle meşgul olmayan insan demektir. Bu meyanda, Müslüman olarak sizin, büyük bir sanat eseri ile yüzyüze gelmeniz, büyük bir sanatçıdan haberdar olmanız anlamına gelir. Ne mühim olanın sanat eseri olduğu ve fakat sanatçının ihmal edilebileceği iddia edilebilir ve ne de sanatçının erişilmez bir üstünlüğe erdiği ve fakat onun eserlerinde büyüklüğünün fark edilmediği söylenebilir. Bu durum siyasette aynıyla yaşanır: Devletteki büyüklük devlet adamının yüklenmi...

Yasak meyve:Konumuz kadın-erkek ilişkisinin temelini oluşturan fıtri düzenin altüst olmasıdır: Ali Bulaç

Tevrat’taki “yasak meyve” veya Kur’an’daki ağaç “(şecere)” hakiki varlık olabileceği gibi, sembol veya metaforlar da olabilir. Mesaj, “size konan yasağı çiğnediğinizde acı sonuçlarını tadacaksınız”, demektir. Konumuz kadın-erkek ilişkisinin temelini oluşturan fıtri düzenin altüst olmasıdır. Kadının çalışması, evden dışarı çıkması, gözlenen sonuçlardan biridir. Bunca küfür, eleştiri, hakaret içinde maksadımı doğru anlayan zihnî derinliğe, feraset ve vicdana sahip insanlar da var. Meryem Aybike Sinan bunlardan biri: “Mesele kadının başı örtülü veya açık vekil olması ve olmaması değil, mesele kadının çalışıp çalışmaması değil, mesele kadının kapitalist çarkın içine düştükten sonra fıtratındaki tahribattır!” (Haber7, 18 Ocak 2013). Benim müzakeresinde fayda mülahaza ettiğim fikir şu: (a) Eğer zaruret dolayısıyla çalışmak; (b) Boş zamanı ve imkânı varsa topluma faydalı olmak; (c) Sosyal çevrede kendisinden başka kimsede olmayan özel yeteneği ve becerisi varsa, bundan toplum adına yar...

Sayın Fatma Şahin’e Mektup! Ali Bulaç

Kadın, kadının rolü, çalışma hayatına katılması, ev, çocuk, aile vb. konularda başlayan tartışma sürüyor. Bu entelektüel bir merak meselesi değildir. Batı’da olduğu gibi Türkiye’de de bu konu derin toplumsal yaralar açmaya başladı. Sakin, sağlıklı bir zeminde tartışılmasında zaruret var. Bu son tartışma bende büyük ümitler uyandırdı. Hem internet medyasında destekleyici yazılar çıktı hem bir önceki tartışmaya göre çok daha iyi tepkiler aldım. Bu hafta köşemi Antalya’dan aldığım bir mektuba ayırıyorum. Benim teorik düzeyde anlatmaya çalıştığımı mektup çok daha iyi anlatmaktadır. Çünkü tezlerimin pratikteki resmi budur. Mektubu yazan zatın ismi bende mahfuz. Doğrudan Sayın Bakan Fatma Şahin’e yazılmış ve edindiğim bilgiye göre eline de ulaşmış. Mektup metnini yazan beyefendiden izin alarak olduğu gibi yayınlıyorum. “Ali Bey, Bakan Hanıma aşağıdaki metni gönderdim, lütfen bu konuyu tartışmaya devam edelim, çok ihtiyaç var .  Sayın Bakanım! Merhaba, selamlar saygılar sunarım. İsmim R.N...

Mektuplar Ali Bulaç

Kadın konusu her gündeme gelişinde geniş ölçekli tartışmalara yol açıyor. Konunun tartışılmasında fayda var. Dikkatimi çeken husus, eskiden çok sayıda kişi olumsuz tepki veriyordu. Son bir senede olumlu tepkiler verenler olumsuz tepki verenlere gore daha baskın. Bunu aile içi sorunların artık giderek erkek ve kadını yalnızlığa iten sebepler hale gelmesi. Geleneksel toplumda meşru-geçerli sebeplerle eşinden ayrılan kadın bir şekilde korunacbileceği tabii yer bulabiliyordu, şimdi ya yapayalnız yaşamak durumunda kalıyor veya hayati tehlikesi varsa devletin himayesi altına giriyor. Bu ikisinin de çıkar yol olmadığını yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Bana gelen çok sayıda mektuptan birkaç tanesini okumakta fayda var. Hayatın acılı pratiğini, gerçekçi gözlemleri yansıtmaları bakımından önemli. 1. Mektup Ali Bey! Çok acil önlem alınması gereken bir sorun (bu). Eğer önlem alınmazsa aile kurumu diye birşey kalmayacak, ülkemizde öldürülen kadınlarımıza hergün yenileri eklenecek. Ben...

Müslümanlık ve Türklük Hayrettin Karaman

Çoktan tartışma dışı kalmış olması gereken bazı konuları siyaset hortlatıyor. İslam-ırkçılık ilşkisi de bunlardan biridir. Biz de hararetli tartışmaların cereyan ettiği dönemde yazdıklarımızdan bir kısmını bir daha hatırlatmak istedik: Varoluş açısından bakıldığında Müslümanlık kavimler, ırklar, mekânlar ve zamanlar üstüdür; varlığı belli bir ırka, kavme, zaman ve mekâna mahsûs ve bağlı değildir. Tarihte İslâm'ı din olarak benimsememiş bulunan Türk boylarının ırkî ve kavmî özelliklerini de koruyamadıkları, zaman içinde köklü bir kültür değişimine uğradıkları görülmüştür. Meşrûiyet açısından Türklüğe göre Müslümanlık, bu kavmin oniki asır önce benimsediği, bağlandığı bir dindir. Türkler Müslüman olduktan sonra millî değerlerinden önemli bir kayba uğramamışlar, buna karşı çok önemli kazançlar elde etmişler, İslâm'a yatkın fıtratlarını geliştirerek büyümüşler; öldürücü, yıkıcı, sömürücü olarak değil, adâlet, hakkaniyet, hizmet ve yüksek ahlâkî değerlerin temsilcisi olarak c...

Sezai Karakoç: Zamanın sesi değil, 'ses'in 'zaman'ı:Yusuf Kaplan

Sezai Karakoç, bu dünyada yaşayan biri değil: Pergelini ötelere ayarlamış ayrıksı bir bilge. Elbette burada nefes alıp veriyor; ama iliklerine kadar içselleştirerek, hayat hâline, hakikat hâline getirerek alıp verdiği, ilettiği, hep ötelerin sesi ve nefesi. Hayatı ve fikri, sanatı ve zikri, hep ötelerden sesleniyor bize: Ötelerin dünyasından her dem taze, hem dem yeni, hem dem yenilenen ve her dem yenileyen taptaze ruh üfleyen haberler getiriyor hepimize. HAKİKAT ERİ, ÇAĞIN BİLGESİ VE DİRİLİŞ ÖNDERİ Sezai Karakoç, 80. kez doğdu. Hakikat, 80. kez doğ/rul/du: Sezai Karakoç, hakikatin en hakikatli, en arı duru, en diriltici sesi ve nefesi çünkü günümüzde: O yüzden, onun soluduğu nefesi soluyabilmek, verdiği sese kulak kabartabilmek, Allah'ın bir lütfu bize. Zira Sezai Karakoç, nebevî hakikati soluyan, vahyin dile geldiği, bizi kendimize getirdiği nebevî dili konuşan, nebevî dille yaşayan, yaşayan en büyük 'sanatçı-düşünür'ü çağrımızın, hakikatin diriltici çağrısına g...

Türkçeden İslam'a Giriş:İsmet Özel

Üslûb-u beyân ayniyle insan. Türk Milleti Türkçe ile bu topraklarda doğdu. Toprağın ruhu ile insanın kavlinin buluşması, bu topraklarda konuşulan dilin Türkçe olmasını, bu toprakların Türk vatanı olmasını, bu vatanın Türk Milletine ait olmasını temin etti. Türkçe, Müslümanlığı üzerindeki titizliği ve Müslümanlığından duyduğu memnuniyeti elden bırakmayanlara, bu karakterinin mükâfatı olarak verilmiş bir lisan olarak doğdu. Biz bir millet oluşumuzu ve bir vatana sahip oluşumuzu Müslümanlığımızdan başka hiçbir şeye borçlu olmadık. Bu en başta böyle idi, hep böyle idi, halen de böyledir. İnsanları insanlardan ne anladıkları sebebiyle değil, ne konuştukları sebebiyle tefrik edebiliriz. Bu manada Türkçe diye bir şey doğmuş ve bu Türkçenin doğuşuyla beraber millî bir haslet olmuştur. Türkçe doğarken Türk Milleti oluşmuş, tekevvün etmiştir. Bunun müşahhas yanı, Türkçe dediğimiz şeyin bilhassa Yunus Emre’den önce tekkeler, zaviyeler ve medreselerde; Yunus Emre’den sonra da yine Kur’an ve H...